• Osmanli Naksibendi Hakkani

Yalnız Allah İçin


BismillahirRahmanirRahim

Elhamdüllillah, Elhamdüllillah, Elhamdüllillah, rabbil alemin vessalatu ve salamu ala Resuluna Muhammedin ve ala alihi ve Sahbihi ecmain nahmadullahu te’ala ve nastağhfiruh ve naşhadu an-lailaha ilallahu vahdahu la şerike leh ve naşhadu enne Seyyidina Muhammedin Abduhu ve Habibuhu ve Resuluhu Sallallahu Alayhi ve ala alihi ve ezvacihi ve eshabihi ve etbaihi.

Hulefail raşidin mahdin min ba’di vuzerail immeti alal tahkik. Hususan minhum alal amidi. Hulefai Resulillahi ala tahkik. Umara il müminin. Hazreti Ebu Bakr ve Ömer ve Osman ve Ali. Ve ala bakiyati ve Sahabe-i ve tabiin, RıdvanAllahu te’ala aleyhim ecmain. Ya eyyuhel müminin el hadirun, ittakullaha te’ala ve ati’uh. Inna Allaha ma allathina-takav vel-lathina hum muhsinin.Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Ve Salatu ve Salamu ala Eşref al-Enbiya’i ve İmam el-Murselin, Seyidina ve Mevlana Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain.

Ya Eyyühel Mü’minun! Ey Müminler!

Resulullah (sav)’in sözleriyle Allah’a hamd ediyoruz:

"Allah'ım, bütün hamdler Sanadır. Çünkü Sen yerin göğün ve bunlarda olanın yegane idare edenisin. Sen, yerin, göğün ve onlarda olanların nurusun. Hamd yine Sanadır. Ve gene bütün övgüler Sana aittir; ki Sen Hak'sın; va'din, sözün, Seninle karşılaşmak, cennet ve cehennem, Peygamberlerin haktır; ve Hz. Muhammed (sav), kıyamet saati, bütün bunlar haktır. Allah'ım, Sana teslim oldum, Sana inandım, Sana tevekkül ettim, Sana yöneldim, tevbe ettim, senin uğruna mücadele ettim, seni hakem edindim. Gelmiş gelecek, gizli ve açık bütün günahlarımı bağışla. İleriye süren ve geriye bırakan Sensin. Senden başka ilah yoktur. Şanı yüce olan Allah'ın güç ve kuvvetinin dışında güç ve kuvvet yoktur."

(Buhari-Müslim)

“Allah’ım! Nuru, yaratılanlardan önce meydana gelen, ortaya çıkışı alemlere rahmet olan Efendimiz Seyyidina Muhammed’e, bundan önce gelip geçen ve halen var olan ve gelecek olan mahlukat adedince ve bu mahlukat içinde said ve şaki olanlar sayısınca, hatta öyle ki, had ve hesaba sığmayacak, sonu gelmeyecek ve tükenmeyecek derecede ve Senin yüce varlığının devamı süresince salat ve selam eyle. O’nun aline ve ashabına da aynen bu mertebede salat ve selam eyle."

(Salavat-ı Gavsiye, Şeyh AbdülKadir Geylani Hz. (ks)

BismillahirRahmanirRahim

“İnna Lillahi ve İnna İleyhi Raci'un” (2/Bakara:156) — “Biz Allah'a aitiz ve sonunda O'na döneceğiz.”

İnsanoğlunun yolculuğu budur. Ey Müslümanlar! Allah (svt)’ya dönüş yolculuğumuzun kolay olduğunu kim söylemiş? Kuşkusuz herkes bu yolculuğun kolay olduğunu düşünüyor. Özellikle de günümüz Müslümanları, 21. Yüzyıl Müslümanları. Müslümanlar, bunun en kolay yolculuk olduğunu zannediyor. Tatile bile giderken, sonunda Rablerine kavuşacakları yola çıkarken yaptıklarından daha fazla hazırlık yapıyorlar.

