• Osmanli Naksibendi Hakkani

Rabbinize Kendi Acziyetinizi Şikayet edin


Destur Medet ya Sahibul Sayf Şeyh Abdul Kerim Efendi Hz. HasbinAllah ve nimel vekil ve la Havle vela Kuvvete İlla Billahi huvel aliyyul Azim. Neveyt ul erbain, neveyt ul uzlet, neveyt ul halvet, neveyt ul riada, nevayt ul suluk.

Tarikatul Sohbet ve hayru fil Cemiyet. Yolumuz sohbet ile kaimdir, Peygamber Efendimiz’in sohbetiyle kaimdir. Zikir ve cemaat... Peygamber Efendimiz’in cemaatinin zikridir. Kendi nefsimizin cemaati değildir. Dünyanın, arzularımızın, siyasetin peşinden koşma cemaati değildir. Kim olduğumuzu öğrenme, Rabbimizin bizden ne istediği ne beklediğini bilmektir. Bizi yaratmış ve bu dünyanın içine koymuştur. Rabbimiz bizden ne istiyor? Çoğu kişi, günde beş vakit namaz kılmamızı ister, Ramazan’da oruç tutmamızı ister falan filan diyecek.

Sultanul Evliya ve Sahibul Sayf, ‘Allah (svt) O sadece insanoğlunda olması gerektiği yere bakıyor.’ derler. Allah’ı göklerde aramayın, orada değildir. İnsanlar Allah’ı heykellerde, suda, arıyor. Orada değildir. Allah (svt) dünyaya baktığında nereye bakıyor? Ağaçlara, göklere bakmıyor, hayır. Bereket başka şey, onun İlahi bakışı İlahi nazarı başka şeydir. Kalplerimize, Tahtına, orada olup olmadığına bakar. Bu çok önemlidir.

Akıllı bir mümin, Allah’ın Tahtını kontrol eder, kalbini, ‘kalbim bugün ne ile meşguldü? Rabbimle mi meşguldü? Onu Tahtına koydum mu? Yoksa anlamsız işlerle mi meşgul oldum? Kalbinize baktığınızda, ‘içimde hala ne çok şüphe var, ne çok şikayet var, ne çok kıskançlık, ne çok öfke var. Tüm bunlar Allah’ın Tahtını meşgul ediyor. Bu Allah’a şirk koşmaktır. Allaha ortak koşmaktır.’ der. Aklı olan bir mümin, ‘Bundan kurtulmanın çaresini bulmam lazım, bundan kurtulmam, kalbimden atmam lazım, der. Bunun çaresini bulmak da oturup eline tesbihi almak, ya da birisine bana dua et demek değildir.

Peygamber Efendimiz, bunun yirmi üç yıl nasıl başarıldığını göstermiştir. Nasıl başarılabilmiştir? Sohbet ile, Cemaat ile, Hizmet ile. Peygamberimiz’in 124 bin sahabesinin hepsi Efendimiz’in Cemaatinde sohbet dinlemiştir. Fakat her birinin anlayış mertebesi başkaydı. Aynı değillerdi. Olmamalı da. Ama hepsi bir Cemaatteydi. Tek cemaatti. Bu, cemaatteki herkesin aynı olduğu anlamına gelmez. Hayır, tamamen farklıydı. Farklı fikirleriniz olabilir, iş yapma şekli farklı olabilir. Fakat Efendimiz’in cemaatine ilk giren tehlike, zehir neydi? Şiizm.

Şiizm ne öğretiyor; "Birisini sevmek için diğerini indirmen gerekir." Değil mi? Hz. Ali’yi sevmek için, estağfurullah Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Osman ve diğerlerinden, hanımlarından nefret etmen gerekiyor. Ehli Beyti sevmek için diğerlerinden nefret etmen gerekir. Hayır, sevgin nefretine bağlı değildir. Anlıyor musun?

