• Osmanli Naksibendi Hakkani

Kalbinizde Aşk Var Mı?


BismillahirRahmanirRahim

Elhamdüllillah, Elhamdüllillah, Elhamdüllillah, rabbil alemin vessalatu ve salamu ala Resuluna Muhammedin ve ala alihi ve Sahbihi ecmain nahmadullahu te’ala ve nastağhfiruh ve naşhadu an-lailaha ilallahu vahdahu la şerike leh ve naşhadu enne Seyyidina Muhammedin Abduhu ve Habibuhu ve Resuluhu Sallallahu Alayhi ve ala alihi ve ezvacihi ve eshabihi ve etbaihi.

Hulefail raşidin mahdin min ba’di vuzerail immeti alal tahkik. Hususan minhum alal amidi. Hulefai Resulillahi ala tahkik. Umara il müminin. Hazreti Ebu Bakr ve Ömer ve Osman ve Ali. Ve ala bakiyati ve Sahabe-i ve tabiin, RıdvanAllahu te’ala aleyhim ecmain. Ya eyyuhel müminin el hadirun, ittakullaha te’ala ve ati’uh. Inna Allaha ma allathina-takav vel-lathina hum muhsinin.Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Ve Salatu ve Salamu ala Eşref al-Enbiya’i ve İmam el-Murselin, Seyidina ve Mevlana Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain.

Bütün hamdler, Alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

BismillahirRahmanirRahim

“O, öyle Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir. O, yaratan, var eden, şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şânını yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.” (59/Haşr:23-24)

Sadakallahül Azim.

Ya Rabbi! Peygamberlerinin, Halis Dostlarının en yücesi, Evilyalarının İmamı, Peygamberlerinin Mührü, Alemlerin Rabbinin Sevgilisi, Elçilerin Şahidi,günahkarların şefaatçisi, Ademoğullarının Efendisi, Efendimiz Muhammed (asvs)’a salatü selam eyle. (Delail Hayrat)

Ve tüm salatü selamlar asil ehl-i beyti ile mübarek sahabelerinin, bilhassa Dört Hulefai Raşidin, Hz. Ebu Bekir Sıddık, Hz. Ömer el Faruk, Hz. Osman el Gani ve Hz. Ali el Murtaza ile Kıyamete dek onları izleyenlerin üzerine olsun.

Ey Müminler! Allah (svt), bizi yoktan yaratmıştır. Bize bu yer yüzünde sınırlı bir zaman vermiş; o zaman tükendiğinde öleceğiz. Ölecek ve kabrimize gidip Kıyameti bekleyeceğiz. Ve o son günde, Yevmil Kıyamet’de, Rabbimiz Allah Celle ve Ala’nın karşısında durup, dünyada yaptıklarımızdan hesaba çekileceğiz. Geçen her anda, aldığımız her nefeste, attığımız her adımda bu hakikate, Maliki Yevmiddin’in karşısında duracağımız zamana biraz daha yaklaşıyoruz.

Maliki Yevmiddin, o günü şöyle tasvir ediyor. Abese Suresi’nde Allah (svt) buyuruyor:

BismillahirRahmanirRahim

“Kulakları sağır eden o ses geldiğinde, işte o gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. O gün, herkesin kendine yeter derdi vardır. O gün bir takım yüzler parlak, güleç ve sevinçlidir. Yine o gün birtakım yüzler (de) vardır ki, üzerleri tozludur, onları bir karanlık (nursuzluk) kaplar! İşte onlar, kâfirler, ve fâcirlerdir (hakka isyân edenlerdir).” (80/Abese:33-42)

Sadakallahül Azim.

Ve o gün bize neyin yardımının dokunmayacağını, yardımcı olacak yegane şeyi de bildiriyor. Buyuruyor ki,

BismillahirRahmanirRahim

“O gün, ne mal fayda verir ne de evlât. Ancak Allah'a kalb-i selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur).” (26/Şuarâ:88-89)

Sadakallahül Azim.

