• Osmanli Naksibendi Hakkani

Zihniyetimizi nasıl Allah Rızası için tutarız?

BismillahirRahmanirRahim



Fatih Sultan Mehmet Han İstanbul'un açılmasını beklemedi, o onun için savaştı, değil mi? Bu senin nefsindir, ah subhanAllah, ne? Allah rızası için, sen Allahın onu senin için açmasını mı bekliyorsun? Bin dört yüz yıllık İslam tarihinde hiç böyle mi oldu bu? Biz yalnızca burada oturacağız, tesbihimizi çekeceğiz ve diyeceğiz ki 'Allahım bunu benim için aç,' hiç birşey yapmadan, Peygamber Efendimiz (asvs) böyle mi yaptı? O gitti ve savaştı, herşeyin başarısız olacağını bildiği halde, bundan emin olduğu halde savaştı. Neden? Çünkü onun Allah'ı vardı. Zannediyor musun onun için kolay oldu? Onun için kolay değildi. Eğer onun için kolay olsaydı, o Bedir Savaşından önce neden o duayı yaptı, Allah'a ona zafer vermesi için yalvardı? O neden hala Allah'a zafer için yalvarıyordu, kendisinin Alemlere Rahmet olarak gönderildiğini bildiği halde ve Allah'ın ona melekler göndereceğini bildiği halde, neden onu yaptı? Çünkü o Allah'ın bir kulu olduğunu ve Allah'ın onun Rabbi olduğunu biliyor, ve Allah'ın dilediğini yapacağını biliyordu. O, bunu biliyor. Bundan sebep, o diyordu ki 'Allahu Ekber'. Biz değil; biz onu bekliyoruz, biz diyoruz ki Allahu Ekber, 'ben namazımı kılıyorum o zaman bana cennetimi ver. Ben bu kadar ibadet ediyorum, o zaman bu kadar çok sevap almalıyım, almak zorundayım.' Bu ne çeşit bir? Aslinda, şimdi şirke girmeyeyim.

Sen nasıl Allah için karar verebilirsin? Çünkü Allah Peygamberimize de söylüyor, ama Peygamber bu çeşit bir edep gösteriyor ki biz Allahla tartışmayalım diye, 'Hey ben bunu yaptım, Sen niçin bana onu vermiyorsun?' dememiz için. Bir çok insan bunu yapıyor. 'Ben namaz kılıyorum, bunu yapıyorum, niçin bana böyle yapıyorsun?' Bu o kişinin ne kadar aptal olduğunu gösterir. Eğer bu dünyada bir şey olursa, onun başına yanlış birşey gelirse, ona dünyada başına gelen şeyin neden olduğunu bulmaya çalışacaktır. O oturup da demeyecek ki 'oh bu büyük bir komplo teorisi.' Yani o bir açılımın gelmesi için beklemedi, o ileriye gitti. Önündeki hiç bir engeli kabul etmedi. Denize zincir gerdiler, dediler ki 'geçemezsin,' o onu kabul etmedi. O demedi 'eh eğer Allah isterse, hadi dua edelim zincirler açılması için bir mucize olsun.' O böyle söylemedi, böyle yapmadı. Ve Rabbini böyle garantiye almadığı için, Allah onun ellerinden bir mucize olmasını gerçekleştirdi. Dediler ki 'Sultanım, önümüzde bir deniz var.' Ve o 'denizi neden kaldırmıyorsunuz?' dedi. O kolay birisi değildi, biliyor musun? Biz ona bakıyoruz resimlerde öyle böyle diye, ama o çok zor bir insandı, çünkü bu vizyona sahip olmak için bu muazzam vazifeye sahip olmak, bu işi yapmak için çok ama çok kuvvetli insanlar olmalı senin etrafında; insanlara sadece iyi davranarak olmaz. Ve ona çok karşı olanlar vardı, bir çokları öyleydi, ama o 'hayır' dedi, çünkü bu yapılıcak en zor şeydi. Dediler ki 'bu imkansızdır.' O dedi ki 'tamam, eğer denizden gidemezseniz, eğer gemilerim suda gidemezse, o zaman dağlardan götürürüz onları.' Ve onu yaptı, bir gecede yetmiş gemiyi karadan getirdi.