Bugün minberde birçok imam, alim ve müftü çıkıp, “Dostlarım, İslam kolaylıktır. İslam’ın zor olması gerekmez. Neden bu kadar endişeleniyorsunuz ki?” diyecekler. “Günde beş vakit namazını kıl, Ramazan’da orucunu tut, zekatını ver, Hacca git, iyi bir insan ol, Cennet’e girersin,” diyorlar. İslam kolaylıktır, diye Hadisi okumayı biliyorlar, ancak insanlara yanlış bir anlayış sunuyorlar.

Hadis ne diyor?

“İslam kolay bir dindir ve dinde kimse kendisini bu yola devam etmekten men edecek şekilde taşıyabileceğinden fazla yük yüklenmez. O halde müfrit olmayın (aşırıya kaçmayın), yaptıklarınızı iyi yaparak en mükemmelini yapmaya çalışınız, müjde veriniz. Sabah, akşam ve gecenin bir cüz'ünde ibadete sığınarak kuvvet bulun.” (Buhari)

Ve Peygamberin sözleri Haktır. Fakat estağfurullah, günümüz Müslümanları bu Hadisi zayıf davranmak, itaatsiz ve tembel olmak için mazeret olarak kullanır olmuşlar. Bu Hadisi okudukları zaman, “çok çalışmana gerek yok. Baksanıza, Peygamberimiz rahat olmamızı söylüyor,” diyorlar. Kör, sağır ve dilsiz olmuşlar. Sadece fiziksel olarak değil, kalplerinde de, akıllarında ve anlayışlarında da böyle olmuşlar.

Sahih Buhari’nin büyük tefsircisi İbn Hacer el-Askalânî, bu Hadis’i şöyle açıklıyor: “Bu şu demektir: Bir kişi kendisini bitap düşürecek derecede ibadette aşırıya kaçtığında, önünde sonunda onu devam ettirmekten aciz düşüp, o ibadeti terk edecektir.” Yani bu Hadis, ibadette aşırıya gitmekten bahsetmektedir. Tıpkı birçok “yeni” Müslüman’ın yapmaya çalıştığı gibi. Bütün gece ibadet etmek için uyumuyor, her gün oruç tutmaya çalışıyor ve sonra ertesi gün bırakıyor. Evet, Allah (svt) İslam’ı yarattı. Kadını, erkeği, çocuğu, Doğu’dan Batı’ya, Kuzey’den Güney’e kadar her milletten herkesin Kıyamet’e kadar taşıyabileceği şekilde yarattı İslam’ı. Beni İsrail’in ya da bir başka milletin şeriatı değil bizimki. İnsanoğlunun sınırlarını hesaba katan, apaçık bir şeriata sahibiz biz. Ve Resulullah (sav) de, onu bizlere daha da kolay kılmak için rahmet oluyor. O bizim önümüzde —onu izlediğimiz sürece emniyetteyiz demektir.

Sahibul Saif Şeyh AbdülKerim el Kıbrısi el Rabbani bu kolaylığın tabiatını bizlere şöyle açıklıyor:

“Allah (svt) bizim için kolaylaştırıyor. Peygamberlerini gönderiyor, Kitaplarını gönderiyor, bizlere yarattıklarından, nasıl yarattığından, neden yarattığından ve vazifelerinin neler olduğundan haber veriyor.

Hz. Ebu Bekir Sıddık (ra), ‘Keşke hiç yaratılmasaydım,’ der. Hz. Ömer (ra) da aynı şeyi söyler. Efendimiz (asvs) da dahil olmak üzere, Hz. Ali (ra), Hz. Osman (ra) da aynı şeyi söyler. Bunun manası, ‘Allah’ın bizlere vermiş olduğu şeyi taşımaktan aciziz,’ demektir.”