Yani şimdi tehlike, yer değiştirmeler ve bölünmelerdedir. Bu neden oluyor? Bir grup, ya da bir hissiyat... Bir grupta o zaman ya da bu zaman, bir grup insan ya da kalbindeki bir hissiyat, oraya oturacak ve yargılayacak ve şikayet edeceksin. O zaman, şu kişi böyle, bu kişi öyle, şu kişi şöyle, bu kişi böyle. Düşünme şeklin, konuşma, iletişim kurma şeklin böyle olacak. Onunla ilgili her düşündüğünde, her konuştuğunda, her iletişim kurduğunda şikayet edeceksin. Böyle olduğunda, şeytan oraya bir şey koymuştur. Demek ki sen insanların birbirinden farklı olduğunu, farklı seviyelerde olduğunu, farklı sırları olduğunu, bunun arkasındaki sırrı göremiyorsun. Farklı anlayışlar ile gelir. Peygamber Efendimiz herkesi eğitimden geçirdi, Sahibul Saif bizi eğitti. Eğer anlamadığın bir şeyler varsa, yapacağın ilk şey şikayet etmemek olmalı.

Okulda ne öğretildiğini anlamıyorsan, yapacağın ilk şey nedir? Sormak. ‘Bu neden böyle? Anlamıyorum.’ diye. Şeyhe yakın ya da uzak olman fark etmez. Kendin varsayım yapma. Şeyh Efendi’den öğrendiğimiz kadarıyla, bir gün yukarı bir gün aşağıdasın. Tarikat böyledir. Bir gün yakınsın, bir gün uzak. Bir gün uzaksın, bir gün yakın. Garantileyebileceğin bir şey değil. Şeyh senin Rabbini memnun etmendeki yakınlığına bakar. O zaman hizmetinde seni yakına ya da uzağa çeker. Seni yakına çekti, ya da uzağa itti, sen bir yerde olduğunu sanırsın ama bunun farklı bir sebebi de olabilir. O zaman sana uçurumdan düşeceksin, diyecek. Öyle olunca seni yakına getirmek zorunda. Seni yakına getirmez, seninle birlikte uçuruma gelir, çünkü çok inatçısındır. Kimileri, ‘O, benimle birlikte kenarda, o zaman aramızda çok fazla fark yok. Ben böyle gülüyorum, o da gülüyor, ben böyle yapıyorum, o da yapıyor.’ der.

Bir kere Şeyhine bu şekilde baktın mı, ya da hanımlar beylerine bu şekilde baktı mı, Şeyhin hanımı İeyhe böyle baktı mı... Şeytanın ilk fısıldaması amacına ulaşır. Çünkü bu şikayetler ve yargılamalar bir kere geldi mi, hiç durmaz. Tek gördüğünüz şey artık yanlış şeylerdir, yanlışlıklar, her şeyde eksiklik. Eksiklikler.

Hz. Ali’nin dediği gibi, arkadaşınızın yalnızca hatalarına bakarsanız, o zaman hiç arkadaşınız olmaz. Allah Settar’dır. Bu yüzden, birisi daima şikayette durursa, şikayet etmek o kişinin iletişim kurma haline gelir, onun beslendiği şey haline gelir. Kişi o zaman kendine bakmalı. Çünkü çok yakında şeytan, ‘eh, bu kişinin öyle davrandığını görüyorsun, peki Şeh neden bir şey yapmıyor. Ben sessizce duruyorum, hiçbir şey söylemiyorum.’ der. Fakat şeytan kapıyı çalar, çalar, çalar, zaten nüfuz etmeyi başardı ve sonra ‘Sorun Şeyhte olmalı.’ deyip Şeyhi yargılamaya başlar. Anlıyor musunuz? Kendi gözlerimizle gördük. ‘neden bunu yapıyorsunuz? Adil değil. Neden o kişiye izin veriyorsunuz, neden şu kişi yapmıyor?’ O zaman birilerini yüceltirken, diğerlerini aşağılarsınız. Bu hastalık Şiizm, şimdi, sizin içinizdedir. O zaman ayrılma olacaktır.

