• Osmanli Naksibendi Hakkani

Amacımız Sırat-ı Müstakim'de Durmaktır


BismillahirRahmanirRahim

Konuşmak için, bize faydası olacak şeyler göndermesi için Şeyhimizin himmetini diliyoruz. Öncesinde de söylediğimiz gibi, gayemiz, Sırat-ı Müstakim'de kalmak. Bu çok büyük bir şeydir. Çoğunluk bunu aramıyor. “Müslümansan, zaten Sırat-ı Müstakim'desin,” diyorlar. “Zaten Müslümansın, Cennete gideceksin.” Bunu garantilediğimizi kim söylemiş bize? Kesin garanti mi edilmiş? Kim söylüyor böyle olduğunu? Eğer kendine bunu garantiliyorsan, o zaman sen kendini, kendi sözlerini, kendi fikirlerini Allah'ın koyduklarının üzerinde tutuyorsun demektir. O imandan çıkmayacağını sana garantileyen ne? Eğer tabii gerçek bir imanın varsa.

İslam'a sahip olduğunu düşünebilirsin. İslam nedir? Sadece Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhemmeden Abduhu ve Resuluhu mu demektir? Bu kadar mı? Kalbine koymadan, sadece bunu söylemekse eğer, o zaman bir kuşu da bunu söylesin diye eğitebiliriz. Daha iyi bir Müslüman olur kuş. Namaz kılmak sadece yukarı aşağı eğilip kalkmaksa, böyle eğilip kalkacak bir robot da yapabilirsin. Yani mümin olmak, bundan çok daha derin bir şey. Aslında mümin kişi ne derece inandığına bakmaz; onu inançsızlığa, şüpheye götüren şeylerin ne olduğuna bakar. Sorunlar neler? Onları ortadan kaldırır. O yüzden manevi yolda, Tasavvuf yolunda, çeşitli açılımların olduğu dönemlerden geçersin. Açılır. Bu demek oluyor ki, sen kapalıydın. Perdeler vardı orada. Peki ne yapman gerekiyor? Örtüyü kaldırman gerekiyor. Açman gerekiyor. Önümüzde kaldırmamız gereken şeyin ne olduğunu bilmiyorsak nasıl açacağız peki? Hiçbir zaman açmazsın. Ondan sonra da, "Hepsi bu kadar," diye düşünürsün. O zaman kimsenin dediğine inanmazsın.

“O örtünün ardında, hiçbir zaman hayal dahi edemeyeceğin başka bir anlayış, başka bir ufuk, başka bir rahmet var."

— Hayır, yok öyle bir şey!

O zaman aynen Vahhabi gibi olursun. Sadece ne olduğunu anladığın bir şeyi kaldırıp atabilirsin. Ne olduğunu anlamıyorsan, kaldıramazsın ki. Bizler müminiz, birer mümin olmaya çalışıyoruz. Yoldan bazı şeyleri kaldırıyoruz. Neleri kaldırıyoruz? Size zarar verecek olan şeyleri kaldırıyoruz. İmanınıza zarar verecek şeyleri kaldırıyoruz.

Anlayın, imanın 73 şubesi vardır. İlki nedir? La illallah demek. 73 şube içerisinden en küçük olanı nedir? Yoldan zararlı bir şeyi kaldırmaktır. Bu imanımızın bir parçasıdır. Fiziksel anlayışa göre yolda yürürken bir taş görürsün, bir ağaç, bir şey görürsün ve onu yoldan kaldırırsın. Hayır ama, bundan daha derin bir anlayış da vardır. O da yolundan, kendi yolculuğundan bir şeyi kaldırmaktır. Kaldır onu. Bir kere kaldırmaya başladın mı, o zaman hiçbir sorun yaşamadan yola devam edersin. Bu çok büyük bir şeydir. Çünkü Allah (svt)'nın kendisi söylüyor. Bunu günde 40 defa tekrar edin, diyor:

İhdinâs sırâtel mustakîm. Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn. Sadakallahül Azim.

