• Osmanli Naksibendi Hakkani

Bu Dünya Bir Mayın Tarlasıdır


BismillahirRahmanirRahim

Burada hiçbirimiz imtihan edilmiyoruz. Başımıza gelen şeylerden dolayı, bazen yaşadığımız zorluklardan dolayı imtihan edildiğimizi sanmayın. Neyle imtihan ediliyoruz ki? Açlıkla mı? Nefsin ilk sınavı bu, değil mi? Hangimiz yiyecek bir şeyi olmadığı için açlık çekiyor? Neyle imtihan ediliyoruz? Allah, sizi imtihan edeceğiz, diyor. Neyle imtihan ediliyoruz? Çocuklarımızla mı? Servetimizle mi? Burada, dağ başında bile ihtiyacımız olan her şeye sahibiz. Allah böylesine zayıf, böylesine akılsız, böylesine aciz kullarını ne diye test etsin ki? Bu Eğitim Bakanı’nın gidip ana okulu öğrencesini imtihan etmesine benzer. Böyle bir imtihan yok.

Neden başımıza gelen bazı şeyleri kötü bilir, öyle adlandırırız? Allah (svt), bize bunun cevabını çoktan verdi? Nereden geliyor onlar, Allah’tan mı? Nefsimizden geliyorlar. Şeyh Efendi’nin bunca yıl boyunca dikkat etmemizi söylediği şey neydi? Allah’ın imtihanı mı? Allah’ın vereceği imtihan hakkında bizi uyarıp, Allah’ın imtihanını anlayıp ona mı hazırlanmamızı söylüyordu? Şeyh Efendi nefsimizi anlayıp, onun tarafından kandırılmamamızı öğütlüyordu. Buradaki son birkaç yılında Şeyh Efendi’nin özellikle üzerinde durduğu şey neydi? Başımıza gelen kötü şeylerin sebebi ne? “Çünkü ben yanlış iş yapıyorum,” demeyin. Şeyh Efendi, elhamdülillah, buradaki herkesin niyeti iyi, demişti aynı zamanda. Kötü bir şey yapma niyeti taşımıyoruz. Namazlarımızı kılıp zikr yaptığımız için, öyle ya da böyle sohbette bulunduğumuz için, sonrasında başımıza hoşlanmadığımız bir şey geldiğinde belki imtihan ediliyormuş gibi hissedebiliriz; de kim diyor bunu? Şeyh Efendi özellikle son yıllarda neyin üzerinde duruyordu? Gaflet. Gaflet.

Gafletin, gaflette olmanın niyetle bir ilgisi yoktur. Gaflet, imanı bile söküp alır bizden. Gaflet, Cennet’e doğru gidiyoruz zannederken tutup bizi Cehennem’e götürür. Bir insan ne zaman Gaflete düşer? Dikkatli olmayı bıraktığı zaman. Peki bir insan ne zaman dikkatsiz olur? Ne olduğunda? Kendine güveni olduğunda. Bu dünyada da, Tarikatta olduğu gibi, dostlar arasında yaşamıyoruz. Tüm dünyadan bahsediyorum. Evliyalar arasında yaşamıyoruz. Biliyorum, belki de birçok kişi Tarikata girdiği için kendini Evliya zannediyor. Biz düşmanlar arasında yaşıyoruz. Bu dünya bizim düşmanımız. İçimizdeki arzular da; içinizde hangi arzular olduğunu bildiğinizi sanmayın. Onlar da her an değişir. Her gün değişirler. Bir sürü şey yapıyorsunuz diye belli bir makama mı eriştiğinizi zannediyorsunuz? Onun içinde de bir arzu var. Onun ne olduğunu size kim söyleyecek? Sizi kim uyaracak? Sen mi kendini uyaracaksın? Bu yolda eğer böyle yapmaya başlarsan, işe şeytan karışır. Şeyhin Şeytan olur, çünkü kendi kendini yönetmeye başlıyor, kendi kendinin doktoru olmaya çalışıyorsun demektir. “Ah, Şeyh Efendi’nin sohbetlerini okuyorum. Şu YouTube videolarını izliyorum.” Eh, o zaman YouTube videoları izleyerek kendi kalbini ameliyat et bakalım. Gör bakalım neler gelecek başına.

