• Osmanli Naksibendi Hakkani

Nasıl Kadere Razı Oluruz?


BismillahirRahmanirRahim

Soru: İnsan nasıl kaderine razı olur? Bir kişi fakir veya hasta düştüğünde ya da herhangi bir sevimsiz durum karşısında kaderini nasıl kabul edebilir?

BismillahirRahmanirRahim

Nasıl kaderine razı olacaksın? Kader o kadar mühim bir şeydir ki, imanımızın bir parçasıdır. Kadere inanmak. Hayır ve şerrin Allah'tan geldiğini bilmek. Allah'tan geliyor. Günümüzde bize nasıl gerçekten iman sahibi olacağımızı öğretmiyorlar, çünkü, "Bu dünyada her ne oluyorsa, buna sen karar veriyorsun," diyorlar. Çalışırsan, iyi bir işin olur. Şunu yaparsan şu olur. Her şey seninle ilgili; Allah'ın senin için hayırlı olana karar vermesiyle ilgili değil. Okulda bize bunu öğretiyorlar. "Her ne yapıyorsan, onun faili sensin," diye öğretiyorlar bize büyürken. Allah sadece sana bir şeyler bahşetmek için orada. Ama yapan sensin. Bu dünyada ne meydana gelirse gelsin, artık Allah orada hüküm sürmüyor, diyorlar— estağfurullah.

Peygamber Efendimiz (asvs), bir kara bulutun yaklaştığını gördüğünde, ellerini açıp ümmetini cezalandırmaması için Allah'a dua ederdi. Ad ve Semun kavmini cezalandırdığı gibi cezalandırmasın diye. Ki onlar herkesi kırıp geçiren cehennemden gelen rüzgarlarla cezalandırılmışlardı. Şimdi bunu öğretiyorlar mı? Tabii ki hayır. Şimdi bir şey olduğunda, "Allah'tan geliyor deme!" diyorlar. Kar fırtınası, kasırga, her ne olursa olsun, "Doğal bir şey bu. Sorun yok, diyorlar. Doğal." Hayır, değil. Doğanın Yaratıcısı Allah'tır.

Şimdi... Kaderini nasıl kabul edersin? Peygamber Efendimiz (asvs)'a bakın. Kendi hayatınıza baktığınızda, ki burada hayatınızla ilgili kaderinize bakıyorsunuz ve içinde nahoş bir durum var. Ve bu nahoşluk, senin dediğine göre, çoğunlukla fiziksel bir nahoşluk. Ya fakirsin ya da hastasın, bunlar fiziksel tatsızlıklar. "Ve bu fiziksek tatsızlık benim kaderim ve nahoş bir durum, iyi değil. Bunu nasıl kabul edeceğim?" diyorsun. Bu senin kader anlayışını, neyin Allah'tan geldiğine, neyin iyi neyin kötü olduğuna dair olan anlayışını gösterir. Anlayışında bir şeyler eksik kalmış; çok gelişmemiş daha. Çünkü diyelim ki birisi sağlıklıysa, zenginsen ve keyifli bir hayat sürüyorsan, bu iyi bir kader midir? İyi bir kader olduğunu kim demiş? Hasta ve fakir düştüysen ve hayattaki çeşitli zorlukları göğüslüyorsan, bu kötü bir kader, kötü bir hayat mıdır? Kim söylüyor bunu? Ya da Allah (svt), “Belki senin gördüğün şey kötü gibi ama onun içinde sana iyi bir şey var,” mı diyor?

Belki güzel bir şey istiyorsun ama içinde senin için bir kötülük var. Çünkü hayatımızı yaşarken, bize liderlik etmesi için kime bakıyoruz biz? "Hayatımı bu kişiye göre yönlendireceğim," dediğimiz kişi kim? Peygambere mi bakıyoruz? Hayır. Evliyaullah’a mı bakıyoruz? Hayır. Televizyona bakıyoruz. Ehl-i dünyaya bakıyoruz. Nasıl bir hayat yaşadıklarına, "Ah bu ne kadar da keyifli," deyişlerine bakıyoruz. Amerikan rüyasını görmek için bakıyoruz. "Bize mutluluk vermesi gereken şey bu," diyoruz.

Resul-i Ekrem Efendimiz (asvs), Allah (svt)'nın yarattığı en mutlu insandır; ancak en zor hayatı yaşamıştır. Eshab-ı Kiram, Allah ve Peygamberiyle çok mutluydu. Ancak hayatları çok zorluydu. Evliyaullah'ın hayatları çok zordur. Ancak Allah'tan razı olmuşlardır. Senin anlayışınla, Allah ve Peygamberi'nin ve Evliyaullah'ın anlayışı birbiriyle örtüşmüyor. Anlayışını değiştirmelisin. Çünkü senin anlayışın Hak değil.

