• Osmanli Naksibendi Hakkani

"Oruç: Müminler İçin Arınma ve Takvayı Arttırma"


BismillahirRahmanirRahim

Allah’a (svt) bize burada oturmayı ve Ramazan’ın girişini sabırsızlıkla beklemeyi nasip ettiği için şükürler olsun. Ramazan ayların Sultanıdır. Ramazan ümmetin ayıdır. Hz. Peygamber (sav) şöyle buyuruyor; “Allah (svt) bana ümmetimin tüm amelleri için göstereceği lütufları ve vereceği mükafatları gösterdi, oruç tutmak hariç. Oruç tutmanın mükafatını ben bile bilmiyorum. Çok muazzam, çok büyük.” Ancak tutmamız gereken oruç, saf ve samimi olmalı. Peki, orucun bu saflığını ve içtenliğini nasıl koruyacağız?

Her şey kalpte başlar. Her şey. Oruç, sadece hayvani arzularımızı kontrol etmek gibi görünebilir; yemek yememek, içmemek ve başka şeyleri yapmamak gibi. Fakat sadece bu değildir. Oruç, sadece hayvani arzularımızı kontrol etmek değildir. Bu ayda kalbimizi ve niyetlerimizi arındırmalıyız. Sadece bedenimizi değil. Elbette oruç tutmanın birçok faydası var, Batı dünyasının yeni yeni keşfetmeye başladığı. Biz, şeyler hakkında konuşmayı sevmeyiz. Biz onları yapmayı tercih ederiz. Zamanı gelince, gerekirse konuşuruz. Şimdi yavaş yavaş anlamaya başlıyorlar, orucun nasıl tüm bedeni ve bağışıklık sistemini onardığını. Çünkü eğer Allah (svt) bize bir emir veriyorsa, o emrin içinde bir nimet, hayır vardır. Bazen anlarız; fakat çoğu zaman, tamamen ne olup bittiğini anlayamayız. Fakat oruç tutmak sadece aşılması gereken fiziksel bir sınav değildir. Eğer oruç sizin için sadece fiziksel bir mücadeleyse, sadece gün boyunca yiyecek ve içeceklerden uzak durup, akşam olduğunda tepsi tepsi yiyeceklere dalmaksa ve tüm gün boyunca akşama ne pişirip yiyeceğinizi düşünmekse ve akşam olunca tüm gece boyunca yiyip içmekse, o zaman orucumuz, şu dışarıdaki köpeğin birkaç saatliğine zincirlenmesi gibi olur. Yemek yemez, ama sonra önüne yemeği koyar ve zincirini çözersin. O zaman, tüm hayvani özelliklerine geri dersin. Peki, o zaman Ramazan’ın ne faydası var? Ramazan için duyduğumuz bu sevinç nedir?

Evet oruç tutarken hissettiğimiz keyif başka hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Çünkü oruç, bir müminin Allah’a en yakın olduğu andır. Fakat orucumuzu açtıktan sonra ne oluyor? Oruç, Ramazan ayının sadece yarısını oluşturur, öyle değil mi? Geri kalan zaman ise oruç tutmadığımız gece vaktidir. Peki o halde, burada konuştuğumuz gerçek oruç nedir? Kalbimize ne oluyor? Onca laf, orucun fiziksel etkileri üzerine odaklanıyor, fakat ya kalp? Oruç ne içindi? Hutbeden ne anladık? Veya Allah’ın (svt) sözlerinden? Oruç neyimizi arttırmak içindir? Takva. Oruç takvayı arttırmak içindir. Takva nedir? Nasıl söylenir? Takvadan ne anlarız?

Takva bilinçli olmak, farkında ve uyanık olmak ve her zaman Allah’ı hatırlamaktır. İhsan budur. Güzellik budur. İbadet etmektir. Mümin ‘Aşağı yukarı eğilip kalkmak ibadettir, ama yemek yerken ibadet etmiyorum.' diyemez. Subhane ve Teala tüm bu dünyayı, Müslümanlar için bir mescit yapmıştır ve eğer Allah’ı hatırlıyorsak, bizim her kelimemiz, her düşüncemiz, her hareketimiz birer ibadete dönüşür. Eğer Hz. Peygamber’in (sav) ayak izlerini takip ediyorsak, basit bir su içme eylemi bile ibadete dönüşür. Peki bu nasıl ibadete dönüşecek?

