• Osmanli Naksibendi Hakkani

"Nasıl hiç görmediğimiz halde Ahiret'i severek, gördüğümüz dünyayı sevmekten vazgeçebiliriz


BismillahirRahmanirRahim

Sevgi gördüğün şeyle ilgili değildir. Eğer sevginin, gördüğün bir şeyden kaynaklandığını düşünüyorsan, o hissettiğin şey sevgi değil. O gerçek sevgi değil. Sen sevmekten ne anlıyorsun? Hoş bir şey görüp ona tutulmak mı? O sevmek değil. O sevginin tam karşıtı. O yıkım. Çünkü demek ki, her şeyi yüzeysel olarak, dış görünüşüne göre yargılıyorsun. Sevgi, dışarıda değil. Sevgi içeride olan bir sır; senin kalbinin içinde olan sır…

Eğer bana hiç görmediğin ya da deneyimlemediğin ahireti nasıl severim diye soruyorsan… Sana Ahiret ’in bizim asıl geldiğimiz yer olduğunu söyleyeceğim. Ve orası bizim geri döneceğimiz yer. Ahiret bizim daha önce hiç görmediğimiz öylesine gideceğimiz bir yer değil. Buradan önce neredeydik? Bu dünyadan önce? Bu dünyaya gönderilmeden önce neredeydik? Başka bir varoluştaydık. Rabbimizle beraberdik. Bunu inkâr mı ediyorsun? Edebilirsin, o zaman başka türlü konuşuruz…

Eğer birine, bu dünyaya gelmeden önce, etrafı su ile çevrilmiş yuvarlak bir yerdeydin ve orada bir süre yaşadın desem. Bana ‘ Ne diyorsun? Delirdin mi?’ der. Ama orada yaşıyorduk değil mi? O varoluşta, o hayatta… Şu anda nefes alıyoruz, havayı soluyoruz. Ama bu havayı solumadığımız zamanlar vardı. Suyun içinde yaşıyorduk. Herkes oradan geçti. Bunu inkâr edebilir misin? Hayır edemezsin. O zaman, fiziksel olarak birçok değişiklikten geçtik. Eğer sen ruhun olduğuna inanıyorsan, sence ruhun etrafında olan değişimleri deneyimlemedi mi?

Biz buraya ahiretten geldik ve oraya geri döneceğiz. Zikir bize bunu hatırlatır. Nasıl hatırlayacağız? Önce bu dünyanın ne olduğunu bileceğiz. Bu dünyanın ne olduğunu anlayacağız. Şu anda, bu dünyaya karşı sevgi besliyorsun, çünkü bu dünyayı geçekten anlamıyorsun. Neden bu dünyayı seviyorsun? Çünkü gençsin, sağlığın yerinde, biraz paran var, herkes sana iyi davranıyor; senin Dünya anlayışın bu değil mi? Bu yüzden çok cahilsin ve hiçbir şeyin farkında değilsin. Çünkü bu dünya belki senin için öyledir, ama milyarlarca insan için öyle değil. Ve ne var biliyor musun? Bir gün, gençliğini kaybedeceksin, güzelliğini kaybedeceksin, zekânı kaybedeceksin, hayatını kaybedeceksin. Bir gün öleceksin! İşte bu değişmez bir gerçek.

İster Yahudi, Hristiyan, Ateist, Budist, Müslüman ol; herkes ölecek. Bu dünya sonsuza kadar değil. Sen öleceksin. Başka bir dünyaya gideceksin. Öleceksin. Peygamberlere inanıyor musun? Eğer Müslümansan, peygamberlere inanman gerekir. Bazılarına değil, hepsine inanman gerekir. Peygamberler bize bu dünya için ne öğretiyorlar ve Allah bize bu dünya için ne öğretiyor? ‘Hadislere çok inanmıyorum, değiştirildi, şöyle oldu böyle oldu..’ diyebilirsin. Bir sürü zehirli vahhabi düşüncesi, insanların aklına giriyor. O zaman Kuran’daki sözlere bak. Kuranı Kerim’in neresinde Allah (svt) bu dünyayı yüceltiyor? Ama kaç yerde Allah (svt) ‘Bu dünya sadece bir oyalanma. Bu dünya sadece bir kandırma. Bu dünya gelip geçici. Bu dünya gerçek değil.’ Diyor? O zaman nasıl gerçek olmayan bir şeyi sevebilir, ona tutku duyabilirsin?

Sence sana ‘Dünyayı seviyorsun, bağlısın, şimdi dünyayı keşfedeceksin mi diyeceğiz?’ Dünyayı keşfetmek istemiyorsun, merak etme, hayat sana dünyayı keşfettirecek. Sonra anlayacaksın ki, bu dünya yalandan başka hiçbir şey değil! Sana bir sürü şey sunuyor. Nasıl yalan olmaz? Çünkü günün sonunda, ölüp gideceksin. Bu dünya sana her şeyi söz veriyormuş gibi görünüyor, ama sonunda senden her şeyi alacak. Mezara bile bir şey götüremezsin. Firavunlar mezara her şeyi götürmeye çalıştılar. Sonra ne oldu? Kaçamadılar. 1000 yıl, 2000 yıl kaçtılar belki. Bir gün biri gelip mezarları kazdı ve olanları açığa çıkardı; ‘Yo yo.. Bunları buraya getiremezsin… Bunlar ölüm için değil. Senden her şeyi alacağız. Senden kemiklerini bile alacağız.’

