• Osmanli Naksibendi Hakkani

Hangi zikir, en hızlı şekilde Allah’a (svt) ulaşmamı sağlar?


Soru: Hangi zikir, en hızlı şekilde Allah’a (svt) ulaşmamı sağlar?

BismillahirRahmanirRahim

Hangi zikir mi? Söyleyeyim hangi zikir olduğunu; gerçi hoşuna gitmeyecek ama…

‘Ah benim nefsim, ah benim nefsim, ah benim nefsim…’

Bu senin yapman gereken zikir. Neden biliyor musun? Çünkü bu zikir, bize verilmiş bu hayattan sonra Kıyamet Günü’nde yapıyor olacağımız zikir. Peygamber Efendimiz (asvs), dünyaya geldiğinde, ona hayat verildiğinde, o zaman onun yaptığı zikir, onun hatırladığı şey; ‘Ümmetim, ümmetim’ idi. Çünkü o, bizim için endişeleniyor ve bizi seviyor. Bizse onu sevmiyoruz. Sahteyiz, kendimizi kandırıyoruz, biz onu sevmiyoruz.

Ama Kıyamet Günü’nde uyanacağız ve ‘‘Ah benim nefsim, ah benim nefsim, ah benim nefsim…’ diyeceğiz. Yani, ‘Ah benim nefsim, beni kandırdın. Nasıl beni kandırdın? Nasıl sana kandım?’ O yüzden, sen bu zikri yap. Ama bu zikri gerçekten yapmak, samimice yapmak; sadece oturup, ‘Ah nefsim, ah nefsim, ah nefsim’ demek değil. Otur ve nefsini düşün. Nefsini anla. Nefsinin üzerine bas. Kendine, seni duvardan duvara çarpacak bir eğitici bul. O zaman, Allah’a hızlıca ulaşırsın.

Bir kişinin istediği her şeyi yapabileceğini; en bencil şekilde, en kibirli, inatçı ve aptalca şekilde hayatını yaşayıp; sonra oturup birkaç salavat getirip, birkaç bir şey söyleyince, sana Cennetin kapılarının açılacağını mı zannediyorsun? Sonra da gaflet içinde yaptığın zikri bitirecek ve nefsani, bencil hayatına devam mı edeceksin? Hayır. Böyle olmuyor. Kendini kandırma.

Öyleyse, zaman bul. Otur ve nefsini anla. Nefsin nasıl seni kandırıyor? Nefsin, yüzlerce ve binlerce tuzağı var. Nefsinin seni kandıracağı milyonlarca tuzağı var ve sen bunları kesip bitirmezsen; sonsuz sayıda namazın, zikrin, hiçbir şeyin sana yardımı olmayacak. Yardım edemeyecekler. Çünkü nefsin orada, her şeyi yakıyor. Nuru topluyorsun, ama ateş hepsini yakıyor. Evet, ateş her şeyi yakıyor. Hala kalbinde kıskançlık var. Hala kalbinde inatçılık, kibir ve öfke var. Ne kadar oruç tutuyorsun fark etmez. Ne kadar zikir, ne kadar Kuran tilaveti yapıyorsun fark etmez; hepsi yanıyor. Bilmiyor musun; kalbinde azıcık bir kibir bile olsa, Cennet sana yasaklanmıştır.

O zaman nasıl Allah’a ulaşacaksın? Nefsinin üzerine bas. Nefsinin üzerine kendi kendine basamazsın. Başaramazsın. Nefsinin üzerine bir mürşidin desteği, eğitimi ve yardımıyla basacaksın; eğer o mürşit sana yardım etmeye niyetliyse. Bu günlerde mürşitler, insanlara yardım etmekle ilgilenmiyor. Ya para topluyor, taviz veriyor ya da biraz daha iyisi, para toplayıp; kasidelerden, hadisten ve kurandan hikâyeler anlatıyor. Peki, tüm bunlar bilgi değil mi? Tabi ki bilgi. Ama bunlar âlimlerin bilgisi. Mürşidin bilgisi değil. Şeyhlerin değil.

Şeyhler senin nefsini, Emmare’den, Mutmain’e değiştirmek zorundadır. Çünkü bu Peygamberin değiştirmeye geldiği şeydir; Nefsi Emmare, itaatsiz olan nefsi, itaatkâr olan nefse döndürmek. Bu Peygamber Efendimiz (sav)’in değiştirdiği şeydir; kendi çocuklarını öldüren, onları diri diri toprağa gömen, o hayvan sıfatındakileri değiştirmiştir. Onların hayvani sıfatlarını değiştirip, en çok övülen millete, Sahabe-i Kiram’a çevirmiştir ki; o zamandan Kıyamet’e kadar bir daha asla, ne kadar yüksek makamdaki Evliya da olsa, bir Sahabe’nin makamına yaklaşamayacaktır bile.

Sadece Peygamberler bunu yapabilirler. Ve Peygamber’in yolunda olan Şeyhler de bunu yapabilirler. Onlar değiştirirler. Onlar seni zamanla değiştirirler. Senin kendini fark etmeni sağlarlar. Senin nefsini fark etmeni sağlarlar. Nefsini, Nefsi Emmare’den, Nefsi Mutmain’e dönüştürmeni sağlarlar. Yoksa herkes oturup, konuşabilir.