Peki nedir bu gaflet? Gaflet, her zaman kendinin doğru, başkalarının yanlış olduğu düşünmek, kendine güvenmektir. Ama bu yol manevi bir yoldur. Dışarıdaki insanlardan bahsetmiyoruz, biat almayan insanlardan bahsetmiyoruz. Evet, bu yol kalp kırıklıklarının yoludur. Evet, bu yol zorluk yoludur. Hz. Rumi’den, Sadi Şirazi ve diğer zatlara kadar, tüm o şairlerin anlattıkları budur; insanların bu yola girdikten sonra acı çekip, kan döküp, öldüğünü anlattığı zaman bahsettikleri işte budur. Bu dünyada yürümek, tıpkı bir mayın tarlasında yürümek gibidir. Geçen hafta da söyledim. Fiziksel olarak yürümekten bahsetmiyoruz. Şimdi hayatını yaşıyorsun, bir işin, bir ailen, sorumlulukların var. Hepsi de bunun içinde. Bu bir mayın tarlası. Her adımına dikkat edeceksin. Çünkü, dediğin gibi, bazen üst üste bir çok şey olur ve bir yerden sonra artık çileden çıkarsınız. Tamam, Estağfurullah dersiniz, ama öfkelenirsiniz. Fakat neden çileden çıkarsınız biliyor musunuz? Sebebi ne? Neden peş peşe bir dolu şey geliyor başınıza? Tamam, “Anlamıyorum,” diyorsun, “nefsimden geldiğini görmeye çalışıyorum ancak anlamıyorum.” Anlamana da gerek yok zaten. Kalk ve işini bitir. Niye her şeyi anlamak zorundasın? Havanın vücuduna nasıl girip içeride dolaştığını ve nasıl tekrar dışarı çıktığını anlıyor musun ki? 24 saat boyunca nefes alıp veriyoruz. Şeyh Efendi, “Allah izin vermese hava içeri girmez, nefes alamayıp hepimiz ölürdük. Allah izin vermese hava dışarı da çıkamazdı, ölürdük,” diye boşuna mı söylüyor? Bu izin ne zaman verildi? Ne zaman? Hiç düşünüyor muyuz?

Bu yola girince kafandaki tüm sorularının cevaplanacağı, bir şey yapmadan önce ne olduğunu anlayacağın nerede söyleniyor? Her şey üst üste geliyor. Nefsinden geldiğini görmüyor musun? Gafletin yüzünden olduğunu, dikkatsizliğin yüzünden olduğunu gerçekten göremiyor musun? Belki de Allah’ın, “Sizin hoşlanmadığınız şeylerde bir hayır, hoşlandığınız şeylerde ise size bir kötülük vardır,” lafını göremiyorsunuz. Her yere bakıyorsunuz ama anlamıyorsunuz. Anlamanıza gerek yok. Biraz geriye çekilin. İşinizi yapın. Bizim yaptığımız iş ne ki zaten? Normal, sıradan, vasat, ufak işler yapıyoruz. Anlıyor musunuz?

Her şeyi anlamaya çalışmak, her şeyi çözmeye çalışmak da nefsten gelir. “Semina ve etaa’na”ya ne oldu? “Duyduk ve itaat ettik.” Bunlar Peygamber (asvs)’ın sözleri değil, bunlar Ayet-i Kerime. Allah, müminin özellikleri olarak ne buyuruyor? “Duyduk ve itaat ettik.” Duyduk, anladık ve itaat ettik. Bazen anlamazsın, sadece duyarsın. Anlayış da sonradan gelecek. Neden her şeyi anlamak zorundasın ki? Tek bileceğin, “Ah, belki kötü bir hafta geçirdim, ondan anlamıyorum. Allah (svt), kötü olan her şeyin benden geldiğini söylüyor. Buna inanıyorum. O zaman ben de böyle kolaylaştırayım.” Bir çoğumuz kendi işlerimizde, günlük hayatımızda basit olmayı, kolaylaştırmayı biliyoruz ama konu Allah’a gelince, karmaşıklaştırıyoruz. SübhanAllah. Bu ne böyle? Allah karmaşık kulları mı seviyor?