Bu mübarek zamanlarda Rabbimiz için nasıl bir kalp hazırlıyoruz? Kalbimizi O’nun tahtı olması için hazırlıyor muyuz? Yoksa şeytanın çöplüğü haline mi getirdik? Tabibel Kulüb, Kalplerin Şifacısı, Şeyhimiz Sahibul Saif Şeyh AbdülKerim el Kıbrısi el Rabbani diyor ki,

“Kalp Allah’a aittir. İki şeyi aynı anda tutamazsın kalbinde. Haset, kıskançlık, kibir ve inatçılığı kalbinde tutup da, bir de üstüne, 'Allah da kalbimdedir,' diyemezsin. Diyemezsin. 'Allah kalbimdedir,' dedikten sonra diğer şeylere muhabbet besleyemezsin. Yapamazsın. O zaman yalancısın demektir. Allah bize buyurmuş: 'Yalancısın sen. Kalp Bana aittir. Beni orada tut, Ben de senin 'ol' dediğin her şeyi olur kılayım.' Bakın bakalım, eğer böyle oluyorsa Allah'ı doğru şekilde tutuyorsunuz demektir. Yok, eğer böyle olmuyorsa bir şeyler yanlış demektir. O şeyden kurtulmaya bak.

Mübarek bir geceye yaklaşıyoruz. Bazı Evliyalar bunun en mübarek gece olduğunu, Allah (svt)'nın kalplerimize bakacağı ve orada ne görürse ona göre kaderimizi çizeceği gece olduğunu söyler. Mübarek Leyletül Beraat Gecesi girmek üzere. İbni Abbas (ra) şöyle diyor: "Berat Gecesi'nde Allah (svt), bu seneden gelecek seneye kadar meydana gelecek olayların hepsini ayarlar. Yaşayanlardan bazılarını ölüler listesine aktarır ve kimin Allah'ın Evi'ne Hac yapacağını yazar. Ne bir eksik, ne bir fazladır." (Gunya)

Bu gece, Allah (svt)'nın Ademoğulları (as)'na Rahmet vermek için seçtiği gecedir. Hz. Ali (kv), Efendimiz (asvs)'ın şöyle söylediğini bildirmiştir:

"Beraat'in gündüzünü ibadet ile, gecesini oruç ile geçirin. O gece güneş battıktan sonra Allah rahmetiyle dünya semasına tecelli eder ve şöyle seslenir: İstiğfar eden yok mu, affedeyim ve bağışlayayım. Rızık isteyen yok mu, hemen rızık vereyim. Başına bir musibet gelen yok mu, hemen sağlık ve afiyet vereyim. Kimse var mı?’ Böylece tan yerinin ağarmasına kadar bu şekilde devam eder. (İbn-i Mace)

Bizler birer mümin adayıyız. Peki, Rabbimiz Allah (svt)'nın bizlere bu söylediklerini duyunca, bu vaadini duyunca kalplerimiz canlanıyor mu? Allah (svt)'nın, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, Kadir-i Mutlak olan, hiçbir eşi olmayan Allah (svt)'nın, O'ndan yardım dileyelim diye bizi araması kalplerimizi uyandırmıyor mu? Yoksa kalplerimiz öylesine ölmüş de, bu sözleri bir gaflet sarhoşluğuyla mı dinliyoruz? Şeyhimiz Sahibul Saif şöyle anlatıyor:

Bu gece, semada ilahi emirlerin değiştiği gecedir. Beraat Gecesi'dir. Yeni takvimdir. Semanın takvimidir. Muharrem, yeryüzünün takvimidir. Ve bu gece semavi takvimin gecesidir. Orada da her şey tamamen değişiyor. Her şey aşağıya gönderilmek üzere gün yüzüne çıkmaya başlıyor. Ve her ne gönderilirse, gelecek seneye kadar bir daha değişmeyecek. Ne yaparsan yap. Yine bazı istisnalar olabilir ancak genel olarak değişmeyecek.