Ağırlığından değil, nefsimizden ötürüdür. Nefs, bizi her gün yanlış yöne doğru çekiyor. Ve Evliyaullah hak söz konuşur. Sahibul Saif’i dinleyin. Kolaylıktan bahsediyor ve hemen ardından Hulefa-i Raşidin’in hiç yaratılmamış olmayı diledikleri ifadelerinden bahsediyor. Çünkü insan olmanın, Hazreti İnsan olmanın vazifelerinden biri, Allah’a dönüş yolculuğudur —ki bu ağır bir vazifedir. Bunun çok kolay olduğunu iddia edenler —siz kimin İslam’ını izliyorsunuz? Kimin rehberliğinde ilerliyorsunuz? Rehberiniz kim? Yolunuz ne? Allah (svt) bizleri Fatiha Suresi’nde uyarıyor, sadece nimet verdiklerinin rehberliğini alıp, onların yolundan gitmeliyiz, sapıkların ve gazaba uğrayanların değil. Öyleyse kimin ayak izlerini takip ediyoruz? Allah’a neyi geri götürüyorsunuz?

Allah (svt), Dönüş Günü’nde ne istediğini açıkça belirtmiş, şöyle buyurmuştur,

BismillahirRahmanirRahim

“Ve (nâsın) kabirlerden diriltilip kaldırılacakları gün beni zelil etme. O gün, ne mal fayda verir, ne de oğullar. Ancak Allah'a selim bir kalp (Kalb-i Selim) ile varan kimse müstesna.” (26/Şuarâ:87-89)

SadakallahülAzim.

Samimi olmalıyız. Kalb-i Selim’e, o temiz kalbe sahip miyiz, değil miyiz bakıp anlamamız lazım. Peki selim bir kalbe, samimi bir kalbe sahip olmanın adımları nedir? Kendimize yalan söyleyemeyiz. Bütün dünyaya yalan söyleyebiliriz, ancak kalbinizde ne var, oturup bir bakın. Her gün bizi meşgul eden şey ne, uyandığımız andan, uykuya dalana kadar neyle meşgul oluyoruz, bir bakın.

Sahibul Saif şöyle söylüyor: “Kendine bir bak. Kendine bak ve şunu söyle, ‘Şu anda içinde bulunduğum, yaşadığım durumdan hoşnut muyum? Kıyamet Günü bu şekilde dirilmem için yeterli midir?’ Kendine sor. Kendine yalan söyleme. Kendini aldatma. Bütün dünyayı aldatabilirsin; bugünün insanı sağda solda tüm dünyaya yalan söyler olmuş da, en azından kendine yalan söyleme. Kendine bak. Yaptıklarına bak ve söyle. Beğendin mi? Beğendiysen ve diyorsan ki, ‘Bu İslam’a uygundur,’ o zaman devam et. Çünkü böyle öleceksin. Beğenmezden de kendini düzelt.”

Sultanul Evliya Şeyh Mevlana Muhammed Nazım Adil el-Hakkani şöyle söylüyor: “Ben hakiki Müslüman mıyım, diye kendine sor bakalım. Allah’a boyun eğdin mi, Hz. İbrahim’in her şeyden çok sevdiği oğlunu kurban etmeye hazır olması gibi nefsini kurban ettin mi? Hz. İbrahim, Halilullah’tı, Allah’ın Dostu’ydu ve kendini feda etmeye hazırdı, tam bir teslimiyet göstermişti. Canım feda olsun, diyordu. Cenab-ı Hak, nefsimizin kölesi olmamızı değil, O’na hizmet etmemizi istiyor. Bunu yapabilir misin? İnsanlar ne için yaşıyor? Nüfuzlu insanlardan, sıradan insanlara kadar herkes nefsini tatmin etmek için yaşıyor. Birçok değersiz taş, hani mücevherler nerede? İmam Rabbani, Nakşibendi’nin Şeyhül Azam’ı, ‘Kendini nefsinin köleliğinden kurtaran kişi izzet sahibidir,’ diye buyurmuştur.”

Öyleyse kendimize soralım, biz neyiz? Allah’ın kulu muyuz? Yoksa şeytanın kölesi miyiz? Hz. İbrahim ve Hz. İsmail Aleyhisselam’ın nesebinden, onların dualarından mı geliyoruz, yoksa, şanlı silsilemizden koptuk mu? Kimi izliyoruz? Bu zamanın sorusu budur. Kimi izliyorsunuz? İnsan, doğası gereği bir şeyi izler. Siz neyi izliyorsunuz? “Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir.” (36/Yâsîn:21) diye bahsedilen zatları mı izliyorsunuz, yoksa, Allah’ın şöyle tasvir etmiş olduğu o kişilere mi dönüştünüz?