Bana soru soruldu: ‘Kardeşlerinizi nasıl seversiniz? Kendinize verdiğiniz sevgiyi kardeşlerinize verene dek, gerçek bir imana sahip olmazsınız. Bu ne demek? Birçok kişi bunun para olduğunu söyler. Bu sizin anlayışınız, değil mi? ‘Neye sahipsem onu vermek zorundayım, para ya da makam.’ Hayır, oturup kendinden şikayetçi oluyor musun? ‘Ben ne tembel, ne kirli bir insanım, hiç bir şey yapmıyorum, yalnızca şikayette duruyorum. Hiçbir işe yaramıyorum.’ diyerek kendinle meşgul oluyor musun? Kendinle uğraştığında başkalarıyla uğraşamazsın. Uğraşmazsın. Başkalarına baktığınızda, ‘Bu benden daha iyidir’ dersin, çünkü kendinle meşgul olursun. Bu eşekle meşgulsun, o zaman kendine eşek dersin. Yalnızca diğer insanlarla uğraşmamak da değil, kendine ‘eşeksin, eşeksin sen.’ dersin. O zaman diğerleri sana eşeksin dediği vakit, evet haklısın, eşeğim. Tamamen doğru söylüyorsun.’ dersin. Çünkü o zaman kendinle meşgul olursun. Değil mi? Bu yüzden kendinle meşgul ol. Ama değilsin, başkalarıyla uğraşıyorsun. Yetki sana verilmediyse, sana zarar verecektir. Çünkü yetki sana verilmemiş. Hatta bir şey olduğunu fark etsen bile, sana verilmediği için sana zarar verecektir. Sana bu sorumluluğu kim veriyor? Sana sorumluluğu kim veriyor da, her şeyi açmak zorundasın? Söylemek, ima etmek mi zorundasın. Bilmediğimizi mi sanıyorsun? Yani senin sorumluluğunda değil. O zaman kendini suçlamıyorsan, başkalarını suçluyorsun. Çünkü kendini suçlarsan, başkalarını suçlamaya, şikayet etmeye zamanın olmaz.

Kendinle meşgul olduğunda ve Rabb’ine kendi acziyetini şikayet ettiğinde ne olur? Allah seni her zaman affeder mi diye soruyorsun? Değil mi? Kimse kendi acziyetini, zayıflığını Rabb’ine şikayet edip, ‘lütfen beni cezalandır.’ diye dua etmez. Haşa Estağfirullah. Daha çok, ‘affet beni, ben kirliyim Ya Rabbi, rahmet et.’ der, değil mi? Daha fazla Rahmet, daha fazla Settar için dua ediyorsunuz. Daha fazla anlayış, daha fazla rahmet diliyorsunuz. Şimdi... Kendiniz için dilediğiniz şeyleri, neden kardeşleriniz için dilemiyorsunuz? Nasıl olabilir? Bu kendinizle meşgul olmadığınızı gösterir. Kendinizle ilgili üstün düşünceleriniz var. Bir şekilde, kendinizle ilgili gizliden de olsa üstün düşünceleriniz var. Eğer olmasaydı, yanlış bir şey görsen bile kafanı çevirirsin. Ve ne olur? Onları örtersiniz. Allah’tan senin hatalarını örtmesini dilediğin gibi, o kişininkini de örtersin.

Ah ama bu günlerde insanlar dergaha geliyor ve ilk söyledikleri şey, ‘ah, tuvaletler çok kirli. İnsanlar şöyle, insanlar böyle.’ Ama diğer şeyleri hiç görmezler. Belki turist gibi kırk yılda bir gelip, gidiyorlar. Buna hakkınız yok. Hatta birkaç kere gelmiş olanlar bile... Sen orada mıydın, anlıyor musun? Eğer dergahın ilk yıllarında, daha kimse gelmemişken, etrafta çöp yığınları olduğunu söylesem, o zaman Şeyh Efendi ile ilgili ne düşünecektin? İnsanlardan kimileri çalışıyor, kimileri çalışmıyordu, o zaman Şeyh Efendi ile ilgili ne düşünecektin. Şeyh Efendiye, ‘Şu kişi çalışmıyor.’ dediğinde, ‘Bırak onu. Onun yapacak başka şeyleri var.’ diye direk yüzüne söylüyor. O zaman Şeyh Efendi’yi de yargılayacaksın. Ayrımcılık yaptığını söyleyeceksin.