Ne kadar heyecanlısın? Bunun için kalbinde ne kadar aşk var? Başka bir cemaatten olsanız, hadi onların şeyhleri, imamları onlara hatırlatmıyor. Böylesi bir gecede vaaz kürsüsünde oturup, sadece cemaat geldiğinde, "Bu gecenin önemini biliyor musunuz?" diyerek ancak o zaman günün öneminden konuşmaya başlıyorlar. Onları anlarım. Ama siz, siz müridsiniz, anlamıyorum. Çünkü ben sürekli olarak, daha o gün ve geceler gelmeden önce bunlardan bahsediyorum size. Sizi nelerin beklediğini, ne beklemeniz gerektiğini anlamanız için bir şeyler vermeye çalışıyorum. Herkesi neler bekliyor, beklenti ne olmalı söyleyeceğim. Sınıfı geçemediğinizde bilirsiniz. Biliyorsunuz, okuldayken çalışmadığınızı bilirsiniz. Sınıfta kaldın, belki zorla geçeceksin. Sana beş mi verecekler yoksa ite kaka mı geçirecekler. O diplomayı alınca çok sevinirsin de, kendi kendini kandırdığını bilirsin. Ve bir yıl boyunca tüm dünyayı kandıracak ve aynı zamanda da sevinç içinde olacaksın. Ne kadar saçma bir şey. Ne büyük gaflet! Bundan daha aşağılık bir şey olabilir mi?

Allah (svt), bize akıl vermiş. Aklımız var. Ve bu da bizi sorumlu kılar. Ya kalbinde kıpırtı vardır, ya da yoktur. Tabii ki kalbinde aşk yok. Seni harekete geçirecek bir tutku yok. Aşkın yoksa, Allah yolunda harekete geçemezsin. Allah yolu senin içindir. Allah Yolu’nda harekete geçtiğinde, bunun mükafatı yine senin içindir, Allah için değil. Allah (svt) yeni bir gün yarattı, yeni sırlar açtı ve seni daha aşağı bir mertebeden daha yüksek bir mertebeye çıkardı diye heyecanlanınca, Allah’ın yüceliği artmıyor. Allah kazanmıyor, sen kazanıyorsun.

Ey Müminler! Bu sözler Büyük bir Allah Dostu’na ait. Ve o konuştuğu zaman, Resul-i Ekrem Efendimiz (sav)’in kalbinden konuşur. Ve Resul-i Ekrem Efendimiz (sav), her ne konuşursa Allah (svt)’dan gelir. “Ben kurtuldum,” deyip de sonradan hayvanlar gibi yaşadığımız bir din izlemiyoruz biz. Hayır. Bizler, bize korku ve ümit arasında olmayı öğreten Peygamber Efendimiz (sav)’i takip ediyoruz. Gecelerini Allah korkusu içinde ağlayarak geçirenlerin yolundan gidiyoruz. Allah’a olan korkuları, O’na duydukları derin sevgiden kaynaklananların yolunu izliyoruz. Bütün geceyi, sakalları ıslanana dek Allah’a ağlayarak geçiren Peygamber Efendimiz (sav)’in yolunu izliyoruz. Sakalları öylesine ıslanmıştı ki, Sahabeler bir kova su dökülmüş gibi gözüktüğünü söylüyorlardı. Bizler, Sıddık-i Ekber’in yolunu izliyoruz; Allah’tan öyle korkardı ki, kuşlara, “Ey kuş, ne kadar talihlisin. Ağaçtan yer, yine onun altında gölgelenirsin. Kıyamet Günü’nden korkmazsın. Ben de senin gibi olmayı isterdim,” demiştir.

Bizler, Şu ayeti okuyup da yirmi gün nefes alamayan Faruk-u Azam’ı izliyoruz:

BismillahirRahmanirRahim

“Muhakkak ki Rabbinin azabı, mutlaka vuku bulacaktır. Ona engel olacak hiçbir şey yoktur.” (52/Tûr:7-8)

İşte Ümmet bu korkuyu yitirdi. Ancak Allah korkusu olmadığında, Allah sevgisi de mevcut olamaz. Sadece kendini seversin. Sadece bu dünyanın, nefsinin ve arzularının sevgisi vardır o zaman. Ve Allah sevgisi olmadan, Allah yolunda aşk duyulamaz. Ve bu aşk olmadığı takdirde de, birer ölü haline geliriz. Zalim oluruz. Haksızlığı, adaletsizliği destekleyenlerden oluruz. Dışarıda belki milyonlarca, milyarlarca Müslüman var ama işte tam da bu yüzden kalplerimiz ölmüş durumda. Ve bu ölüm, bizi utanç verici bir hale düşürdü bu dünyada.