BismillahirRahmanirRahim

“Nefsinin arzusunu ilâh edinen, Allah’ın; (hâlini) bildiği için saptırdığı ve kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?” (45/Câsiye:23)

Sağır, dilsiz ve kör. Allah bizi korusun. Fakat kimi izliyoruz biz? Seyyidina Muhammed (sav)’i izlediğimizi iddia ediyoruz da, Onu mu izliyorsunuz? Yoksa kendi nefsinizin objektifinden baktığınızda kendi kendinize icat ettiğiniz bir putun peşinden mi gidiyorsunuz? Resul-i Ekrem Efendimiz (sav)’i izlemenin şüphesiz bir delili olmalı. Bir kişi Efendimiz (asvs)’a gelip, “Ya Resulullah, seni seviyorum,” deyince, Efendimiz de, “Söylediklerine dikkat et,” der. Ancak adam, “Vallahi Seni seviyorum. Vallahi Seni seviyorum. Vallahi Seni seviyorum,” der. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, “Beni seviyorsan, zorluklara kendini hazırla,” diye buyurur. (Kadi İyaz, Şifa-ı Şerif)

Onun izinden gittiklerine delil gösterenler Eshab-ı Kiram’dır, Ehl-i Beyt’tir, Tabiin’dir, bugüne kadar izlemiş olan yüzlerce, binlerce, milyonlarcasıdır. Peygamber Efendimiz (sav)’i hakkıyla izleyebilmek için bizlerin de izlemesi gereken kişiler onlardır.

Hz. Ebu Bekir Sıddık, kafirlerce dövüldüğü zaman delilini göstermiş, uyandığında, “Resulullah nasıl?” diye sormuştu.

Hz. Ömer, oku ve kılıcıyla Kabe’ye gidip, “Resulullah’a dokunmak isteyen, evvela benimle dövüşmelidir,” dediğinde delilini göstermişti.

Resulullah’ın Sünnetini devam ettirirken şehit edildiğinde, Hz. Osman delilini göstermişti.

Katiller kılıçlarını çektiklerinde, Resulullah (sav)’in yatağında yatarak, Hz. Ali delilini göstermişti.

Hz. Salman-ı Farisi, emirliği bırakıp, Resulullah'ı arama yolunda köle olduğunda delilini göstermişti.

Hz. Bilal, kızgın kumların üzerinde, “Ehad, Ahmed,” diye ağlarken delilini göstermişti.

Dedesinin sözlerini taşırken zehirlendiğinde, Hz. Hasan delilini göstermişti.

Hz. Hüseyin ve ailesi, delillerini Kerbela’da göstermişti. Onların varisleri, Evliyaullah da delilleri kendi hayatlarında gösterirler. Osmanlılar delilleri kendi hayatlarında gösterirler. Büyük Şeyhimiz delilini göstermiştir.

Zindanlardayken Allah’ın Birliğine dair hiçbir ödün vermeyen İmam Rabbani delilini göstermiştir.

Sultanul Evliya Şeyh Mevlana Muhammed Nazım Adil el Hakkani, zalimler kendisini ölüm cezasına çarptırana kadar Kıbrıs’ın minarelerinden ezan okuduğunda delilini göstermişti.

Sahibul Saif, “Ben Allah’ın askeriyim. La ilahe illallah,” dediği için zorbaların hapishanesine girdiğinde delilini göstermişti.

Ve o delil, ibadetlerinin, fedakarlıklarının, yaşamlarının ve ölümlerinin ancak Allah için olduğunun delilidir. Allah’a kul olmanın delili budur.

