• Osmanli Naksibendi Hakkani

Sabrın İlahi Vasıfları


BismillahirRahmanirRahim

Sabır, çok derin geniş, çok derin bir konudur. Çünkü sabır, Allah’a aittir. Allah’a aittir. Sabır o kadar kutsaldır ki, sadece insanoğluna verilmiştir. Hayvanlar sabrın ne olduğunu anlayamaz. Hayvanlar sabırlı olmanın ne demek olduğu nasıl bilebilir ki? Ramazan, hayvani sıfatlarımızı alıp onları daha da arttırmak için değil, azaltmak içindir. Ramazan’ın bize öğrettiği bir şey varsa, o da sabırdır. Fakat bu nitelik nedir? Sabır nedir? Birisi size bir şey söyledi diyelim, çok sinirlendiniz, “Tamam, peki sabrediyorum, sabrediyorum,” dediniz. Bu sabrı ele alalım; bu yalnızca, “Patlamayacağım,” demektir. Ama biraz zaman geçip de fırsatını bulduğunuz anda patlayacaksınız. Bu sabır mıdır? Sabır bu değildir. Sabır, şu anda her ne oluyorsa, ondan birçok şey meydana geleceğini bilmektir. Şimdinin meselesi değildir. Sabır, nefse terstir. Nefs, sabırlı olmayı hiç sevmez. Nefs, şimdi ister. “Ben ne zaman istersem o zaman ister, o zaman alırım,” der. Fakat Allah bize öğretiyor ki bu günlerde, bu dünyada eğer sabırlı olursanız, eğer nefsinizi sabırlı olması yönünde terbiye ederseniz, yaptığınız yanlış şeyleri bile daha iyi yapabilirsiniz. Sabırlı olursanız, yanlış şeyleri bile daha iyi yapar hale gelirsiniz.

Sabır, şu anda meydana gelen şeylerin gerçek olmadığını bilmektir. Hakikat değildir bu, başka bir şeyin alametidir. Gelecekte olacak başka bir şeyin işaretidir. Biraz daha gelecekte, ahirette olacakların alametidir. Sadece şu anda değil. Basite indirgeyelim, gençken, özellikle de nasıl sabırlı olacağınız öğretilmemişse, ne isterseniz öylece yaparsınız. Çoğu zaman da, gençlikte koruma altında olduğunuz için, melekler sizi koruduğu için de istediğinizi yapabilirsiniz. Ve buna da izniniz vardır, çünkü ergenlik çağına erişmeden önce bir çok şey yaşasanız da, nefsinizin ya da şeytanın gerçekten bir etkisi yoktur, çünkü hala daha koruma altındasınızdır, masumsunuzdur. Sorumlu değilsinizdir. Sorumluluk çağı geldiğinde, o zaman sorumlu olmanın verdiği yükü taşımaya başlarsınız. Günahların yükünü çekmeye başlarsınız diyelim. Ama gençsiniz ve canınız ne isterse yapıyorsunuz. Ne isterseniz onu yemek istiyorsunuz, tamam mı? Sabırlı olmuyorsunuz. Ancak sonradan fark edersiniz ki, “Şu anda yapmış olduğum şeylerin bir neticesi, sonuçları olacak.” Ertesi sene olacak bir netice değil, on yıl sonra görülecek bir tane sonucu değil; belki de ömür boyu sürecek, hatta daha da ötesine uzanan bir neticesi olacak. Şu an yaptığınız şeye göre bir etkisi olacak. Sabırlı kişi etkinin ne olduğunu anlar. Anlar. En azından şunu der: “Şu şu yanlış şeyleri yapmayı bırakırsam, o zaman benim üzerimdeki kötü etkileri de zayıflar. Ama böyle yapmaya devam edersem, tüm bu kötü etkiler daha da güçlenir. O zaman namaz kılarken bile etki ederler. Çünkü çoktan kırıp içeri girdiler.”