Demek ki bu oluyor. Nasıl oluyor bu? Çünkü önünde hiç birşeyi imkansız görmedi, o onları zorladı ve geçti. Kendisine de hiç bir bahane bulmadı. İşte böyledir, Sultanlar kendilerine bahane bulmazlar, imkansızdır bu. Krallar için bu imkansızdır. Şeref sahibi insanlar için bir mazaret bulmak imkansızdır, hiç bir zaman bir bahane bulmazlar. Şeref sahibi olanlar hiç bir zaman bahane bulmazlar. Onu ya yaparlar ya da yapmazlar. Demezler ki 'niçin ben bunu yapamıyorum'. Demezler. Çünkü burdaki temel mesele, senin açıklaman kimin umurunda ki? Çünkü o vazife sana verilmiş, sana kim verdi o işi? Onu senin yapabileceğine bilen verdi, sana desteği veren verdi. Senin kapasiteni bilen, seni Yaratan verdi. O zaman biz bunu taşıyamadığımızı söylediğimiz zaman, O'nun sözünden şüphe duyuyoruz demektir. Allah'dan bu şekilde şüphe etmek, evet, bu  Allahın önünde şeytanın ona karşı gelmesi gibidir. Allah buyuruyor ki 'secde et.' Şeytan, 'hayır, ben secde etmem. Yanlış bir karar verdin, ben yalnızca Sana secde ederim' diyor. O zaman önüne gelen hiç birşeyi kabul etmezsin, yalnızca ileri gideceksin. Sultan Fatih Mehmet Han, bizim de yapmamız gerektiği gibi;  kendisi çok yüksek zekalı bir insandır, o yalnızca imanla onu yapmıyor, o her açıdan bakıyor, onu da hesaba katıyor, bunu da hesaba katıyor, anlıyor musun? O sadece 'Oh, endişelenmeyin, mucizeler olacaktır' demedi, hayır. Türkleri biliyorsun, onlar bu şekilde davranmazlar. Ama çünkü sende o niyet var, sende bu azamet var, o zaman Allah harika şeylerin olmasına sebep olabilir.  Çünkü Allah, açılımların Yaratıcısıdır ve Allah hala Settar'ın Yaratıcısıdır. O zincirleri koyan imparator değil, Allah'dır onun üzerindeki kudret sahibi olan. Anlıyor musun? O zaman 'hayır'ı cevap kabul etmezsin. Belki şimdi onu yapamazsın, sonra yap. Belki onu sonra da yapamazsın, gelecek sene yap, bir şey yap... Ama bırakma ve kendine de bir bahane sunma. Kendinize çok fazla bahane buluyorsunuz, sorun bu. Senin nasıl yetiştirildiğin, etrafındaki insanlar, kanında olan ya senin öğretmenlerin ya da senin anne baban, arkadaşların; onlar aslında ilgilenmiyorlar senin bir bahane bulup bulamayacağına, yapıp yapamayacağına. Eğer dersen ki ben bunu yapabilirim, o zaman yap onu. Eğer yapamazsan, bu yanlış bir söz verdin demektir ve bu şerefsizliktir. Kimse seni zorlamıyor. Eğer bunu yapamayacağını söylüyorsan, o zaman yapamazsın. Ama yapabileceğini söylüyorsan, o zaman yaparsın. Demek ki İslam bize şerefi öğretiyor, İslamın manası nedir? İnanandır. Yüksek sınıf insanları, zengin insanlar, asil aileden doğanlar ya da işçi sınıfı değil, herkes. Herkes, herkes inanç sahibidir, herkes; herkes olabilir. Onun sözü, onun şerefidir. Ve o bir kez söz verdiği zaman, herkes bu söz altında korunur, kafirler bile. Ama bugünün Müslümanları değil, günümüzün Müslümanları özellikle iş dünyasında diyorlar kı 'Müslümanlarla ticaret yapma.' Ben bunu söylemiyorum, onlar söylüyorlar. 'Hindistanlılarla Pakistanlılarla ticaret yapma, onlarla ticari anlaşmalar yapma, çünkü onlar çok...' doğru mu değil mi? Ben bunu söylemiyorum, beni şimdi suçlamaya başlamayın. Doğru mu değil mi? Araplar hakkında da bunu söylüyorlar. Biz her zaman böyle miydik? Hayır değildik. Onlar bunu Türkler hakkında söylemiyorlar ama. Bunu biz nasıl yaptık?  