Tabii ki istisnalar olacak. Anlamıyorsun. Anlamak için mi soruyorsun, yoksa yargılamak için mi? Ah, eğer yargılamak için soruyorsan, diyeceğimiz bir şey yok. Anlamak istiyorsan, gelip sorman, anlayabilmen için yollar vardır. Zaten kendinle meşgul oluyorsan, sormazsın bile. Bir kardeşinle ilgili bir şey düşündüğünde, ‘Çok tembel biri, bu adam..? Estağfirullah ya Rabbi,’ deyip geçmek ve bunu devam ettirmek kolay mı sanıyorsun? Hayır, değil. Bunu iddia eden kişilere bakıyorum. İzliyorum. Belki doğrudur, belki gerçektir. Kaç kere kardeşlerin için tuvaletleri ovalayıp, yıkadın? Kaç kere gübreleri küredin, ‘ah benim nefsim. Bu gübreden daha kirlisin.’ dedin. Gübre temizdir. Bir şeyler için kullanılır. Sen hiç birşey işe yaramazsın.’ dedin. Kimse sana bunları söylemeden, sen devamlı olarak bunu yaptığında, bu kibrine ilaçtır.

Kendin için ne istiyorsun? Merhamet. Herkes kendisi için merhameti sever. Kendin için neyi seversin? Affedilmek. Herkes affedilmeyi sever. Herkes günahlarını dünya ve ahiret için affedilmesi, örtülmesini ister. Allah günahlarımızı örtsün. Etrafındakiler için ne yapıyorsun? Yoksa sadece insanlara öfkeyle, dargınlıkla mı dolusun, öyle ya da böyle.

Bazı kişilere sorumluluk veirldiğinde... Birincisi, o sorumluluktan kaçarlar. Sorumluluğu almazlar, çünkü ağırlığıyla geldiğini bilirler. İkincisi, yaparlarsa da çok dikkatli olurlar. Çok dikkatli olur. O zaman yapılacak ilk içgüdü, ne kadar kirli olduğundan şikayet etmek yerine, ‘yapacağım, yapacağım, tekrar tekrar. Kimseyi şikayet etmeyeceğim.’ derler.

Otorite verilmiş olanlar, öğretmek, söylemek zorundalar. Söylemek zorundalar. Bu yargılamak değildir. Öğretmen öğrencilerine öğretmek zorundadır. Öğrencisini aptal diye yargılamaz. Çünkü öğrencidir. Belli bir seviyeye ulaşması gerekir ve onu öğretmen de senin görevindir, öyle ya da böyle. Ama bir şey defalarca öğretilmesine rağmen, kişi öğrenmemekte inatçıysa, o zaman başka bir yol deneyebilirsin. Öğretmen değilsen, yapma. Görevin şikayet etmek değil. Çünkü bir kere şikayet etmeye başlarsan, cemaatte bir kişiyi şikayet etmeye başladıysan, yakında diğerini de şikayet etmeye başlarsın, sonra başkasını, bir başkasını ve Cemaatin liderini, Şeyhi şikayet etmeden bitmeyecektir. Durmayacaktır.

Şeytanın ilk şikayet ettiği şey neydi. Adem (as)’dan şikayet etti değil mi? Parmağını göbek deliğine koydu, Adem (as)’ın bedenine dokundu, göbek deliğine kadar gelip kokladı, çünkü çamur hala kurumamıştı o zaman, parmağını koydu (tadına baktı), ‘ne pis bir yaratık.’ Evet topraktandı. Şikayet etmeye başladı. Ama içinden biliyordu ki, kendinden çok aşağıda olan bu yaratık, Meleklerle kıyasladığında, Allah (svt)’ın yarattığı her şeyden daha aşağıda olan bu yaratık, dünyada Rabbinin temsilcisi olacağını biliyordu. Sultan olacağını biliyordu. Halife olacağını biliyordu. Önce onu şikayet etti, sonra şikayeti nereye vardı? Allah’ı şikayet etmeye başladı, ‘Ona secde etmemi nasıl istersin. Aşağı seviyede bir şey olduğunu bilmiyor musun? Nasıl istersin?’ Ama kendi aklında, kendine ve başkalarına, "Ben sadece sana secde ederim, ona değil.’ diyordu. Bununla ne alakası var? Bu Tevhid ile ilgili bir şeydir. ‘Hayır, hayır bu şikayet değil. Bu doğru ya da yanlışla ilgili.’ diyorlar. Bu sıfatı kim veriyor, doğru ya da yanlışı karar verme yetkisini kim veriyor?