Takva sahibi olduğunda, Allah’ı hatırladığında. Oruçluyken, tüm gün tek hatırladığınız açlığınız ve susuzluğunuz ise, tüm gün boyunca sadece ne yiyeceğinizi düşünüyorsanız, bunun sizin takvanıza hiçbir faydası olmaz. Böyle zamanlar, Peygamber Efendimizin (sav), ‘Niceleri vardır ki...’ diye bahsettiği gruba girer. Bazı insanlardan değil; oruçları, yalnızca aç ve susuz kalmaktan ibaret olan, birçok kişiden bahsediyor. Allah (svt), bizi böylelerinden olmaktan korusun. Bizler aciziz. Bu yüzden Takva, önemlidir.

Çoğu zaman, şu soru gelir: “Neden evinizin her yerinde Şeyhinizin fotoğrafları var?” Biz de deriz ki, Şeyhimizin resmine bakmak bize daha fazla takva veriyor. Hiçbir zaman Şeyhimin fotoğrafına bakıp da arzularım ya da dünya hayatı hakkında düşünmeye başlamadım, Estağfirullah. Şeyhimin fotoğrafına bakarım ve Allah’ı hatırlarım. Bu takva değil midir? Hz. Peygamberimiz (sav) bize buyurmuş olduğu bu değil midir; "Bazı insanlar, bazı Ricaller vardır ki, onlara baktığınız zaman, onlar size Allah’ı hatırlatırlar."

Şimdi, eğer oruç tutmanın bizi Allah’a yakınlaştıracağını anladıysak, Allah’a yakın olmaktan bahsetmeyelim; çünkü Allah’a yakınlaşmadan önce, Allah’ın bizi izlediğinin farkında olabilmek için takva sahibi olmak zorundayız. Bir kere Allah tarafından izlendiğimizi öğrendiğimizde, Yaratıcımız, Nimetlerimizin Sağlayıcısı, Aşkı Yaratan, sevgisi bir annenin çocuğuna olan sevgisinden daha çok olan Allah’ın, bizi izlediğini anladığımızda şöyle düşünmeliyiz: Allah beni izliyor ve oruç tutarken, hayvani hareketlerle meşgul değilim. Tüm bu yemek, içmek ve diğer hayvani hareketler için arzu duyuyoruz, onları yapmak için arzumuz var fakat biz ne yapıyoruz? Bu arzuların üstüne basıyoruz. Kimin uğruna? Allah (svt) için, O’nun rızası için. Ve bu bilince sahip olduğunuz zaman, işte o zaman takvanız vardır ve işte o zaman orucunuzu arındırmak için çok şey okumanıza veya bilmenize gerek yoktur. Evet, gerek kalmaz. Anlamadığınız ya da taşıyamayacağınız şeyler okuyarak kendinize yük bindirmeyin. Allah’ın size verdiği aklı kullanmaya başlayıp şöyle düşünmeye başlayacaksınız, “Bu düşündüğüm şeyi yaparsam, Allah benden memnun olacak mı? Söyleyeceğim şeyden Allah razı olacak mı? O’nun Peygamberi (sav) benden razı olacak mı?”

Sürekli Şeyh Efendi’den bahsediyoruz, çünkü dediğim gibi, bize takvayı o öğretiyor. Şeyhimiz bundan hoşnut olur mu, yoksa olmaz mı? En sağlam tutacak, bizi bağlayan iptir o. Allah’ın (svt) buyurduğu gibi; "Allah’ın ipine sıkıca tutunun ve ayrılmayın." Bundan sonra orucumuz artık bir hayvanın orucu olmaz. Oruç, kendimizi arındırmak; Allah’ın yaptığımız her şeye şahit olduğunu anlamamız içindir. Allah’ın rahmeti bu ayda bize güç ve enerji verir. Ve içimizdeki hayvanın, nefsimizin üstüne bastığımız zaman, Allah’ın inayeti bize yardım eder. İşte o zaman, İnşaAllah, oruçlarımız kabul edilebilir.

Yani orucun, büyük, çok çok büyük bir sebebi var. Oruç, o en büyük sebep içindir; takva içindir. Hatırlamak içindir. Bu yüzden Hz. Peygamber (sav), hutbede duyduğumuz gibi, dört şeyden bahsediyor, Ramazan ayındaki bu dört şeyi hatırlayabiliyor musunuz? Yapılması sizin hayrınıza olan dört şey; ikisi yapmanız faydalı olan, diğer ikisi de yapmadan olmayacak şeyler. Kesinlikle çok gerekli. Birincisi neydi? ‘La illaha ilalllah.’ demek. Evet zikir! Zikre karşı olanlar kafasızlar da var. ‘La illaha ilallah’; ilk ve en önemlisi ‘La illaha ilallah’ demektir. Söylemek, inanmak, benliğimizden uzaklaşmak; çünkü gerçekte nefsimiz yaratılanlar arasında kendini 'İlah' statüsüne koyan tek şeydir. O halde bir kere nefsinizin üstüne bastınız mı, ‘La illaha ilallah’ı ilan etmiş oluyorsunuz. Anladınız mı? Peki, ikincisi neydi? Af dilemek.