Bu dünyanın yalan olduğunu anlaman lazım. Bu dünya düşmanımız. Bunu bir kere anlamaya başladığında, içindeki ruhunla bağlantıya geçeceksin. Ve senin ruhun, ahireti hatırlıyor. O zaman ahiret hakkında konuşmak ilgini çeker. Sana ahireti hatırlatan insanlar ilgini çeker. Dikkatin o tarafa yönelir, ahiret seni çekmeye başlar. Ahirete köprüler kurmaya başlarsın; çünkü orası geldiğimiz ve döneceğimiz, ‘gerçek’ olan yer. Bu dünya gerçek değil. Böylece imanlı olmaya başlıyorsun. İnancını deneyimlemeye başlıyorsun. Bu dünyanın düşman olduğunu anlıyorsun. Zaten cennette olan insanların, ehli ahiret olanların, etrafında olmanın nasıl hissettirdiğini deneyimlemeye başlıyorsun.

İşte o zaman, gerçek olan şeye âşık olacaksın. Sen erkeksin, yürüyorsun uzakta karşıdan güzel bir kadın seni çağırıyor, artık buna âşık olmazsın. Oraya yaklaştığında, o kadıın bolca makyaj yapmış, bir sürü mücevher takmış, senin ilgini çekecek güzel elbiseler giymiş çok yaşlı bir kadın olduğunu anlarsın. O zaman hepsinin sahte olduğunu anlarsın, gerçek değil. Eğer gidip o kadını izlersen, başına bir sürü kötülük ve yıkım gelecek. Ama eğer Peygamber (sav)’i izlersen, seni miraca götürecek. Şu an bahsettiğim şey ne? Bu tam olarak Peygamber(sav)’in Miraç’ta başına gelen olay. Ona birinin seslendiğini duydu ve dedi ki, ‘Ya Cebrail, bu kim?’ Cebrail (as) yanıtladı, ‘O Dünya, seni çağırıyor. Bir kadın sesleniyor, ‘Selamun aleykum ey Muhammed(sav)’ diyor.’ Peygamber (sav) sese cevap vermedi ve Cebrail(as) dedi ki ‘ResullAllah, onun dünya olduğu sana bildirildi. Eğer ona cevap verseydin, senin tüm ümmetinde Dünyaya cevap verirdi ve kaybetmiş olurlardı.’

Yani öncelikle, sevgi gördüğün şey değil. Sevgi anladığın şey. Sevgi gösterdiğin şey. Gösterdiğin kadar, alırsın. Sevginin, aşkın, bir şeyin nasıl göründüğüyle bir ilgisi yok. Aşk seni daha iyi hale dönüştürmeli. Dünyaya mı âşıksın? Dünya seni daha iyi bir hale dönüştürmeyecek. Bir gün seni yükseltecek, bir gün seni yerde ezip, oraya gömecek. Dünyaya aşık olan, çok tutkun kimseler, Şeyh Efendi söylüyor; ’’Günde kırk kere, bu dünya, yer yüzü insanlığı uyarıyor, ‘Beni hatırlayın, ölümü hatırlayın, çünkü üzerimde, kibirle yürüyorsun, bir gün içimde olacaksın, o zaman seni öğüteceğim!’’ Mezarda hiçbir şey hissetmeyeceğimizi mi sanıyorsun? Her şeyi hissedeceğiz. Peygamber (sav) ‘Ölü bedeni çok sıcak ya da çok soğuk suyla yıkamayın, çünkü hissederler’ diyor.

Tüm bunlar Tarikat, tüm bunlar zikir, hepsi cemaat, hepsi bizi mezara hazırlamak için, azap çekmememiz için, mezar azabı için. Kendini ahiret için hazırlayanlar, kendini temizleyenler için, mezarda onların ölü bedenine dokunulması bile yasaktır. Bir sürü Evliyanın, Allah dostunun mezarını keşfediyorlar. Bazıları biliniyor, bazılarını kimse bilmiyor. Onların sıradan insanlar olduklarını sanıyorlar ama yedi yıl sonra, 10 yıl sonra, 40 yıl sonra, bir şey oluyor, ‘Mezarı başka yere taşımamız lazım, buraya yol yapacağız’ diyorlar. Mezarı kazdıklarında, bedeni mükemmel şekilde buluyorlar. Uhud savaşı şehitlerinin, sahabelerin vücutlarını keşfettiler; onların bedenleri mezarlarında mükemmel olarak duruyordu. Damarlarında hala kan dolaşıyordu. 1400 yıl geçti. Çünkü onlar enli cennet; toprağın onlara dokunması yasak.

Allah bizi onlardan saysın inşallah. Öyle olmazsa, başımız büyük dertte demektir ve işte bu, gerçek olan şey. Biz hiçbir yere varmadık. Ama denemek zorundayız.

Selamun aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu…

Şeyh Lokman Efendi Hz. Sahibul Sayf Şeyh Abdülkerim el Kıbrisi (ks) Halifesi

13 Zulkaide 1436H 28 Ağustos 2015

Osmanlı Dergahı, New York

#ŞeyhLokmanEfendi

167 görüntüleme

OSMANLI NAKŞİBENDİ HAKKANİ DERGAHI

© 2020 Osmanlı Nakşibendi Hakkani Dergahı

 

  • Instagram
  • Facebook
  • YouTube