Evet, zor. O zorluğun ne olduğunu anlıyor musun? Sahip olduğumuz zorlukları... Orta Doğu'ya kadar gitmeye de gerek yok, ki şu anda orası yangın yerine dönmüş durumda, ama sadece sınırın karşısına bakın, burada Amerika'da yaşıyoruz, Meksika'ya bakın, nasıl yaşıyorlar. Bizden daha kötü şeylere sahipler ama biliyor musunuz, çoğu çok mutlu gözüküyor. Fakirim, hastayım, birçok sıkıntım var derken bunu nasıl hissedebilirsin ki? Çünkü kalbin taş gibi sertleşmiş; sadece kendin için hissediyorsun. Allah bize bu teknolojiyi vermiş, her gün acı çeken insanların videolarını görüyoruz. Müslümanlar, iyi insanlar, acı çekiyorlar. Burmalıların, Rohingyalıların videolarını görüyoruz; acı içinde kıvranıyorlar. Bir de kendimize bakıyoruz. Şimdi kendine dön bak; onlarla kıyaslayınca, "Ya Rabbi acı çekiyorum," demeye nasıl yüzümüz olabilir ki? "Estağfurullah," dersin. Bir kere estağfurullah dedin mi, üzerinden bir yük kaldırılır. Ne kadar fazla estağfurullah dersen, o kadar fazla yük kaldırılır. "Nasıl olur da istediğim şeyi elde edemem!" diyorsan, o zaman her şeye sahip olsan bile, illa ki sahip olmadığın bir şey bulacaksın ve sana cehennem olacak. Çünkü bu dünya Cennet değildir. Elbet sevmediğin bir şey bulacaksın.

Bir adam vardı, kim olduğunu açıklamayacağım, bir hükümdar ama zalim bir hükümdardı. Dedi ki, "Üç gün boyunca tam bir zevküsefa süreceğim. Ne bir şeye endişeleneceğim, ne bir sıkıntı, hiçbir şey olmayacak." "Güneşin doğuşundan batana kadar, üç gün boyunca tam bir zevküsefa içinde yüzeceğim." Uyanır. Her şey, görmek istediği, dinlemek istediği, yemek istediği, bütün duyularına kusursuz bir zevk veren her şey orada. Bir gün, iki gün, üçüncü gün bir şeyler yiyor ve en gözde cariyesiyle yiyor. Ve çok mutlu hissediyor. O esnada, gözde cariyesi tavuk yerken boğazına kemik kaçıyor ve boğulup ölüyor. Bu dünyanın bir hapishane olduğunu bilmiyor musun? Burası zindandır, Cennet değildir. Sorun, bu dünyayı Cennete çevirmeye çalışmakta.

Burası bir hapishanedir müminler için. Kafirler için ise cennet. Bir sıkıntıya düştüğün zaman, kendini onlarla kıyasladığında, "Sıkıntı içinde olduğumu söyleyemem," dersin, "Estağfurullah ya Rabbi. Nasıl arzu edersen." "Bunun içinde bir hikmet var. Anlamama yardım et." Geri çekilirsin. Kızgın olmayı bırakırsın. Kibirli olmayı bırakırsın. Talepkar olmayı kesersin. "Sen nasıl istersen. Bana daha fazla sabır bağışla ya Rabbi." Olaylara, bir kul olarak bakmaya başlarsın. Bir mümin gibi bakmaya başlarsın. Bu dünyaya, ehl-i dünya gibi, ehl-i nar gibi bakmazsın. Kafirlerin baktığı gibi bakmazsın. Şeyhimizin eskiden dediği gibi, "Allah'a inanmayanlar, Allah yok, Ahiret yok diyenler, neden uyuyorsunuz ki? Vaktinizi boşa harcıyorsunuz. Madem öyle hiç uyumayın!" derdi. Yirmi dört saat keyfine bak! Çünkü eline geçen yalnızca bu olacak. Uyuma. Yıllarca uyuma. Keyif sür. İstediğin her suçu işle, her şeyi yap. Neden vaktini boşa harcayasın ki?