Bu öğreti hala daha yaşıyor. Bu öğreti, bu talim ve terbiye burada bulunuyor. Hala daha burada. Bu irşad hiçbir zaman kaybolmayacak inşaAllah. Bu terbiye, niyetinizde Allah’ın dışındaki her şeyden nasıl boşanacağınızı öğretecek size. Bu terbiye, öfkenizden nasıl kurtulacağınızı, onu nasıl kontrol edeceğinizi, kıskançlığınızı, kibrinizi, inatçılığınızı nasıl kontrol edeceğinizi öğretecek. Bu hastalıklardan kurtulmak bir tercih değil, üzerimize farzdır. Çünkü Allah (svt), “Kalbi Selim istiyorum. Yalnızca kalbi selim,” diye buyurmaktadır. Çok fazla zikir yapmak, ibadet etmekle ilgili değildir bu. Eğer kalbiniz hala daha bozuksa, hala daha kara ve kirliyse, kalbimiz şeytanın lağımı haline geldiyse, namaz kılıp oruç tutmamız, Hacca, Umreye gitmemiz, zekat vermemiz Allah tarafından kabul görür mü zannediyorsunuz? Böylesi bir kalbin Allah (svt)’ya takdim edileceğini düşünecek kadar kör mü olduk? İçi boş ve cansız ritüellerimizin, kalplerimiz asilikle çürümüşken bizi kurtaracağını mı zannediyoruz? Allah bunu kabul etmez. Şu Hadise kulak verin. günümüz alim ve imamlarının gizlediği şu Hadisi dinleyin. Hz. Muaz bin Cebel’in şu Hadisini dinleyin:

Bir kişi gelip Hz. Muaz bin Cebel’e, “Resulullah (sav)’den öğrendiğin bir Hadisi söyle bana,” dedi. Hz. Muaz öyle bir ağlamaya başladı ki, sonu gelmeyecek gibiydi. Ancak sonrasında konuşmaya başladı ve şöyle bildirdi:

Resulullah (sav)’in, “Muaz!” diye bana seslendiğini duydum. “Buyurun ev sevgili Peygamberim!” dedim. Resulullah (sav) şöyle söyledi:

Sana bir hadis (söz) söyleyeceğim; eğer sen onu tutarsan, sana fayda verir. (Yok) eğer, kaybedersen (tutmazsan) o zaman da Allah Teâlâ nezdinde senin huccetin kesilir (delilin kalmaz).

“Ey Muaz! Mübarek olan Allah Teâlâ, yedi kat semâvat, yedi kat yer ve yedi melek yarattı. Yedi kat semâ'nın her birine bu meleklerden birini bevvâb (kapıcı) yaptı. Sabah vaktinden akşam vaktine kadar bu melekler kulun amel ve ibadetleriyle, göğe yükselirler. O amellerin güneş aydınlığı gibi bir nuru vardır. Melekler, o ameller ile dünya semasına çıkasıya kadar o ameli temiz ve çok görürler. Birinci kat sema ile müvekkel (vazifeli olan) melek, Hafeza Meleklerine şöyle seslenir:

- Durun! Bu ameli alın, sahibinin yüzüne çarpın!

Ben gıybet edenleri bilen ve tanıyan biriyim. Rabbim bana, gıybet edenlerin amellerini buradan öteye geçirmememi emretti. Bu amellerin sahibi gıybet yapan biridir. Onun amelleri buradan öteye geçmez; ne kadar temiz veya çok olursa olsun.”

Sonra Hafeza Melekleri, kulun amellerinden sâlih amel ile o çok görür halde ikinci kat semâ'ya gelirler. İkinci kat semâ ile vazifeli melek onlara:

- “Durun! Bu ameli alın sahibinin yüzüne çarpın! Bu amellerin sahibi bu güzel ameller ile dünya menfaatini gözetiyordu. Rabbim, onun amellerinin benden öteye geçmemesini emretti. Bu kişi amelleriyle, meclislerinde insanlar üzerine iftihar edip/böbürlenip övünüyordu. Ben fahr edenlerle (yaptığı amel ile başkalarına karşı iftihar edip böbürlenen/övünenlerle) vazifeli meleğim.”

Melekler, bir başka kulun amellerini yükseltirler. Sadaka, oruç ve namaz gibi amellerinden nurlar çok güzel bir şekilde etrafa yayılır. Hafeza melekleri bile onun ameline hayret ederler. O ameller ile üçüncü kat semaya kadar gelirler. Üçüncü kat semâ ile vazifeli olan melek onlara:

- Durun! Bu amelleri alın sahibinin yüzüne çarpın! Ben biri ile vazifeli meleğim. Bana Rabbim, onun amellerinin benden öteye geçmemesini emretti. Bu kişi, meclislerinde insanlar üzerine kibirlenen bir kişiliğe sahipti.