Ramazan, bize bu ayda yapmış olduklarımızın, yaptığımız güzel amellerin çok büyük etkisi olduğunu öğretiyor, değil mi? Evliyaullah buyurmuş ki, işlediğin bir sevap, yetmiş bin kat daha fazla sevap işlemişsin gibidir. Yaptığımız kötü şeyler için de Allah’tan bağışlamasını ve örtmesini diliyoruz. Sabrın menşei Allah (svt)’dır. Bizden gelmez. Sabrın kaynağı Allah’tan gelir. Kaç defa Şeyh Efendi’yi, “Allah ne kadar da sabırlı, görüyor musunuz!” derken duyduk. Sabırlı insanın düşmanları, her zaman aptal ya da zayıf olduğunu söyleyecekler. İnsanların Allah (svt) hakkında söyledikleri de bu değil mi zaten? Allah (svt), her Kutsal Kitabın ardından Kendi Kudretini göstermek için işaret ardına işaret, ayet üstüne ayet gösteriyor. Yine de bu dünyada şu anda olup biten her şeyin karşısında Allah (svt) sabrediyor. Henüz daha azabını göndermiyor. Henüz daha cezasını vermiyor.

O sabrın da belli bir niteliği var. Oturup sabredersin, bunun bir belli bir keyfiyeti vardır. Bir hissiyatı vardır. Orada bir hakikat vardır. O sabrın hakikati nedir? Bir, “Çok sinirliyim ama şimdi içime atıyorum. Sonra bir gün her şeyi ortaya dökeceğim,” denilebilir. Bu da bir seviyedir ama en düşük seviyedir. Gerçek sabır değildir. Sadece, “Dur dur, intikamını alana kadar bekle bakalım,” demektir. Kaç defa Şeyh Efendi’nin, “Yutmayı öğrenmeniz gerek,” dediğini duydunuz? “Nasıl sindireceğinizi ve nasıl dışarı atacağınızı öğrenmeniz gerek.” Eh, bunu yapmak çok zordur. İlk önce yutmayı öğrenmeniz gerek. Birçok kişi, “Ne? Yutmak mı? Ben mi?” der. Bazıları birazcık yutar, sonra geri püskürtürler. İlk önce nasıl yutacağınızı öğrenmelisiniz. Dediğim gibi, bu ilahi bir niteliktir. Allah sabırlı olmasaydı, bizim nasıl bir şansımız olabilirdi ki?

Sindirmeyi öğrenmelisiniz. Nasıl parçalara ayıracağınızı öğrenmelisiniz. Öğrenmelisiniz, çünkü bir şeyi sindirdiğinizde, parçaladığınızda iyi olanı alırsınız, değil mi? İyi olmayanları da nasıl dışarı atacağınızı öğrenmeniz gerek. İçinizde tutup da sonra kanser olmak olmaz. Sindirmeyi öğrenmelisiniz. Ve en sabırlı olan, Peygamber Efendimiz (asvs)’dır. Bu demek değil ki, sabırlı olan kişi insanların üstüne basıp geçmesi için kapı paspası gibi olacak. Hayır. Çünkü o kişi ötedeki planı görür. Bilir ki, eğer şunu yaparsam farklı farklı sonuçları, farklı farklı yansımaları olacak; birçok şeyin değişmesine yol açacak. Mümin kişi şunu bilir: “Yapacağım tek bir eylem, birçok insanın hayatının değişmesine sebep olabilir. Çok dikkatli olmalıyım.” Peygamber Efendimiz (asvs) bunu anlamıştı. Yapacağınız bir hareketin insanları nasıl etkileyeceğini anladığınız zaman, şimdi değil, belki bundan on yıl sonra... Çocukların her şeyi nasıl aldıklarına bakın. Sonra tüm bunlar onların hayatına etki edecek. Ve başına bunlar bunlar gelmişti diye kendilerine fark ettirilene kadar da ne olduğunu anlamayacaklar. Eğer buna, birbirlerine nasıl etki ettiklerine dikkat etmezsek, Allah (svt)’nın planı çok narin, çok güzel ve oldukça karmaşıktır, o zaman mahvederiz. Yaratan Allah’tır, bizler ise yok ediyor olacağız.