Ben de yapabilirim. Oturup, Peygamberler hakkında, seni ağlatacak, çok duygusal hikâyeler anlatırım; herkes, ‘Ah Peygamberim, seni seviyorum…’ der. Ve? Sonra? Her şey bittikten sonra, sen yine geriye dönüp, hala aynı şekilde düşünmeye, hala aynı şekilde öfkelenmeye, hala aynı kıskançlığa, aynı inatçılığa sahip olmaya devam edersin. O zaman, istediğin yere kaçabilirsin. Mekke’ye de gitsen, huzuru bulamazsın. Medine’ye de gitsen, huzuru bulamazsın. Nereye gideceksin? Yemen’e mi? Orada da huzuru bulamazsın. Endonezya ya mı? Orada da huzuru bulamayacaksın. Nereye gidersen git, huzuru bulamayacaksın. Çünkü kendi içinde huzuru bulamıyorsun; çünkü sana huzuru verecek olan huzur kişisini bulamamışsın. Bunu her yerden alamazsın. Hiç bir dükkânda satılmaz.

Evet, Allah’a yakın olmak istiyorsun; kendine çok önemli olan şu soruyu sor. Kendini kandırma. ‘Neden Allah’a yakın olmak istiyorum?’ Sen kimsin ki Allah’a yakın olmak istiyorsun? Bu şunu söylemek gibi, ‘Başkan Obama’ya yakın olmak istiyorum.’, örnek olarak söylüyorum. Sen kimsin ki Başkan’a yakın olacaksın? Hangi sebepten ötürü ona yakın olmak istiyorsun? Neden? Daha kendine bu soruları sormamışsın. Çünkü kul, kul olduğunu anladığında; kulun görevi nedir? Hizmet etmek. Kulun işi, Sultan’ın yanında oturmak değildir.

Soruna Nakşibendi yolundan cevap istiyorsun, ben de sana Nakşibendi cevabı veriyorum. Başka türden cevap istiyorsan gidebilirsin, Mevlevilere ya da başka yerlere; sana daha hoş, aşk dolu cevaplar verebilirler. Biz aşk dolu cevaplar vermiyoruz. Çünkü aşk dolu cevaplar; kendini tamamen yok etmeye hazır olduğunda, her şeyi bıraktığında, dünya ve ahireti Allah aşkı için bıraktığında; o zaman aşktan bahsedebiliriz. Aksi halde, bu sadece kendini kandırmak ve yalan söylemek olur.

Evet. Öyleyse neden Allah’a yakın olmak istiyorsun? Hala neden olduğunu bilmiyorsun. Hala yanlış sebepler. Allah’a yakın olma, O’na kulluk et. Kul ol. Bir kere kul olmaya başladığında, o zaman kalbin huzur bulur. O zaman ne için yaratıldığını anlarsın. ‘Biz neden yaratıldık?’ Demek ki hala neden yaratıldığını bilmiyorsun. Sen yaratılmadın. Biz yaratıldık mı? Kuran-ı Kerim şöyle mi söylüyor; ‘Seni bize yakınlaş diye yarattık’? Yoksa Allah (svt), ‘İnsanları ve cinleri bizi bilsinler ve ibadet etsinler diye yarattık’ mı diyor?

Kendine bunu sor ve samimi ol. Çünkü 'Abdullah' unvanının yüksekliğini anladığında, beğenmeyecek misin? Senin için çok mu alçak? Öyleyse imanını kaybetmişsindir. Çünkü Peygamber (sav) söylüyor; ‘Allah’ın bana vermiş olduğu, en sevdiğim unvanım, en sevdiğim adım Abdullah’tır.’ Eğer Peygamber’in sevdiği bir şeyden hoşlanmıyorsan; Tarikata göre, sen zaten yoldan sapmışsındır. Zaten imanını kaybetmişsindir. Ne cüretle Peygamber’e itiraz edebilirsin?

Öyleyse öncelikle: Abdullah. O kimliği almaya, o unvana sahip olmaya çalış. Abdullah olmak. Abdullah olmak sadece, ‘Tamam, Abdullah olmak istiyorum. Ne yapabilirim? Nereyi imzalıyorum?’ demek değil. Hayır, böyle değil. Uzun bir eğitimden geçmen gerekir. Belirli şeylerin yeniden düzenlenmesi, yeniden ayarlanması gerekir; eğer seni kabul ederlerse. Bazısı, seni kabul etmez bile. ‘Çok geç. Senin için yapabileceğimiz çok şey yok. Seni değiştirirsek, delirirsin, aklını kaybedersin. O yüzden, sen böyle devam et. Senin için dua ederiz.’ derler. Bu bizim isteğimiz değil. Bu Allah’ın istediğidir. Ama inşaAllah, yolunu bulursun ve senin için kolay olur.

Şeyh Lokman Efendi Hz.

Sahibul Sayf Şeyh Abdülkerim El-Kıbrisi'nin (ks) Halifesi

New York Osmanlı Dergahı

18 Ocak 2013

#ŞeyhLokmanEfendi

0 görüntüleme

OSMANLI NAKŞİBENDİ HAKKANİ DERGAHI

© 2020 Osmanlı Nakşibendi Hakkani Dergahı

 

  • Instagram
  • Facebook
  • YouTube