Sözümüzü tutmalıyız, bizim sözümüzün bir manası olmalı. 'Evet, biz size yardım edeceğiz' dediğimizde, biz size yardım edeceğiz; sonra 'oh işte bundan sebep, ondan sebep' demeden. Anlıyor musun? Evet, bu İslamın parçasıdır; bu kesinlikle Tarikatın parçasıdır, evet. Yoksa istediğin kadar secde et, ama sen zaten insanların kalbini kırmışsın. Zaten insanların hakkını almışsın. Verdiğin sözleri bozmuşsun. Geçmişte insanlar 'inşaAllah' dediklerinde söz veriyorum manasındaydı. Geçmişte, sen 'inşaAllah' dediğin zaman 'Allah'ın yardımıyla söz veriyorum eğer Allah izin verirse' demekti. Öncelikle sen 'Ben bunu yapmak istiyorum Allah'ın yardımıyla ve O'nun desteğiyle' diyorsun. Günümüzde inşaAllahın manası, 'belki' demek. İnşAllahın manası, 'her neyse' olmuş. Burada bir kendini bağlama yok. Söz verme yok. Anlıyor musun, Allah'ın adıyla istediğin zaman; nasıl Allah'ın adıyla isteyip, ondan sonra 'emin değilim' diyebilirsin?  İşte o yüzden biraz uyanın, kendinize hiç bir bahane bulmayın, sen yapabilirsin ya da yapamazsın. Allah bize o kadar çok şey vermiş ki, biz de o kadar çok fazla yapabiliriz. O yüzden ben kabul etmiyorum; diyorum ki hayır, sen bunu yapabilirsin ya da yapamazsın. Yapabileceğini söylüyorsun. Tamam, sonraki sorum 'ne zaman' olur. Hiç bir şey bilmeme gerek yok, 'ne zaman yapıyorsun' derim. O kadar fazla konuşmak kadınlar içindir, anlıyor musun? Erkekler fazla konuşmamalı. Tabii ki günümüzün erkekleri kadınlardan daha beter olmuş. Yapabileceğini söylüyorsun. Ne zaman yaparsın? Görüyorsun ben nasıl konuşuyorum, genellikle insanlar çok fazla konuşuyorlar; ben 'Ne zaman? Ne zaman?' diyorum. Ben sana zaman veririm, dersin ki bir ay içinde; ben sana iki ay veririm. Ve sen onu hala yapmadığın zaman yıllar ve yıllar geçse de... Evet, o vakit ben ayağa kalkar, o vakit senin eşek olduğunu, ahmak olduğunu söylerim. Hakkım var, değil mi? Çünkü bu Allah'ın işi için, anlıyor muyuz? Oyun oynuyorsun Allah'ın işiyle? O kadar da fazla konuşmayayım, yoksa onun altında ezilirsiniz. Estağfurullah.  Tabii ki istisnalar var, tabii ki, bazılarınız, bir çoğunuz, en iyisini yapmaya çalışıyorsunuz ve ben bunu da görüyorum; görüyorum ki kendinize karşı savaşıyorsunuz, etrafınızdaki olumsuzluklara karşı savaşıyorsunuz ve bunu yapıyorsunuz. Bazen biraz düşüyorsunuz, sonra ayağa kalkıyorsunuz. Ben bundan endişelenmiyorum. Biraz düşüp, sonra ayağa kalkmanızdan endişelenmiyorum. Hayır. Benim endişelendiğim, sen düşmüş gibi davranıyorsun ve sonra orada yıllarca oturuyorsun, 'ah öldüm, düşüyorum' diyorsun. İşte ben bundan çok endişe duyuyorum, anlıyor musun? Çünkü sen kendine zarar veriyorsun. Tamam, inşaAllah, Allah beni bağışlasın ve hepinize rahmet eylesin.  El Fatiha. Amin. Şeyh Lokman Efendi Hz

Sahibul Sayf Şeyh Abdulkerim el Kibrisi (ks) ‘nin Halifesi

Osmanlı Dergahı, New York

18 Receb 1441

12 Mart 2020

104 görüntüleme

OSMANLI NAKŞİBENDİ HAKKANİ DERGAHI

© 2020 Osmanlı Nakşibendi Hakkani Dergahı

 

  • Instagram
  • Facebook
  • YouTube