Af dilemek. Gaflet içinde af dilemeyin. Bağışlanmayı gerektirecek bir şeyler olduğunda, gerekli olduğunu bildiğiniz durumlarda af dileyin. Allah’a yapmacık olmayın. Eğer oturup, ‘Yaptığım yanlış işler şunlar şunlar ve bunlardan dolayı af diliyorum’ diye düşünürseniz; işte o zaman bağışlanma gerçekleşebilir. Gerçekleşecektir. Ama sadece 'Estağfirullah' deyip ne yaptığınızı bilmiyorsanız, kendi kitabınızı okumuyorsanız, anlamıyorsanız, neyden bahsediyorsunuz? Niçin af diliyorsunuz? Böyle bir dilemeden size pek bir fayda gelmez. 'Estağfirullah' demekle belki de bir günah işliyorsunuz çünkü onu gafletle yapıyorsunuz. Rabia-tül Adeviyye’nin söylediği de bu değil mi? "Söylediğimiz her 'Estağfirullah', bir başka 'Estağfirullah'a ihtiyaç duyar." Rabbimizin hoşnut olmayacağı bir şey yaptığımızda 'Estağfirullah' diyoruz, öyle değil mi? Şimdi düşünün, 'Estağfirullah' diyoruz, fakat 'Estağfirullah' derken de yanlış bir iş yapıyoruz. Bu hataya düşmemeliyiz. İnşaAllahu Rahman.

İnsanlar tarikata inansın ya da inanmasın, tarikatın öğrettiği şey tam olarak budur. Ve bu mübarek ayın, tüm ümmete yaptırmış oldukları da tarikat öğretileridir. Oruç tutmak, arınmak konusunda uyanık olan müminler, “Ramazan’ı beklemeyeceğiz, Kadir Gecesi’ni beklemeyeceğiz. Çünkü her gece Kadir Gecesi’dir” derler. Böyle söylediğim zaman birçok insan bana ters düşüyor. Türkler hariç, çünkü bu orada yaygın bir söylemdir. Ama tarikattaki insanlar şöyle soruyor, “Ne diyor bu, ne demek her gece Kadir Gecesi’dir? Sadece bir gece Kadir Gecesi’dir.” SubhanAllah. O gece için, Allah’ın (svt) hikmetiyle en alt semalara, en alt Cennetlere inip yarattıklarına “Kim bana ibadet etmek için uyanık? Kim af diliyor? Affetmek için buradayım, kim bağışlanmak istiyor?” dediği gece diyebilir miyiz? Kadir Gecesi bu değil midir? Bu Hikmetin Gecesi değil midir? Peki Allah (svt) bunu her gece yapmıyor mu?

Kendini arındıran, takvasını arttırmaya, Allah’ı (svt) hatırlamaya çalışan ve her gecenin mübarek bir gece olduğunu anlayanlar, kalkıp iki rekat namaz kılamıyorsa bile, en azından uyumadan önce şunu düşünüp söylerlerse, “Ya Rabbi, bu gece de bir başka Kadir Gecesi. Bağışla beni Ya Rabbi!” o zaman belki size de bir kapı açılır. O, içinde bulunduğumuz şu günlerde ne kadar aciz olduğumuzu görüyor. İnşaAllah daha çok ibadet edebilmemiz, daha iyi müminler olabilmemiz, kalplerimizin uyanması için ve Allah’ın (svt) bize nasip ettiği bu kutsal ayın, imanlarımız için ne kadar değerli ve eşsiz olduğunu, anlayabilmemiz için güç kuvvet verir.

Ve min Allahu Tevfik. Tevfik Allah’tandır.

Şeyh Lokman Efendi Hz.

Sahibul Sayf Şeyh Abdülkerim el-Kıbrısi el-Rabbani (ks) Halifesi

Cuma Sohbeti

25 Şaban 1436H

12 Haziran 2015

#ŞeyhLokmanEfendi #RamazanAyı

0 görüntüleme

OSMANLI NAKŞİBENDİ HAKKANİ DERGAHI

© 2020 Osmanlı Nakşibendi Hakkani Dergahı

 

  • Instagram
  • Facebook
  • YouTube