Melekler, bir başka kulun ameliyle yükselirler. Namazdan, tesbih, hac ve umre amelleri, yıldızlar gibi parıldar. Hafeza melekleri o amelleri ile tâ dördüncü kata kadar yükselirler. Dördüncü kat ile vazifeli melek, onlara:

- Durun! O amelleri sahibinin yüzüne, önüne, arkasına çarpın! Ben kibir, kendini beğenmişlikle vazifeli meleğim. Rabbim bana, onun amelini benden öteye geçirmememi ve onun buradan öteye geçmesine izin vermememi emretti. Bu kişi herhangi bir amel işlediği zaman, içine kendini beğenmişlik girerdi.

Hafeza melekleri başka bir kulun ameliyle yükselirler, beşinci kat semâya kadar çıkarlar. O ameller sanki, eşine hazırlanıp süslenen bir gelin gibiydi. Beşinci kat semâ ile vazifeli melek onlara:

- Durun! Bu ameli alın ve sahibinin yüzüne çarpın ve onu mesul tutun! Ben haset ile vazifeli meleğim. Bu amellerin sahibi, kendisiyle aynı ilimleri öğrenen bunlarla amel edenleri kıskanıyordu. Bu kişi onlara haset edip onlara iftira attıl. Rabbim bana, onun amelinin beni geçip gitmesine izin vermememi emretti.

Hafeza Melekleri kulun oruç, namaz, zekat, hac ve umre'den işlemiş olduğu ay gibi parıldayan amelleriyle yükselirler. Tâ altıncı kat semâ'ya kadar çıkarlar. Altıncı kat semâ ile vazifeli olan melek, onlara:

-Durun! Bu ameli alın ve sahibinin yüzüne çarpın! Çünkü bu kişi, asla hasta olan ya da başına bir bela gelmiş olan Allah'ın kullarından hiç kimseye merhamet etmezdi. Hatta bundan sadistçe bir zevk alırdı. Ben rahmet ile vazifeli meleğim. Rabbim bana, onların amellerinin beni geçmemesini emretti.

Hafeza melekleri yedinci kat göğe yükselirler. Namaz, oruç, cihad, hayır hasene ve vera sahibi (haramlardan-mekruhlardan, haram ve mekruh oluşu şüpheli olan şeylerden kaçınan) kulun amelleriyle çıkarlar. Bal arısı gibi sesi ve güneş aydınlığı gibi aydınlığı olup kendisiyle beraber üç bin melek, onu ta yedinci kata kadar yükseltirler. Yedinci kat sema ile vazifeli melek onlara:

- Durun! Bu ameli alın ve sahibinin yüzüne çarpın! Uzuvlarına vurun, kalbinin üzerine kilit vurun. Kendisiyle Allah'ın rızası gözetilmeyen bir amelin Rabbimin katına çıkmasından hicâb ederim. Çünkü bu amel Allah'tan başkasının rızasını kazanmak için işlenmiştir. Bu amelleri, ulema'nın yanında saygı görmek, toplumun ileri gelenleri arasında ve şehirlerde şöhret kazanmak içindi. Rabbim, onların amellerinin benden öteye geçmesini men etti. Allah için ihlas ile yapılmayan her amel riyadır. Ve Allah, riyakarların amellerini kabul etmez.

Hafeza melekleri, başka bir kulun namaz, oruç, hac, umre, güzel ahlak ve zikrullah'tan amelleri, (yedi kat) göklerin melekleri refakatıyla bütün perdeleri keserek Allah (svt)’nın huzuruna yükselirler. Melekler, O kişinin amelinde sâlih ve muhlis olduğuna şahitlik etmek için Allah Teâlâ’nın manevi huzurunda dururlar. Allah (svt) onlara:

- Siz benim kulumun ameline bakan Hafeza Meleklerisiniz. Ben ise onun kalbinin üzerine ‘Rakîb’im. Bu amelleri benim rızamı gözeterek yapmadı. Bu kulum amelleriyle benim rızamdan başka şeyler murad etti. Benim lanetim onun üzerinedir,” buyurur. Bunun üzerine bütün melekler şöyle derler:

- Ya Rabbi! Senin lanetin onun üzerine olsun. Bizim lanetimiz de onun üzerine olsun!” Bunun üzerine yedi kat semevât (gökler) ve içindekiler ona lanet okurlar.