Uyanmamız gerek. Uyanmaktan başka bir seçeneğimiz yok. Kendilerine Müslüman diyenlerin, kendilerine Mürid diyenlerin uyanmaktan başka seçeneği bulunmuyor. Şeyh Efendi bunu, Hz. Nuh (as)’ı örnek göstererek açıklıyor:

“Kendinize gelin. Kendinizi kurtarın ki, anlayabilesiniz. Evet, Nuh Aleyhisselam’ın Gemisi’ni anlamak için... Sadece seksen üç kişi gemiye girdi. Dışarı baktıkları esnada, milyonlarcası içinde birçoğu kendi aile üyeleriydi. Kendilerine gülüyorlardı. Alay ediyorlardı. Nuh Aleyhisselam ve o bir avuç insan gemiye binerken onlara gülüyorlardı. Ancak onlar sıkı sıkı Hz. Nuh (as)’a tutundular. Kitap bilmezlerdi, Allah bilmezlerdi. Nuh Aleyhisselam’a inandılar.

Nuh Aleyhisselam’a inandılar ve gemiye bindiler. Son dakikaya kadar hiçbir işaret yoktu. Son dakikaya kadar hiçbir büyük alamet olmamıştı. Gökyüzü her zamanki gibi açıktı. O yüzden de ona, “Sen delisin, kafayı oynatmışsın, o gemiye gittin,” diye sesleniyorlardı. Geminin kapıları kapanmıştı. Kapıları yukarıdandı, yan tarafları tamamen kapalıydı. “Geri çık oradan, hayvanlarla beraber boğulup kalacaksın,” dediler. Gülüyorlardı. “Şu halinize bakın, çıldırmışsınız. Ne kadar güzel bir gün. Bir de tufan olacağını zannediyorsunuz!” dediler. Böyle oldu. Aynen böyle yaptılar. “Sen bizim ailemizdensin, nasıl böyle aklını yitirirsin, ahmak yaşlı bir adamı izliyorsun!” Ona bunları söylediler.

Nuh Aleyhisselam ise kendisine inanan kim varsa gemiye binmeleri gerektiğini, inanmayanların giremeyeceğini söylüyordu. Onlar da girmediler. Ve göz açıp kapayıncaya kadar hava durumu tamamen değişti. Güneş değişti. Gökyüzü büyük bulutlar taşımaya başladı; simsiyah büyük bulutlar. Yeryüzü kaynamaya başladı. Sular yer yüzünden yükselmeye ve yağmur yağmaya başladı. Gök gürültüleri yankılanmaya başladı. Ve bir anda her şey değişti.

Evet. İşte Allah budur. Allahu Ekber. O dilediğini dilediği şekilde yapar. Ancak kullarının davranışlarına göre yapar. O yüzden bu yıl doğru yönde olmaya niyet edin. Sadece dille değil, davranışlarınızla da, yaşam biçiminizle de doğru yöne hareket edin. Beni takip edenlere, özellikle de buradakilere söylüyorum, bencil ve nefsani yöntemlerinizi bir kenara bırakın. İslam bencillik kabul etmez. Çoğunuz öyle bencil bir hale gelmiş ki, kendi kardeşlerinizin bile başına neler geldiğini bilmiyorsunuz; öldüler mi, kaldılar mı. Aynen kurtlar gibi, yalnız başınıza kendi egoist hayat tarzınızı izliyorsunuz. Ve kendi kendinize, kendi nefisinize göre hayatlar kuruyorsunuz. Hayır; şeytanın sizden tam olarak yapmanızı istediği şeydir bu.”