Peygamberler, Evliyalar hangi adımı atacaklarını bilirler. Hangilerinin Allah’ın rızasını kazanacağını bilirler. Hutbe’de söylediği gibi, yaptıkları Allah rızası içindir. Allah’ın memnun olması içindir, kendilerinin memnuniyeti için değil. Yapılması gereken en iyi şeyin ne olduğunu, Sabrın Sahibi’ne sorarlar. Kendilerini dışında tutarlar. Çünkü sabırlı kişi, yok olur. Var olmaz. “Kendi canımı buraya koyamam. Kendimi hissedemem. Yapamam, tamamen yok olmam gerek,” der. İşte bu yüzden sabır, ulaşılması en zor mertebelerden biridir. Evliyaullah bilir ki, müminler bilir ki, “Sabırla birlikte yapıldığında bu eylem Allah (svt)’nın rızası için daha da açık ve berrak bir hale gelir.” Ve de o şekilde yaparlar. Bu sayede Allah yaratırken onlar yok ediyor olmazlar. Onlar da yaratımda faal hale gelirler. Anlıyor musunuz? İnşaAllah.

Peki nasıl öyle sabırlı olacaksınız? İmtihan edilmezseniz, hakkıyla çalışıp çalışmadığınızı nasıl bilebilirsiniz? Sabırlı biri olduğunuzu söylüyorsunuz, fakat her şeyle sürtüşüyorsunuz, her şey size dokunuyor, her şeyden sinirlenip öfkeleniyorsunuz. Bu nasıl sabır? Her şeye böyle sert, kaba bir şekilde karşılık veriyorsanız, bu nasıl bir sabır? Nasıl sabır? Her şey sizi dürtecek, her şey sizinle sürtüşecek, özellikle de Dergah’ta. Çünkü bu bir hastane, bir eğitim alanı. Mevlana Rumi’nin dediği gibi, size sürtünen her şeyden şikayetçi olursanız, nasıl cilalanabilirsiniz ki? Nasıl cilalanabilirsiniz? Kendini cilalayan kişi, bunu kendisi için yapmaz. Kendisini, yok olmak için terbiye edip parlatır ki, İlahi Vasıflar, o libas kendisini gösterecek. o gözükecek, kendisi değil.

Gençken sabırlı olmazsanız, sonra büyüdüğünüzde dünya size öğretir. Kimse bundan kaçamaz. Sabırlı olmazsanız, sabırsızlanmaya, aşırı sinirlenmeye, inatçılığa devam ederseniz, toprak öğretir. Orada da bitmezse, sizi ateşe koyarlar. O öğretir. Hah, ateşe atıldığı vakit kimse bir şey diyebilir mi? Allah bizi sınamasın.

Orada burada birazcık sürtüşmenize sebep olan şeyler yaşadığınızda bir adım geriye çekilin. Bir adım çekilip ne olduğunu anlayın. Sabırdır bu ilk adım. İlk adım sabırdır, ancak sonu Marifettir. Nefsinizi ortaya koymamak, nefsine geri çekilmesini söylemek, dediğim gibi, kendini durumda eritmek, kendine bakıp da o duruma karşılık vermek yerine, duruma bakmak... Hah, o zaman düzgün bir şekilde ilerleyebilirsin. Çok güzel bir şekilde ilerlersin. Akıllı bir şekilde hareket eder ve her kapıyı açan anahtarın sabır olduğunu anlarsın. Her şeyi açan anahtar odur. Sabır olmadan hiçbir şey yapamazsınız, çünkü yalnızca yok edersiniz. Doğru zamanda, doğru yerde, doğru durumda doğru kelimeleri kullanabilmek için sabırlı olmanız, beklemeniz gerek. Beklemeniz ve inşaAllahu Rahman Allah’ın rızasını, Allah’ı hayal kırıklığına uğratmamayı umut etmeliyiz.

Allah beni affetsin, size rahmetiyle muamele etsin inşaAllah.

Fatiha.

Selam aleykum ve Rahmetullah.

Şeyh Lokman Efendi Hz.

Şeyh Abdulkerim El Kıbrısi (ks) Halifesi, Osmanli Dergahi, New York

8 Şevval 1439

22 Haziran 2018

Sohbetin İngilizce aslına buradan ulaşabilirsiniz.

#ŞeyhLokmanEfendi

147 görüntüleme

OSMANLI NAKŞİBENDİ HAKKANİ DERGAHI

© 2020 Osmanlı Nakşibendi Hakkani Dergahı

 

  • Instagram
  • Facebook
  • YouTube