• Osmanli Naksibendi Hakkani

İlahi Adalet Rahmetle Gelir


BismillahirRahmanirRahim

Bütün hamdler Alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Bütün hamdler, El-Melik (hükümran), El-Kuddüs (mukaddes), Es-Selâm (selâmete erdiren), El-Mü’min (emniyet veren), El-Müheymin (koruyup gözeten), El-Azîz (yüce), El-Cebbâr (cebreden), El-Mütekebbir (pek büyük) (59/Haşr:23) olan Allah’a mahsustur. Bütün hamdler Seyyidina Muhammed (asvs)’ı Seçilmiş Peygamber ve Alemlere Rahmet olarak gönderen Allah’a mahsustur.

Bütün salatü selamlar Dostlarının İmamı, Peygamberlerinin Mührü, Alemlerin Rabbinin Habibi, Elçilerin Şahidi, Günahkarların Şefaatçisi, Âdemoğullarının Efendisi, Nur Saçan Kandil Seyyidina Mevlana Muhammed (asvs) üzerine olsun. Ve bütün salatü selamlar onun azîz ehl-i beyti ile mübarek sahabeleri, bilhassa Dört Hulefai Raşidin, Hz. Ebu Bekir es Sıddık, Hz. Ömer el Faruk, Hz. Osman el Ğani ile Hz. Ali el Murteza ve Kıyamet Günü’ne dek onları izleyenlerin üzerine olsun.

Ey Müminler! Mübarek Cuma Günü’ne hoş geldiniz. Safer Ayı’nın Son Cuma Günü’ne hoş geldiniz. Mübarek Rebiül Evvel Ayı’na ve Allah’ın Habibini yer yüzüne gönderişini, Mevlid-i Nebi’yi, Peygamber Efendimiz (sav)’in doğum gününü kutlamaya hazırlandığımız bu güne hoş geldiniz. Rabbimiz Safer Ayı’nın geri kalanında yağacak olanlardan korusun, Rebiül Evvel Ayı’na saf ve temiz girelim inşaAllah.

Ya Eyyühel Müminun! Ey Müminler! Kur’an-ı Kerim’in Nisa Suresi’nde Allah (cc) şöyle buyuruyor:

BismillahirRahmanirRahim

Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

(4/Nisa:135)

Sadakallahül Azim.

Nahl Suresi’nde ise şöyle buyurmaktadır:

BismillahirRahmanirRahim

Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.

(16/Nahl:190)

Sadakallahül Azim.

Ey Müminler! İslam dini Allah (cc) tarafından gönderilmiş olan Doğru Yol, Adem Aleyhisselam’dan İsa Aleyhisselama dek önceki tüm 124000 Peygamber’e gönderilen vahyin tamamlanmasıdır. Bu din, Adalet Dinidir. Ve Peygamber Efendimiz (sav)’in en büyük vazifelerinden biri de dünyayı adaletsizlikten temizlemekti. Çünkü 1400 yıl önce içine doğduğu cahilive devrinde, tüm dünya zulüm ve zorbalığa gömülmüştü. Peki Adalet nedir? Büyük Şeyhimiz, Şeyh Mevlana Nazım Adil el Hakkani (ks), bize adaletin İslam’a göre tanımını veriyor: “Adalet, başkalarının hakkını da, tıpkı kendi hakkınız üzerine titrediğiniz gibi korumaktır. Böyle yapmadığınız takdirde adil bir insan değilsinizdir.”

Yani adalet, sadece kendi hakkını, kendi ailenin, kendi topluluğunun, kendi halkının, ırkdaşlarının, kendi milliyetinin ya da kanından gelenlerin değil, kim olduğuna bakmadan herkesin hakkını korumaktır. Bu tıpkı 1400 yıl önce olduğu gibi, bugün de sıradışı, radikal bir durum. Çünkü bölünmek, insanın doğasında vardır. Ten renginin ötesine bakmamak insanın doğasında vardır. Aslında o teni birazcık kazısalar, hepimizin aynı şekilde kan akıttığını görecekler.

Zulüm, sadece size benzeyen insanların haklarını korumak ve kendi hakkınızı almak için diğer insanlara zulmetmektir. Adalet, herkesin hakkını destekler. İslam’a göre bir insan ırkına ya da dinine bakılmaksızın hakkını almak zorundadır. Adalet budur. Ve Osmanlı Ecdadımız tarafından dünya üzerinde altı yüz yılı aşkın bir süre boyunca İslam’ın hüküm kurmasının ardındaki en önemli ilke adalettir. Ve bir topluluk, ne zaman kendi halkının hakkını vermeyi bırakır, o zaman felakete uğrar.