Fatiha'nın bu kısmı, Allah'ı hamdetmekten, söz vermekten sonra geliyor. "İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn" diyoruz, söz veriyoruz. "Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz." Bu sözü nasıl tutacağız? Yalnız Allah'a ibadet etmeyi ve yalnız O'ndan istemeyi nasıl yapacağız? Allah yolu gösteriyor bize. Yapmanız gereken bu, diyor. "Sırat-ı Müstakim'de kalmanız için, sapmış yolda değil de doğru yolda olmak için, Bana doğru şekilde ibadet edip Ben'den doğru şekilde yardım dilemeniz için böyle yapmanız gerekiyor." "Doğru yoldasınız diye, kabul gördüğünü zannetmeyin. Nimet verdiklerimin yolunun olması gerekiyor." "Ve herhangi bir kişiye ya da herkese nimet vermem. Nimetlendirdiklerimin yolunu takip edin." "İzleyin." Bir kere izlemeye başladık mı, o zaman yolculuğumuza başlarız.

Tasavvuf size örtüleri nasıl aralayacağınızı, bu yolculuğunuzda yolunuzda duran zararlı şeyleri nasıl kaldıracağınızı öğretecek. Nefsiniz en zararlı şeydir. Şeytandan bile daha zararlıdır. Ve yüzlerce binlerce hile ve tuzak kurarak gelir nefs. Şeytan da orada. Onu da kaldırın. Arzularınız orada. İlk önce onların ne olduklarını anlayın. Kaldırın Bu dünya- ki çoğunluk bu dünyanın insanın düşman olduğuna inanmıyor. Müslümanı, gayrimüslimi, "Dünya muhteşem," diyorlar. "Daha fazlasını alın bu dünyadan. Dünya sizin dostunuz, arkadaşınız," diyorlar.

"Cenab-ı Hak bu dünya sizin düşmanınızdır diye buyurur," diye söyleyen kim kaldı? Özellikle de Müslüman ülkelerde. "Oyalanma yeri. Hileli bir yer," diye kim söylüyor? Kur'an ayetlerini gizliyorlar. Nerede yapacaklar ki bunu? Arap ülkelerinde mi? Klozetlerini altından yapanlar mı böyle diyecek? Nerede? Diğer Müslüman ülkeler de sadece patronlarını memnun etmenin peşinde koşuyor. Halklarına, "Dininize bakmayın. Dünyaya bakın. Çünkü ehl-i dünya ile yarışmamız gerek," diyorlar. Denge kalmadı artık.

Eğer yolunuzda size zarar veren şeyin ne olduğuna bakmıyorsanız, sırat-ı müstakim'de olduğunuzu zannedebilirsiniz ama çoktan yoldan sapmışsındır. Kayboldun. Ya da yoldasındır ama sana çoktan zarar vermiştir. Zarar verdi sana. O zaman Allah'a ibadet edebileceğini mi zannediyorsun? Hayır. O'ndan mı yardım diliyorsun? Hayır. Belki şeytandan yardım diliyorsun. Ya da nefsinden. Ya da dünyadan, veya arzularından. Ama Allah'tan ve O'nun nimet verdiklerinden değil. Bugünler, her yerde çok fazla fitnenin dolaştığı zamanlar. İmanınızı sade tutun. Bizler sade müminler olmak istiyoruz. Sade müminler olmak istiyoruz. Allah'a kul olmak istiyoruz. "Hizmet edilmek için buradayım," diye düşünerek gelmeyin. Hayır. Bizler hizmet etmek istiyoruz. Çünkü bir müminin vazifesi ve işlevi budur. (Yoldaki engelin) ne olduğunu anlayana kadar, bize hiçbir şey emanet etmezler.

Bu kadarı yeterli. Allah beni affetsin.

El Fatiha.

Şeyh Lokman Efendi Hz

Sahibul Sayf Şeyh Abdulkerim el Kibrisi (ks) ‘nin Halifesi

Osmanlı Dergahı, New York

9 CemaziyelEvvel 1438

26 Ocak 2018

#ŞeyhLokmanEfendi

0 görüntüleme

OSMANLI NAKŞİBENDİ HAKKANİ DERGAHI

© 2020 Osmanlı Nakşibendi Hakkani Dergahı

 

  • Instagram
  • Facebook
  • YouTube