• Osmanli Naksibendi Hakkani

"Ramazan Ayı, rahmet ve ruhsal zorlukla birlikte gelir"


BismillahirRahmanirRahim

"Selamun kavlen min Rabbin Rahim."(36:58) Rahim olan Rab’ten, onlara Selam var. Biz bunun için yaşıyoruz, bunu amaçlıyoruz. Mümin olarak hayatımızın nasıl olması gerektiği bu! Bunu amaç haline getirmek; kıyamet gününde yüksekleri hedefleyenler için, Efendimiz’den bize gelen cevaba sahip olmak: Selamun kavlen min Rabbin Rahim.

Selam... En Rahim olan Yaratıcı’dan, Rabbinden sana ‘Selam’ var. Allah’ın Selam’ına sahip olmak… Eğer buna sahip olursak, dünyaya ihtiyacımız olmaz. Buna sahip olursak, artık ahiret için de çabalamayız; Rabbimiz için, Allah (svt) için çabalarız. Allah’a (svt) bizi daha yüksek makamlara çıkarması için değil, bizden daha da memnun olması, bizden razı olması için ibadet ederiz. Orucu ve diğer ibadetleri, cennete gitmek için yapmayız. Sadece Rabbimizi memnun ettiği için yaparız.İşte o vakit, bizim amacımız Rabbimizin memnuniyeti olur. Rabbimiz bizden memnun olsa, başka neye ihtiyacın olur ki? Neye ihtiyacın olur?

Selamun kavlen mir rabbin rahim. En Rahim olan Allah’ın, bize ‘Selam’ etmesi... Kalbimizde o huzura, Selam’a sahip olmak; kalbimizde o memnuniyete sahip olmak… 24 saat boyunca dünyanın peşinden koşarsanız, nasıl kalbiniz mutmain olacak? Ramazan ayı başladı, ama bir sürü akılsız Müslüman, hala dünyanın peşinden koşuyor. Birçoğu Ramazan’a zahmetli bir iş gibi bakıyor. Birçoğu Ramazan’da nefsiyle, hayvani istekleriyle daha fazla ilgilenmenin peşinde; gündüz oruç tutuyorlar, gece arzularının içine dalıyorlar.

Bu ramazan ayında, birazcık olsun ümmetin halini düşünüyor muyuz, Müslümanların halini, bütün ümmetin durumunu? Çünkü Peygamber’in (sav) ümmeti, sadece Müslümanlar demek değildir. Hristiyanlar, Yahudiler, Hindular, yaşayan herkestir. Düşünüyor muyuz? Anlıyor muyuz? En azından oturup ‘Selamun kavlen mir rabbin rahim’in değerini düşünüyor muyuz? Allah’ın söz verdiği bu selam, bu huzur nerede? Bu huzur gitti. Artık huzur yok. Huzur gitti; çünkü ümmet, Rabbini hatırlamıyor. Bu huzur gitti; çünkü Müslümanlar Rabbini hatırlamıyor. Kendini Ehli Sünnet diye adlandıranlar, Rabbini hatırlamıyor. Kendini Ehli Tarikat diye adlandıranlar Rabbini hatırlamıyor. Ama ne yemek ve içmek istediklerini hatırlıyorlar. Ne yapmak istediklerini hatırlıyorlar. Bu mübarek ayda bile, durmaksızın, 24 saat boyunca bununla meşguller. O zaman kalp, nasıl huzur bulabilir? Çünkü kalp, yalnızca Allah’ı hatırlayınca huzur bulur.

Şimdi bu mübarek ayda, çok fazla rahmet geliyor ve çok fazla ruhsal ağırlıkta geliyor. Ama sen kendinden habersizsen, bu ayın nefsinin üzerine basman gereken ay olduğundan habersizsen; nefsin, senin hayvani yönlerin, en büyük düşman. Senin nefsin en büyük düşmanın; o kendini Allah olarak, İlah olarak ilan ediyor. Eğer bu ayda bunu anlamazsan, kalbinde nasıl Allah zikrine sahip olacaksın? Nasıl kalbin tatmin olacak? Nasıl huzuru bulacaksın?

Huzur bu Dünya’dan alındı. Bireylerden, ailelere, gruplara, milletlere kadar, huzur kalktı; yok. Bu, Ahir Zaman’ın işaretlerinden biridir. Peygamber efendimiz (sav) Cebrail(as)’a ‘Ben bu dünyadan gittikten sonra, dünyayı tekrar ziyaret edecek misin?’ diye sorduğu zaman, Cebrail (as), ‘Evet edeceğim’ dedi.