Ey Müminler! Berat Kandili yaklaşıyor. Bu gecede Rabbimize koşmalıyız. Allah’ın azabını, kendi üzerimize çekmiş olduğumuz bu azabı taşıyamayız. Allah (svt), semaya iniyor, Rahmeti iniyor ve, “Ey Kullarım. Gelin ve Ben’den dileyin,” diyor. Bu çağrıya cevap vermemek ne büyük bir utanç olur. Ahir zamandayız. Bu ahir zamanda, Evliyalar bizi ateşten çekip çıkarmaya, canımızı kurtarmamız için bizi çağırmaya çalışıyorlar. Şeyh Efendi diyor ki, “Uyanın. Lütfen uyanın. Lütfen, kendiniz için, kendiniz için uyanın. Kendi iyiliğiniz için. Lütfen uyanın. Kendiniz iyi olursanız, çocuklarınıza da iyiliğiniz dokunabilir. Sevdiklerinize iyiliğiniz dokunabilir. Kendiniz iyi değilseniz, hiçbir yere erişemezsiniz. Çünkü daha kendinize bile erişemiyorsunuz.”

Ey Müminler! Allah’a muhtacız. Peygamber Efendimiz (sav)’e muhtacız. Allah Dostları’na muhtacız. Onlar değil bize muhtaç olan. Bu mübarek gecelerde onlarla olan ilişkilerimizi, bozulmuş olan ilişkilerimizi düzeltmeye çabalamalıyız. Berat Gecesi’ni ibadetle, tefekkürle, tövbeyle geçirmeye koşturmalıyız. Bizden önce gelmiş olan, Allah’tan af dilemiş ve Allah’ın da onları affettiği Salih Kullarının yolundan yürümeliyiz. Efendimiz Hasan el Basri Hz. (ks) gibi dua etmeliyiz:

“Allahım! Her türlü günahımdan Sana sığınır, tövbe ederim. Senin İsmin üzerine yemin eder ve kulların arasından Sana dost olanları şahit tutarım ki, bir daha asla sana itaatsizlik yapmayacağım. Ancak şeytan beni kandırdı; ve benim asiliğimin cezası olarak benden yüz çevirmen, beni ümitsiz duruma düşürdü ve ona karşı döndürdü. Ve nefsimi sana yeniden bir itaatsizlik ettirdi. Utanç içinde kendimi kullarından saklarım. Açıkça ve küstahça günah işledim. Ancak biliyorum ki hiçbir perde, hiçbir kapalı kapı beni Senden gizleyemez, hiçbir örtü Senin bakışlarından saklayamaz. Senin bana yasak ettiğine karşı yeniden itaatsizlik ettim, ama Sen yine de üzerimdeki perdeni kaldırmadın. Sanki her zaman senin itaatkar kulunmuşum, sanki her emrini yerine getirir, her ikazından korku duyarmışım gibi, bana yine dini bütün kullarınla aynı şekilde muamele ettin. Senin kulların arasında gizli kaldım, Senin haricinde kimse sırrımı bilmedi. Beni utanç lekesi vurarak kulların arasından dışlamadın. Aksine, bana tıpkı onlara yaptığın gibi rahmetini yağdırdın. Ve sanki Senin nezdinde onlarla aynı konumdaymışım gibi, beni bu şekilde ayrı tuttun. Bunların hepsi, ancak Senin zapt edici ve bol rahmetinden kaynaklanmaktadır. Ya Rabbi! Bütün hamdler Sanadır. Allah’ım! Tıpkı bu dünyada kötü amellerimi gizlediğin gibi, beni Kıyamet Günü’nde de küçük düşürmemeni dilerim. Ya Erhamer Rahimin, Günahlarımı bağışla!”

Ey Müminler! Bu mübarek Şaban Ayı’nda, yaklaşan Beraat günlerinde Rabbimize tövbeye koşmalı, O’nun affını dilemeliyiz. O’na sevgili olanların izinden yürüme niyetimizi tazelemeliyiz. Ya Rabbi! Senin rahmetini diliyoruz.

Şeyh Lokman Efendi Hz

Sahibul Sayf Şeyh Abdulkerim el Kibrisi (ks) ‘nin Halifesi

Cuma Hutbesi

Osmanlı Dergahı, New York

12 Şaban 1439

27 Nisan 2018

Hutbenin İngilizce aslına buradan ulaşabilirsiniz.

#ŞeyhLokmanEfendi #BeratKandili #Evliyaullah #ŞabanAyı

64 görüntüleme

OSMANLI NAKŞİBENDİ HAKKANİ DERGAHI

© 2020 Osmanlı Nakşibendi Hakkani Dergahı

 

  • Instagram
  • Facebook
  • YouTube