Hadis-i Şerif’te Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmaktadır:

“Sizden önceki ümmetler, suç işlemiş yüksek mevki sahibi insanlara karşı yumuşak ve merhametli oldukları için acı içinde felakete sürüklendiler. Ama mütevazi ve aciz bir insan bir şey yaptığında, ona en ağır cezayı verirlerdi. Vallahi, eğer benim kendi kızım Fatıma hırsızlık yapsa, muhakkak onun da elini keserdim.”[1]

Yani bir millet, adil olmayı bıraktığı vakit felakete sürüklenir. Bir topluluk sadece belli insanların adaleti hak ettiğini, bazı insanların adaleti hak etmediğini düşündüğünde, aynı ten rengine, benzer yaşam tarzına sahip olan ya da aynı dine mensup olanların dışındakiler yarımdır, kimse bizim dinimizdekilerle kıyaslanamaz, diye düşündüğünde, toplum yalnızca belli kişilerin adaleti hak ettiğini, belli kişilerin hak etmediğini söylemeye başladığında, o zaman, diyor Peygamber Efendimiz (sav), o topluluk acıya ve yıkıma doğru sürüklenmektedir.

Bu dünyada adalet olduğunu söyleyen biri ancak kör olabilir. Doğudan Batıya, Müslüman Dünyasından, Gayri Müslimlere kadar, bu dünya tamamen zulme ve zorbalığa batmış durumda. 21. yüzyılda, Facebook’u açar açmaz nerede ne oluyor, hepsini gördüğümüz bir zamanda yaşıyoruz. Gizli saklı yok. Cahilmişiz gibi davranamayız ancak cahil olmayı seçebiliriz. Suriye’de olanlara bakın. Burma’da, Myanmar’da neler olup bittiğine bakın. Filistin’de yaşananlara bakın. Amerika’da yaşananlara bakın. Fransa’da yaşananlara bakın. Çin’de, Rusya’da, Afrika’da yaşananlara bakın. Halep’te yaşananlara bir bakalım o zaman. Şehir ikiye ayrılmış durumda. Şehrin bir yarısı lüks içinde yaşıyor. Güzel yemekler yiyip gece kulüplerine, partilere gidiyorlar. Şehrin birinci sınıf bölgesi, gaddar hükümete sadakatle bağlı olanların yaşadığı yer burası. Şehrin diğer yarısı ise cehenneme dönmüş durumda. Hükümet, diğer ülkelerin de yardımını alarak şehrin bu yarısını durmadan bombalamaktadır. Bilhassa hastaneleri bombalıyorlar ki, yaralandığında kimsenin gidecek bir yeri olmasın. İnsanlar cenaze kaldırırken, cenazeyi bombalıyorlar. Özellikle küçük çocukları bombalıyorlar ki, şehirde hiçbir umut kalmasın.

Bunlar gözlerimizin önünde olup bitiyor. Fakat dünya hiçbir şey söylemiyor. Neden? Çünkü Doğu Halep’teki o masum insanların canlarının diğerlerinden daha değersiz olduğuna inanıyorlar. Dünyada yaşananlardan sadece bir örnek bu. Ve bu zalimlik devam etmektedir. Hükümetler bu zalimliğin karşısında durmuyorlar. Alimler bu zalimliğin karşısında durmuyorlar. Hatta günümüzde Müslüman alimlerin zalimlerin yanında yer aldığını görüyoruz. Zalimliği destekliyorlar. Zalimleri ziyaret edip onlarla aynı ekmeği paylaşıyorlar. Ve böyle yaparak farkında olsalar da, olmasalar da onların zorba sistemlerini destekleyip, onun bir parçası haline geliyorlar. Eğer bununla dostluk kurarsam değişip iyi biri haline gelecek diye düşünüyorlarsa bile çoktan kaybettiler. Çünkü sadece zalimlerle oturmak bile onları mazur gösterir. Peygamber Efendimiz buyuruyor:

“Kim onun ne olduğunu bile bile, yardım için bir zalimle yürürse, çoktan İslamiyet’ten çıkmış gibidir.”[2]

Müslüman Alimlerin ve Müslüman Dünyasının günümüzdeki hali işte böyledir. Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşıyoruz. Sanmayın ki bu ülke tamamen adalet üzeredir. Evet, o değerleri öğütlüyoruz ancak onları yaşamıyoruz. Daha yeni Şükran Günü’nü, Ulusal “Tatil”i geride bıraktık. Sömürgecilerin, Amerikalı yerlilerle yedikleri akşam yemeğini kutladıklarını söylüyor, geçmişte Amerikalı Yerlilere yapılanları çarpıtıyorlar. Bu ülkede yaşayan Amerikalı yerlilerin %90’ı sistematik bir şekilde Avrupalı sömürgeciler tarafından öldürülmüştür. Avrupalılar geldiğinde bu ülkede 10 milyondan fazla Yerli Amerikalı yaşıyordu. 1900 yılında ise 300.000’den az kalmıştı. Bu şükran değil, zalimliktir.