Muâz (ra) Hazretleri ağlamaya başlayarak şöyle dedi:

- Ya Resulullah! Sen Allah’ın Elçisi’sin, ben ise Muaz’ım. Benim için necât (kurtuluş) ve sâfi niyet yolunu nasıl bulurum?

Resulullah (sav) buyurdular ki:

- Ya Muaz! Benim yaptıklarımı yap, beni taklit et. Eğer senin amelinde bir taksir (kusur) olsa da... Ya Muaz! Dilini, Kur’an’ı izleyen ihvan kardeşlerine uzatmaktan koru. Kendi günahlarının mesuliyetini yüklen, onlara suç atma. Onları çekiştirmekten hoşlanma. Dünya amelini, âhiret ameline karıştırma. Kibirle dolaşıp da insanların kötü ahlakından dolayı senden uzak durmalarına sebep olma. İnsanlar arasında böbürlenerek dolaşma —hem bu dünyanın hem de ahiretin güzelliklerini yitirirsin. İnsanların itibarını zedeleme ki, Kıyamet Günü cehennem ateşinin köpekleri seni parçalara ayırmasın. Allah (svt),“Andolsun usulcacık çekenlere,” diye buyurur. (79/Nâziât: 2) Bilir misin Muaz, nedir bunlar?

"Anam babam sana feda ey Allah‘ın Resulü" dedi.

"Cehennemde eti kemikten ayıran köpeklerdir" buyurdu.

Hz. Muaz, "Anam babam sana feda ey Allah‘ın Resulü! Bütün bunları kim yapabilir ve bütün bu kötülüklerden kim kurtulabilir ki" dedi.

Resulullah (sav): "Ya Muaz! Bunlar Allah‘ın kolaylık verdiği kişilere kolaydır.

(El Münziri)

Ve Resulullah (sav), Hakkı konuşur.

Necat (kurtuluş) nerede? “Beni taklit edin.” Resul-i Ekrem Efendimiz (sav), beni taklit edin, diye buyurmaktadır. Şeklen taklit etmeyin. Kalbi taklit edin. Bunu size kim öğretebilir? Kitaplar mı? Bilgisayar mı? İnternet siteleri mi? Facebook mu? Sosyal medya mı? Kalbin ne olduğunu ve onu nasıl taklit edeceğinizi, nasıl temizleyeceğinizi size kim öğretecek? Bunu okumakla, Sure ve Hadis tefsirleriyle öğrenilebileceğini mi düşünüyorsunuz?

Ey Müminler! Tıpkı Efendimiz (asvs)’ın ölü olmaması gibi, onun Sünnetleri de ölmüş değildir. Kendisi nasıl ölü değilse, onun yaşam biçimi de ölü değildir. Onun mirası, varisleri ile beraberdir. Nasıl yaşayacağınızı size öğretecek olanlar onlardır. Ve kalplerinde, bizim için kolaylaştırmaya yetecek kadar rahmet mevcuttur. Özellikle de bu ahir zamanda. Sahibul Saif şöyle diyor: “Tarikat, bize nasıl yaşayacağımızı öğretir. Tarikat, neyin nefsimizden, neyin Rabbimizden geldiğini öğretir bize. İnsan aynı anda her ikisine de kulluk yapamaz. Ya nefsine, ya da Rabbine kulluk eder. Alemlerin Rabbi’ne kulluk ederken, nefsinin her dilediğini yapamaz. Mümkün değil.”

Öyleyse bunu nereden öğreneceğiz? Sohbetten. Şeyhimizin sohbetiyle. O yüzden Şeyh Şah-ı Nakşibend Bahauddin Hazretleri şöyle buyurur:

“Sohbetimizle, kişi Cennete giden yolunu bulur.”