Kendimiz için ne isteriz? Önce, kendim için ne isterim diye sor. Fiziksel şeylere bakma. Allah’ın sana bu günlerde ne vermesini dilersin ona bak. O zaman, onu başkalarına vermeye uğraşıyor musun ona bak. Normal, sıradan insanlara merhametli ve sabırlı olmak, onları alttan almak kolaydır. Ama buna ihtiyacı olan insanlara, aptal olanlara bunu yapmak kolay değildir. Anlıyor musun? Kolay değil. Bu herkes için genel bir şeydir. Öncelik anlayıştır. Bunun neden olduğunu anlamamız gerekir. Ve eğer anlayışın Şeyhinin anlayışıyla aynı değilse, bulman lazım. Arayıp cevabı bulman lazım, ya da bunlar beni ilgilendirmez deyip kapatır, başka bir uğraş bulursun. Bunun üstesinden gelip, bu kısmı kapatmazsan, bir gün şeytan seni kandıracak ve yanlış bir adım attıracak, Dergahta büyük bir edepsizlik yapacaksın, edepsiz adımlar atacaksın. Ve bunlar Şeyhinin kalbini etkilerse, o zaman başın büyük belada demektir. Çünkü (Şeyhinin) kalbi dönebilir.

Kendi kalbinin dönmesi büyük bir şey sanıyorsun da, biz ibadet etmeyince Allah üzülecek mi? Ya biz ibadet etmeyince Allah (svt) ya Peygamber Efendimizden bir şey mi eksilecek? Şeyhimizden bir şey eksiliyor? Hayır. Ama eğer Onlar kendilerini bizden döndürürlerse, o zaman bize cenneti bile verseler, orası bize cehennem olur. Çünkü artık yüzlerini bizden çevirmişlerdir. Uyanın. Sizin ve benim için. Uyanalım. Bir şeyle ilgili güçlü sezgileriniz olsa bile ona güvenmeyin. Kim demiş güçlü hisler her zaman doğrudur diye! Bu yolda, güçlü sezgilerin varsa ve onları kendinize saklıyorsanız, orası şeytanın tohumlarını ekmesi için çok verimli bir yerdir. Çünkü çok güçlü ama kendinize saklıyorsunuz. Doğru olup olmadığını başkalarına teyit ettirmiyorsunuz. O zaman şeytan oraya bir şey eker ve çok hızlı bir şekilde büyür.

İnşaAllah, Mübarek Ramazan ayına girdik ve Allah bizi affetsin, gereksiz şeylerden kendimizi çekmemize yardım etsin, ibadetin tadına varmamıza yardım etsin. Sahibul Sayf’ın yüzü suyu hürmetine Allah beni affetsin, size rahmet etsin, İnşAllah.

El Fatiha

Amin.

Selam Aleykum.

Şeyh Lokman Efendi Hz.

Sahibul Sayf Şeyh Abdulkerim el Kıbrısi (ks) Halifesi

Osmanli Dergahi, Florida

24 Şaban 1439

10 Mayıs 2018

Sohbetin İngilizce aslına buradan ulaşabilirsiniz.

#ŞeyhLokmanEfendi

0 görüntüleme

OSMANLI NAKŞİBENDİ HAKKANİ DERGAHI

© 2020 Osmanlı Nakşibendi Hakkani Dergahı

 

  • Instagram
  • Facebook
  • YouTube