• Osmanli Naksibendi Hakkani

"Nur olan yere Nar giremez"


BismillahirRahmanirRahim

Herkes sabah kalktığında Müslüman olduğunu düşünüyor, değil mi? Sabah namazı kılıyorsun MaşaAllah, kimi kılıyor, kimi kılmıyor Allah bilir… Eğer sana hatırlatan, sana soran, bugün Sıratul Mustakim’de olup olmadığını sana gösteren biriyle görüşmüyorsan, nasıl kendini kontrol edeceksin? Doğru yolda olduğunu nerden bileceksin? Bugün iki milyar Müslümana “Sıratul Mustakim’de misin?” diye sorsan, “Biz tabi ki Sıratul Mustakim’deyiz. Sen Sıratul Mustakim’de olmadığımızı söyleyerek ne demek istiyorsun?” diyecek.

“La ilahe illaAllah” diyen çoğu insana sorun, “Kurtulmaya çalıştığın ‘ilah’lar neler? Hangi ‘ilah’ için ‘La’, ‘yok’ diyorsun?” Sizce insanların çoğu “Ben kalbimdeki ilahları biliyorum ve onlardan kurtulmaya çalışıyorum. Bu yüzden devamlı ‘la ilahe illaAllah’ diyorum.” mu diyecek? Çoğunluk böyle mi söyleyecek? “İlah’ta ne demek? Ben Allah’tan başka hiçbir ‘ilah’a ibadet etmem.” diyecekler. Herkes ‘Tevhid’ iddiasında. Tıpkı Şeytan gibi, Şeytan asla Allah’a şirk koşmadı.

Eğer, “Ya Rabbi bugün senden, beni doğru yolda, senin lütfunu ve razılığını kazananların yolunda tutmanı diliyorum.” demiyorsan ve sonra kendini tekrar kontrol edip, “Bugün Allah’tan istememe rağmen, o Sırat’ta yoldan saptım. Bugün Sırat’ta, Allah’ın öfkesini üzerime çektim.” demiyorsan, kendini gözlemlemiyorsan; doğru yolda olduğundan nasıl emin olacaksın, kesin olarak nasıl bileceksin? Vahhabiler, “Allah’tan başka kimse bilemez. Allah-u Alem.” diyor. Kendimizi böyle mübarek gün ve gecelerde kontrol etmezsek, gözlemlemezsek, ne olduğunuzu iddia ederseniz edin, hiçbir anlamı yoktur.

Tüm dünya belanın içine batmış. Her yer yanıyor. Elbette her yerde Nar olacak, çünkü hiç kimse Nur toplamıyor. Çünkü Nur olan yere, Nar giremez. Işık olan yere, ateş giremez. Ama şimdi herkes, “Ne ışığı? Ben Allah’tan ışığımı alıyorum. Ben kendime ışığı Allah’tan alıyorum.” diyecek. “Yani sen Peygamberin’den (sav) ışık almıyor musun?”

-Hayır, sadece Allah’tan... “Şeyhinden ışık almıyor musun?”

-Estağfurullah, Şeyh? Bu şirk demek. İyi ki silahım yok, yoksa seni vururdum, sen müşrikin tekisin.

Bazıları aynen böyle söylüyor; “Yani beni şimdi öldürecek misin?”

-Evet, eğer bir silahım olsaydı seni öldürürdüm.

- Beni öldürecek misin?

- Evet, seni öldüreceğim.

- Silahın yoksa ne olacak?

- Seni boğacağım.

- Peki neden?

- Allah bana emrediyor.

- Ama ben de Müslümanım.

- Fark etmez.

Çünkü Vahhabilerin sımsıkı bağlı olduğu kendi şeytani inançlarına göre, eğer bir günah işlersen, Cehennem ateşiyle cezalandırılırsın. Bir günah işlersen, imanın yok demektir. Ve eğer onların anladığı şekilde imanını geri kazanmazsan, seni öldürmek onlara ‘helal’dir. Bu zehir her yerde... Osmanlı İmparatorluğu bunun kökünü kazımıştı. O yüzden onlar, “Osmanlılar var olduğu sürece, bu zehri hiçbir yere yayamayız. Osmanlıları devirelim ve bu zehrin her yere yayılmasını sağlayalım. İşte o zaman durup sadece izleriz, hiçbir şey yapmamıza gerek kalmaz. İçeriden onları bitirelim, paramparça edelim.” diyorlardı.