Huzur yok. Ve Allah (svt), bu milleti Ahir Zaman’da cezaların en küçüğüyle cezalandırıyor; en büyüğüyle değil. Ceza henüz başlamadı bile. Allah bizi şu anda cezalandırmıyor. Biz kendimizi cezalandırıyoruz. Ümmetin bu hali yüzünden, artık huzur yok. Huzur kaldırıldı. Bireylerden gruplara, milletlere kadar huzur olmadığında, memnuniyet de olmaz. İnsanlar her şeye sahip olurlar, ama memnun olmazlar. Lüks içinde olurlar, ancak huzurları yoktur; memnun değillerdir; Allah zikri yoktur. O zaman daha fazla ağırlık, daha fazla yük gelir; sıkıntı gelir. Bütün yük, ağırlık ve zorluk, önce Peygamberlere ve müminlere geldi. Ama Peygamberler yüzleştikleri her zorlukta, Allah’a daha da yakınlaştılar. Daha fazla bağlantıda hissettiler. Kalplerine daha fazla huzur geldi. Başına bir zorluk geldiğinde, Rabbin ile bağlantını kopuk hissettiğinde, kendini daha eksik hissedersin, güçsüz olduğunu hissedersin.

İnananlara, Peygamberlere ve Evliya Allah’a gelen tüm ağırlık, onları daha da güçlenir. Kılıç nasıldır bilirsiniz; dövülür, ateşe konur, tekrar örselenir, suya konur, ateşe konur, tekrar örselenir, daha iyi olur; daha fazla vuruldukça ve sertleştikçe, vuruldukça ve sertleştikçe, daha iyi olur, daha güçlü hale gelir. Çünkü amacın o olduğunu biliyor, o anlıyor. O yığın halindeki metal, o çelik parçası, anlıyor. Diyor ki; “Bir yığın olarak yaratıldım, ama bu benim yaratılış amacım değil. Benim yaratılış amacım başka; daha iyi, daha asil. Yaratılış amacım bir kılıç olmak.” Bizler hepimiz yığılmış, biçimsiz çamur kümeleriyiz. Ama amacımızı bilirsek, sadece çamur yığınları olmayız. Amacımızı bilirsek ve amacımız, yaratılış sebebimiz; Allah’ı bilmek ve ibadet etmek. Bir kere Allah’ı bilir ve ibadet edersek, bir kere Allah kalbimizde olursa, kalbimize huzur gelir. Memnuniyet gelir. Peki, o zaman ne olur? O zaman sen, Allah’ın kulu olursun. Sonra ne olur? O zaman O’na hizmet edersin. O’nun temsilcisi olursun. Halifesi olursun. Rabbini temsil etmeye başlarsın. Birçoğu, tarikatta bile, ‘temsil etmek’ ne demek, bunu anlamıyor.

Bu ayda, bu milletin devamlı olarak cezalandırıldığını görüyoruz. Kendini cezalandırıyor. Bizler mutlu değiliz. Müminler mutlu olamaz; çünkü Allah (svt), dünyanın şu anki halinden memnun değil. Peygamber (sav), bu ümmetten memnun değil. Melekler memnun değil. Allah dostları mutlu değil. İman edenler mutlu olamaz. Biz Efendimiz ile, Allah (svt) ile mutluyuz, O kalbimize hala iman ve inanç veriyor. Mübarek zatlar ile mutluyuz. Ama dünyanın hali için mutlu değiliz, ümmetin halinden memnun değiliz, ümmetin gidişatından memnun değiliz. Ve bu mübarek zamanda, Mehdi(as)’ın yakında gelmesi için bekliyoruz. Büyük Şeyhimiz ve Sahibul Sayf için, onların yakında gelmesi ve dünyaya yeniden dengeyi getirmesi için. Hak’kı yeniden bu dünyaya getirmek için, batılın düşmesi için inşaAllah.

Bu ayın hürmetine Allah beni affetsin ve sizlere rahmet etsin. Bu aya güçlü başlayalım, güçlü bitirelim. Daha fazla imanlı ve dayanıklı olalım. Allah’tan bizi, tüm ümmeti affetmesini istiyoruz. Peygamber Efendimiz (sav), Sahibul Sayf ve Evliyalar Sultanı’nın makamını yükseltmesini diliyoruz inşaAllah. Onların ayakları her zaman boynumuzda olsun. Fitne cemaatimizden uzak olsun. Daha fazla tutkulu olalım. Daha da fazla tutkulu olalım ki; bu yolu ölünceye kadar sımsıkı tutalım. Çocuklarımızı bu yolda hizmet edenler olarak yetiştirebilelim. Bütün diğer samimi olanlar bu yola gelmesi, samimiyetsizliğin kalplerimizi ve cemaatimizi terk etmesi için inşaAllah. Bu cemaat daha güçlensin ve Şeyhimizin, Peygamberimizin, Allah’ın görevini taşıyabilsin inşaAllah.

Ve min Allahu Tevfik,

El-Fatiha

Şeyh Lokman Efendi Hz.

Sahibul Sayf Şeyh Abdülkerim el-Kıbrısi el-Rabbani (ks) Halifesi

Cuma Sohbeti

25 Şaban 1436H

12 Haziran 2015

#RamazanAyı #ŞeyhLokmanEfendi

45 görüntüleme

OSMANLI NAKŞİBENDİ HAKKANİ DERGAHI

© 2020 Osmanlı Nakşibendi Hakkani Dergahı

 

  • Instagram
  • Facebook
  • YouTube