Ancak bizler böyle yapmayız. Bizler müminiz. Bizim örnek aldığımız kişiler bu dünyadan değildir. Bizim örnek aldığımız kişi, Peygamber Efendimiz (asvs), Ehl-i Beyt, Onların Varisleri, Evliyaullah. Onlara bakın. O zaman mutluluk kaynağınızın, insanların, "Mutluluk kaynağı budur," dedikleri şey olmadığını göreceksiniz. Daha fazla para, daha fazla iş, daha fazla şu bu, çocuk, servet... Mutluluk kaynağı değil bunlar. Mutluluğun kaynağı başka bir şeydir. Bir kere onu buldun mu, o zaman Allah vermiş, vermemiş fark etmez. Sen artık bulmuşsundur. Peki nedir o? Bulduğun şey nedir? Allah seni çağırıyor. O'nu bulmalısın. Çünkü mutluluğun yaratıcısıdır O. Sohbette bulunmalısın. Bunu bulmuş olan, bulan ya da yolda olan insanlarla beraber olmalısın. Allah'ı bulan insanlarla beraber bir cemaat halinde değilsen, sadece dünyayı bulmakla meşgul olan insanlarla beraber olacaksın. O zaman perişan olursun. Çünkü İslam'da şöyle bir deyiş var: Kendini dünyevi meselelerle ilgili kıyaslayacağın zaman, sahip olduklarını senden daha fazlasına sahip olanlarla kıyaslama. Bu şu demek; mesela bir evim var. Kendini on tane evi olanla kıyaslama. Hiç evi olmayan kişiyle kıyasla kendini. Ama Allah rızası için, Ahiret için, ibadet için, kendini yalancılarla, hırsızlarla, katillerle kıyaslama. Kendini Sahabelerle, Evliyalarla kıyasla.

Bizim aradığımız şey ne? Kanaat etmek. Sakine. Onu dışarıdaki şeylere bulamazsınız. İnşaAllah. Etrafa bakmayı kesersek, tek acı çekenin kendin olduğunu düşünürsün. Çektiğin acının eşi benzeri yok. Hiçkimse anlayamaz. Kaç tane daha acı çeken insanların videolarını göreceğiz? Kaç tane daha ağlayan mülteci videosu göreceğiz? Yolda doğum yapan, istismar edilen, öldürülen... Kaç tane daha video görmemiz gerekiyor? Allah bizi buna şahit tutuyor. Küçük çocuklar, muhabirden bir şey isteyecekler ama çok utanıyorlar. Muhabir, "Ne istiyorsunuz?" diye soruyor.

"Çok özür dilerim, çok çok özür dilerim ama sormak zorundayım çünkü kardeşlerim açlar, üç gündür yemek yemediler. Ekmeğiniz var mı?"

Eğer şükrünüz eksikse, şükretmiyorsanız, her şeye sahip olabilirsiniz ama sizin için cehenneme dönüşür. Şükrediyorsanız, çok fazla şeye sahip olmasanız bile içinde rahmet bereket olur. Mutlu hissedersiniz ve hayatınızı paylaşırsınız. Paylaşırsınız. Başkalarının da sahip olmasını istersiniz. Allah bizi daha fazla şükür sahibi kılsın inşaAllah.

Fatiha. Bu kadarı yeterli.

Sorun var mı? Söyle.

Bu fıkıh sorusu. Ben fıkıh alimi değilim. Sünnettir çünkü. Sen araştır bul ve bana söyle. Çok zor değil. İçinde bir sır var. Tıpkı iki defa secde etmemizde bir sır olması gibi. Kimse bana bu soruyu sormuyor. Namazda her şeyi bir defa yaparız. Bir kez kıyamda dururuz, Bir kez rükuya varırsın. Değil mi? Bir kez oturursun. Ama iki defa secdeye varırsın. Bunun bir sebebi var. Ben söylemeyeceğim. Sen kendin bul. İnşaAllah.

Ve min Allahu Tevfik.

El Fatiha.

Amin. Selam aleykum ve rahmetullah.

Şeyh Lokman Efendi Hz.

Sahibul Sayf Şeyh Abdulkerim el Kibrisi (ks) ‘nin Halifesi

Osmanlı Dergahı, New York

2 CemaziyelEvvel 1439

19 Ocak 2018

Sohbetin İngilizce aslına buradan ulaşabilirsiniz.

#ŞeyhLokmanEfendi #Kader

48 görüntüleme

OSMANLI NAKŞİBENDİ HAKKANİ DERGAHI

© 2020 Osmanlı Nakşibendi Hakkani Dergahı

 

  • Instagram
  • Facebook
  • YouTube