Eğer ışığı Peygamber Efendimiz (sav) ve onun varislerinden almıyorsan, ateşi alıyorsun demektir. Ve bunun kanıtını şimdi ortada; ateş her yeri sardı, her yer yanıyor. Osmanlılar olduğu zaman, onlar ışığı Peygamber’den (sav) alıyorlardı ve o ışığı evrenin her köşesine götürüyorlardı. Evet, evrenin her köşesine… Onların sadece Dünya’ya mı ışık getirdiğini sanıyorsunuz? Peygamber’in (sav) sadece bu Dünya’nın Peygamberi olduğunu mu düşünüyorsunuz? O, bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm dünyaların Peygamberidir. Sizce ona hizmet edenlerin de o dünyalara girip, dengeyi ve huzuru, oradan bu dünyaya getirebilmeleri mümkün değil midir?

Allah’tan bizi bağışlamasını diliyoruz. Çünkü çok açık ki, Allah (svt) bizden memnun değil, bu ümmetten memnun değil. Bu ümmet ki, sadece Müslümanların değil, Peygamber Efendimiz’in (sav) ümmeti sadece Müslümanlardan oluşmuyor. Peygamber’in (sav) ümmeti Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudiler, Budistler, Hindular; bu dünyada yaşayan insan olan herkes, Peygamber’in (sav) ümmetindendir. Ve kendisini Hak tarafta olmaya hazırlayanlar, uyanmalıyız. Çünkü bizler de garantide değiliz. Eğer şimdi hazırlanmıyorsanız, ileride kandırılmayacağınızın garantisi yok. Çünkü Deccal’in fitnesi öyle büyük ki, Sahabe-i Kiram bile o fitneyi düşününce titriyordu. Deccal’in yaratacağı karışıklık için; Sahabeler, Peygamberler bile, herkesi o fitne için uyarıyordu. Deccal’in fitnesi belki de onu tanıyabileceğin bir şekilde gelmeyecek. Belki onun ne olduğunu anlayamayacağın bir şekilde gelecek. Belki bir olayda gelecek. Belki bir kişiden gelecek. Belki sözcüklerden gelecek. Her köşeye bakıyor musun, kontrol ediyor musun?

Nefsine odaklanmayan, nefsiyle çalışmayan, nefsinin hile ve tuzaklarına bakmayan kişiye, Deccal’in etki etmesi çok kolay. Çünkü Deccal senin ruhunu değil, nefsini kandıracak, nefsinden seni çekmeye çalışacak. Sıratul Mustakim’de Allah’ın gazabını üzerine çekmene ve yoldan sapmana neden olacak. O, senin nefsini kandırmaya çalışacak.

Allah’tan diliyoruz ki, Şeyhimize sıkıca tutunalım. Çünkü o bize Peygamber Efendimiz’i (sav) öğretiyor. Çünkü o Allah’ın razılığını kazanmış olanların yolunda. Allah bizleri affetsin. Allah bu Dünya’dan zalimlik ve zulmü kaldırsın, zalimleri ve baskıcıları yeryüzünden kaldırsın. Allah Sahibul Sayf’i göndersin; Hz. Mehdi’yi göndersin. Allah bizleri daha fazla korusun, imanımızı arttırsın ve bu yolda yaşayıp, ölmek için daha fazla cesaret versin inşaAllah.

Ve min Allahu Tevfik bi hürmetil Habib. Bi hürmetil Fatiha.

Amin.

Şeyh Lokman Efendi Hz.

Sahibul Sayf Şeyh Abdülkerim el-Kıbrısi el-Rabbani (ks) Halifesi

Osmanlı Dergahı, New York

11 Rebiülevvel 1437 (Mevlid-i Şerif Sohbeti) 22 Aralık 2015

#ŞeyhLokmanEfendi

0 görüntüleme

OSMANLI NAKŞİBENDİ HAKKANİ DERGAHI

© 2020 Osmanlı Nakşibendi Hakkani Dergahı

 

  • Instagram
  • Facebook
  • YouTube