Sadece Estağfurullah de. “Ya Rabbi, bu işi daha iyi yapabilmek için, daha iyi bir kul olabilmek için anlamayı diliyorum. Eğer hayırlı değilse anlamama izin verme.” Bir kere böyle yapmaya başladığınızda, sizi rahatsız eden birçok şey artık takılmamaya başlayacak. Belki yine rahatsız edecek ama takılmayacaksınız. Bilmeniz gerektiğini düşündüğünüz birçok şeyin de artık pek önemi kalmaz. Çünkü artık kendinizi bilmeye başladınız, amacınız ne, muradınız ne, bugün yapmaya çalıştığınız şey ne, anlamaya başladınız. Dün söylediğim gibi, asla unutmayın, biz ibadet etmek için buradayız. Diğer yaptığımız hiçbir şeyin anlamı yok. Biz ibadet için buradayız. Yaptığımız diğer şeylerin hepsi zaman doldurmak için. Şimdi Ölüm Meleği gelip de canımızı alsa, “Bugün hastalarınız için ne yaptınız doktor?” diye sormayacak. “Bugün çocuğunun karnını doyurdun mu, doyurmadın mı?” diye sormayacak. “Kiminle kavga ettin?” diye sormayacak. “Rabbin kim?” diye soracak. Rabbin... Kim O? Ne O? Rabbin kim? Eğer Allah ile meşgulsek, o zaman Ölüm Meleği sorduğu vakit kalbimiz dile gelir; çünkü Allah ile meşgul tutmuşuz kendimizi. Her daim O’ndan dilemiş, her daim O’nunla konuşmuş, her daim ibadette durmuş ve O’nu hatırlamış olduğumuzda, o zaman kalp dile gelecek. Çünkü Allah’ı koymuşsun kalbine. Bununla ilgileniyorsun.

Allah ile meşgul olduğumuzu söyleyemeyiz. Dünya ile meşgulüz. Birbirimizle meşgulüz. Kıskançlıkla, nefretle meşgulüz. Bugünlerde yirmi dört saat politikayla meşgulüz. Allah’ın, “Ne oldu sana, neden Trump’ın karşısında durup bir şeyler söylemedin?” diyeceğini mi zannediyorsun? Evet, dikkatli bir şekilde yürüdüğün zaman etrafın mayın tarlasıyla dolu olduğunu göreceksin. Dikkatli hareket etmediğinde her şeyi berbat edersin. Ne demişler? Aptallar düşünmeden hareket eder. Dikkat ediyor muyuz? Bugün Allah’ın rızasını nasıl kazanabileceğimize dikkat ettik mi? “Rabbimi, ne yemek yiyeceğimi düşündüğümden daha fazla düşündüm bugün,” diyebilmek için dikkat harcadık mı bugün? Eşekler günde 30 000 defa Rabbini hatırlar. Söyleyin, hangimiz günde 30 000 defa Rabbini düşünüyor?

Tüm bunların ışığında önceki soruları düşündüğünüzde artık pek bir önemi kalmadığını göreceksiniz. Başınıza geldiğinde belki birazcık rahatsız edecek ama sohbeti hatırlayıp, “Aslında hiç bir önemi yok,” diyeceksiniz. Geri çekilin. Bunu yapmaya başladığınızda... Çünkü karşımıza çıkan sorun aslında çok da büyük değil; biz kendi kendimize büyütüyoruz. Her şeyden arındırdığımızda görülecek, “Ah bu kadarcık mıymış? Bu muydu? Dünyadaki tüm bu kavgalar ne için? Bir parça ekmek için.” O vakit ruhunuzun gücünü idrak edeceksiniz. O vakit Allah’ın, başka şeylere saplanmayın, Rabbinizden başka ilahlara tapınmayın diye size nasıl Rahmet ettiğini anlayacaksınız.

Bizler ibadet için buradayız. Bütün dünya alevler altında olabilir. Bizler ibadet için buradayız. En önemli şey bu. Ve kendimize her gün, “Bugün Rabbim için ne yaptım? O’na ibadetlerimi ettim mi? O’nu hatırladım mı?” diye sormalıyız. Hepimiz bir Şeyhi takip ediyoruz, bağlantımızı sıkı tutmalıyız. Allah bağlantımızı kuvvetli kılsın. Neyin zayıf olduğunu bulmaya ve onu tamir etmeye çalışın. Nerede güçlü olduğunuza bakmayın. Nerede zayıf olduğuna bakın ve onu düzeltin. O zaman güçlü olacaktır. Sadece sahip olduğunuz güçlü taraflara bakarsanız, o zaman zayıflık sizi arkadan yakalar ve bir anda her şeye son verir.

El Fatiha.

Şeyh Lokman Efendi Hz.

Sahibul Sayf Şeyh Abdülkerim El-Kıbrisi'nin (ks) Halifesi

New York Osmanlı Dergahı

Perşembe Sohbeti

28 Rebiül Ahir 1438

26 Ocak 2017

#ŞeyhLokmanEfendi

86 görüntüleme

OSMANLI NAKŞİBENDİ HAKKANİ DERGAHI

© 2020 Osmanlı Nakşibendi Hakkani Dergahı

 

  • Instagram
  • Facebook
  • YouTube