Aksi takdirde, bu yalnızca insanların ettikleri bir iddia olarak kalır. Dört buçuk milyar Hristiyan, kendilerinin doğru yolda olduklarını iddia ediyor. Yahudiler kendilerinin doğru yolda olduklarını iddia ediyor. Budistler kendilerinin doğru yolda olduğunu iddia ediyor. Putperestler kendilerinin doğru yolda olduğunu iddia ediyor. Yılana tapanlar, eşeğe tapanlar, ineğe tapanlar, insanoğlunda her türlü acayip yol var. Ne görürse, “Bu benim Rabbimdir,” diyor. ‘Rab’ anlayışı, ‘Allah’ anlayışı o kadar da kolay değildir. Allah’ı sevmek, insana farzdır. Farzdır. Peygamberini (sav)’i sevmek vacibdir. Allah’ı sevmek zorundayız; ancak Allah’ı sevebilmek için Allah’ı bilmek durumundayız. Sadece lafla, “Allah’ı seviyorum,” demek değildir. O sevgiyle ne yapıyorsun? Evvela Peygamberimiz (sav)’i nasıl seveceğimizi öğrenmeliyiz. Allah (svt), kimi seveceğimizi göstermek için bize Peygamberini (sav) gönderiyor, “Onu sevin,” diye buyuruyor, “O size önderlik eder. Onu sevmeyi öğrenin, o sevgi sizi Bana getirecek. Onun aşkı, sizi Bana getirecek.”

Daha nasıl bir kolaylık dileyebiliriz? İslam’ın kolaylığı budur. Kalbinizi teslim edin; ki kalbiniz Allah’ın Tahtı’dır, onu teslim etmek, Sahibi’ne geri döndürmektir. Kendi heva ve heveslerimize değil. Kalbinizi, Allah’a ve Peygamberi’ne sevgili olmuş olanlara, o sevgiyi hak etmiş olanlara teslim edin. Kalbinizi, “Sen O’ndan razi, O da senden razı olarak” (89/Fecr:28) teslim edin onlara. Hiçbir şey fayda vermez olduğunda, Kıyamet Günü sizi kurtaracak olan o sevgi, o rabıta, o şefaattir.

Bir bedevi Resul-i Ekrem Efendimiz (sav)’e gelerek, “Kıyamet ne zamandır?” diye sordu. Bunun üzerine Resulullah (asvs),

“Kıyamet için ne hazırladın?” diye sordu.

Bedevi, “Ben kıyamet için, çok fazla oruç, namaz, sadaka hazırlamadım, fakat Allah’ı ve O’nun Resulunü çok seviyorum.”

(Bunun üzerine) Rasulullah (sav) şöyle buyurdu:

“Sen sevdiklerinle berabersin.” (Müslim)

Ey Müminler! Bu bir müjdedir. Allah’ın ve Peygamberi’nin sevdiklerini seversek onlarla beraber oluruz. Amellerimiz kırık dökük olabilir ancak sevgimizi güçlü tutmalıyız. Ya Rabbi, kalplerimizi yanlış kişilerin sevgisinden, salih kişilere doğru, Peygamberi’ne ve Sana doğru çevir. Sen kalpleri döndürensin, ve bizler Senin aciz kullarınız. Ya Rabbi, bizlere bu kuvveti ver, onların hürmetine bizleri bağışla.

Amin.

Şeyh Lokman Efendi Hz

Sahibul Sayf Şeyh Abdulkerim el Kibrisi (ks) ‘nin Halifesi

Cuma Hutbesi

Osmanlı Dergahı, New York

18 Muharrem 1440

28 Eylül 2018

Hutbenin İngilizce aslına buradan ulaşabilirsiniz.

#ŞeyhLokmanEfendi #AhirZaman #EshabıKiram #PeygamberEfendimizsav #HzEbuBekirra #HzÖmer

0 görüntüleme

OSMANLI NAKŞİBENDİ HAKKANİ DERGAHI

© 2020 Osmanlı Nakşibendi Hakkani Dergahı

 

  • Instagram
  • Facebook
  • YouTube