Bu ülkedeki Müslümanlar ise hala, hadi ama, diyorlar, fırına hindiyi atıp tatili kutlayalım. Bunun neresi yanlış ki? Yevmil Şükür, Şükran Günü değil mi? Bizim de şükranlarımızı sunmamız gerek. Bu güne dahil olarak, temsil ettiği zulmün bir parçası olduğunu fark etmiyorsunuz. Bugün bile ülkenin farklı yerlerinde, Kuzey Dakota’da ve hala daha insanların haklarının elinden alındığı diğer bölgelerde devam eden bu zulme ortak oluyorsunuz.

Evet, Amerika eşitliği, adalet ve hoş görüyü telkin ediyor olabilir; ancak tarihi çok karanlık bir yüz sunmaktadır. Ümmet olarak uykudan uyanıp, nerede düştüğümüzü anlamazsak hiçbir zaman ayağa kalkamayız. Düştük. Anlayana kadar, tekrar takılıp düşmemek için bir adım atana kadar asla ayağa kalkamayız ve çok daha kötü bir hale düşeriz. Daha kötü şeyler yaşandı ve hala daha yaşanmaktadır. Gerçek şu ki, dünya üzerinde hapishanedeki insan sayısı en fazla olan ülke burasıdır. Çoğu siyahi insanlar. Ülkenin bir başka yüzü. Ve bugünden itibaren, Noel’e kadar, Yeni Yıla kadar alacağımız her şey, tüm ürünler, satın alacağımız bütün o gereksiz yığın, ya bu ülkedeki hapishane sisteminde ya da diğer ülkelerin hapishane ve fabrikalarında zulüm gören insanların kanını taşıyor üzerinde. Bizler Müslümanız. Bizler Nakşibendiyiz. Bizler Hakkaniyiz. Hakkı konuşmak ve Adaleti müdafaa etmek, ayette belirtildiği gibi, aleyhimize bile olsa bizim vazifemizdir.

Evet, bu dünya tamamen zulüm ve karanlıkla dolmuş durumda. Bu yalan dünya, zorbalığın hüküm sürdüğü bir dünyadır. Fakat biz müminler, bunun her daim böyle olmadığını ve de böyle olmayacağını biliyoruz. Müminler kendi tarihini bilmek durumundadır. Müminler, Hilafet döneminde, Osmanlılar zamanında adaletin herkese güvence edildiğini, bir ayrıcalık değil, temel bir hak olduğunu bilmelidirler. Bir Bedevi, bir soyluyu mahkemeye verebilirdi. Bir Yahudi, bir Müslümanı dava edebilirdi. Ve hakim, yani Kadı, kimin daha üstün olduğuna değil, kimin haklı olduğuna karar verirdi. Ve bu adalet, Osmanlı’nın Hilafeti zamanında zirveye ulaşmıştır. İslam’ın Adaleti o kadar meşhur olmuştu ki, Gayri Müslimler dahi kendi dini mahkemeleri yerine Müslüman mahkemelerine gitmeyi tercih ediyorlardı. Çünkü İslam, kendi İlahi Adaletiyle gelir. Ve en adil, en mükemmel olan da budur, çünkü İlahi Adalet daima rahmetle gelir.

İlahi Adalet budur ve bu dünyadan gizlenmiştir. Ancak artık geri geliyor. Gelmekte olanı öngören Şeyhimiz bize öğretmekte, Ahir Zaman hakkında şunları söylemektedir:

“Peygamber Efendimiz (sav), bize buyuruyor,

‘Sünnetime tutunun. Bu sünnetleri hayatınıza uygulayın. Ama sadece lafta değil; ciddiye alın ve hayatınıza koyun. Ve şehirleri terk edin. Şehirlerden dağlık yerlere çekilin ve bildiğiniz kadarıyla imanınızı koruyun. Etrafta çok fazla aranmayın çünkü her yerde bir dolu kitap ve bir sürü insanın bir çok şey hakkında konuştuğunu göreceksiniz; ancak bunlar size yalnızca daha fazla kafa karışıklığı verecek. Öğreneceğiniz her şey zihninizi daha da bulandıracak. Birkaç Hadis biliyorsanız onları hayatınıza uygulayın. Doğru bir yaşam tarzı sürdürün ve Sahibul Zaman Muhammed Mehdi Aleyhisselam’ın tekbiri almasını bekleyin.”

Bizim de yaptığımız bu. Beklediğimiz ve inşaAllah Rahman hayatımıza uygulamaya çalıştığımız şey budur. Bu dünyada bir iddiamız yok bizim. İddia eden kişi de pek akıllı sayılmaz. Salahiyet Allah (svt)’nındır. O’ndan daha Muktedir olan yoktur. Bu dünyanın Mutlak Hakimi O’dur. Tüm bu yanlış sistemler yıkılmalı. Tüm yanlış insanlar alaşağı olmalı ve tüm zalimler bu dünyadan alınmalıdır.

Bizler de bu öğüdü dinliyoruz. Oturup çalışıyor ve bekliyoruz. Adaletin yeniden bu dünyaya geleceği zamanı bekliyoruz. Fakat yalnızca beklemiyor, kendimizi de adil insanlardan yapmaya çabalıyoruz. Hiçbir harekete kalkışmıyoruz, ya da devrim yapmaya çalışmıyoruz, hayır. Sessizce oturuyor ve dağlarda yaşayarak nefsimizle mücadele ediyor, itaatkar kullardan olmaya çalışıyoruz. Ancak zulmü, zorbalığı ortadan kaldıracak, bu gaddarlığa son verecek, Hak ve Adalet Sancağını çekecek olan kişi Mehdi Aleyhisselam’dır ve biz de onu bekliyoruz inşaAllah Rahman. Günümüz Müslümanları Mehdi Aleyhisselam hakkında konuşmak istemiyor. Deccal hakkında konuşmak istemiyor, Deccal’e inanmak istemiyorlar. Fakat Peygamber Efendimiz (sav), İmamlar minberde deccal hakkında konuşmayı bıraktıkları zaman, bilin ki vakti yaklaşmıştır, demektedir.

Bizler o zamanın içindeyiz. Çok dikkatli olmalıyız. Ey Müminler! Ey Müridler! Bu dünyaya, zalimlik dünyasına inanmayın. Allah (svt)’ya ve Allah Dostlarına inancınız olsun. Onların yanında olun. O zaman, inşaAllah Rahman, bizler de Peygamber Efendimiz (sav)’in sevdiklerinden oluruz.

Şeyh Efendi şöyle söylüyor: Öyle ya da böyle, kim kalbinde bir parça zalimlik taşıyorsa (herhangi birimize, onlardan birine ya da herhangi birisine karşı), cezasına hazır olmalı. O’na dönün ve “Ya Rabbi! Yardım et. İçimdeki bu zalimliğe karşı senin yardımına muhtacım. Beni bundan temizle,” deyin. O vakit kitaba Mehdi Aleyhisselam’ın yanındakilerden olarak geçer ve Peygamber Efendimiz (sav)’in selam gönderdiklerinden olursunuz. Sahabelerine, “Kıyamet Günü’nde kardeşlerimle buluşmak için sabırsızlanıyorum,” demişti.

Bunun üzerine, “Ya Resulullah, bizler senin kardeşlerin değil miyiz?” diye sordular.

“Hayır,” dedi. “sizler benim yoldaşımsınız. Kardeşlerim ise zamanın sonunda, Ahir Zaman’da gelecek olanlardır. Bütün her yerde her şey nefsani olacak, ancak onlar o istikameti terk edip gidecek, benim sünnetime sıkı sıkı tutunacaklar. Benim kardeşlerim onlardır.” Ve şöyle ekledi,

“Sizlerin önünde onlara selam ediyorum.”

Peygamber Efendimiz (sav) bize, Ahir Zaman’da gelenlere selamlarını gönderiyor.

Rabbimizden onun selamını işitenlerden olmayı, Şeyhimizin yolunda olmayı diliyoruz. Amin.

Şeyh Lokman Efendi Hz.

Sahibul Sayf Şeyh Abdülkerim el-Kıbrısi el-Rabbani (ks) Halifesi

Osmanlı Dergahı, New York

Cuma Hutbesi

25 Safer 1438

25 Kasım 2016

[1] Müslim, Hudûd 8

[2] Râmuz el-Ehâdis, c. 2, s. 445

#ŞeyhLokmanEfendi

92 görüntüleme

OSMANLI NAKŞİBENDİ HAKKANİ DERGAHI

© 2020 Osmanlı Nakşibendi Hakkani Dergahı

 

  • Instagram
  • Facebook
  • YouTube