• Osmanli Naksibendi Hakkani

"Mezar Son Değildir; Yeni Ve Sonsuz Bir Hayatın Başlangıcıdır"


Euzu billahi mineş Şeytânir racîm. BismillahirRahmanirRahim.

Medet ya Seyyidi Sultanul Evliya medet…

Şeyhimizden yardım ve destek istiyoruz… Bize göndermesi için. Konuşur ve inşaAllah yararlanırız.

Eğer gafletteysen, dünyada ne olursa olsun farketmeyeceksin, anlamayacaksın. Dünya sallanınca, hayvanlar bile anlıyor ve kaçıyor. Ama bugünün insanları, ne olursa olsun uyuyacak yer bulmak için kaçıyor. Uyuyorlar, fiziksel olarak... Fiziksel olarak vücut uyuyor; ruhsal olaraksa, elveda… Sen ölü bir bedensin. Kim uyur? Mezardaki insanlar. Ama onlar şimdi uyanık bir seviyedeler. Onlar tamamen uyanıklar;, ama çok geç; onlar için çok geç. Şu an mezarlıktaki herkes, özellikle bu yüzyılda yaşayanlar, sadece bir avuç insan hariç, kalanların hepsi acı çekiyor. Dinlendikleri yerde yok sayılıyorlar, dinlendikleri farz edilen yerde… Ama onlar, orada acı çekiyor. Çoğu acı çekiyor, çünkü “Bizler inançlı insanlarız” diyorlardı. “Böyle olduğu halde, bu dünyanın gerçekliğini bildiğimiz ve anladığımız halde, neden bu dünyada olduğumuzu anladığımız halde; neden bu kadar çok uykuya daldık?” “Neden biraz daha fazla ‘Allah’ demedim?” Evet, onlar da acı çekiyor.

İnanmayanlar acı çekiyor. Çünkü mezara girdiğin zaman, sanıyorsun ki; orada boş bir çukur var var. 21.yüzyıl insanlarının zekası, sol taraftan çok gelişmiş; onların kalpleri ve akılları sadece bu materyalist dünya için çalışıyor ve sadece kendi dış görünüşlerini önemsiyorlar… Onlar şöyle düşünüyorlar; “Öldük, tamam. Buna şimdi alışalım, hiç hatırlamayalım ve sadece kendimizi eğlendirelim.” Ben de diyorum ki; “O zaman neden kendini 24 saat boyunca eğlendirmiyor musun?” İnananlara ve inanmayanlara soruyorum. İnananlar böyle bir gaflette olamazlar. Nasıl olduysa gafletteler; iman seviyesi gitgide düşüyor. Ölüm meleği geldiğinde, onu kaybedebilirsin. Çünkü, belki o zaman kullanmaya yeterli enerjin olmayacak, çünkü gaflettesin.

Bu yüzden söyle: "Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resulühü."

Bu yaşamının nedeni olmalı. Eğer bundan farklı yaşıyorsan, zaten kaybettin. Yönünü değiştir, şehadeti yaşamına koy. Bu yaşamının nedeni olmalı; bu şehadet için yaşıyor olmalısın. Ve etrafındaki her şey bu şehadetle bağlantılı olmalı. Öncelik, bu şehadet olmalı. Günde kaç kez bu şehadeti tazelemeyi hatırlıyorsun? Özellikle bu günlerde, özellikle ahirin de ahiri olan zamanın insanları; kaç kere hatırlıyorsun? Çok fazla değil. Çünkü bu şehadeti hatırlarsan, imanını her zaman tazelersen ve uyanık bir seviyede olacaksın. Çünkü bu şehadet, eğer şehadeti söylüyorsan; sana her seferinde yeni bir hayat vermeli. Eğer kişi, 80 yıldır bu yeryüzünde yaşıyor ve inançsızsa, bir kere bu şehadeti söylemesiyle imanlı olur ve o kapıdan girer. Ve daha önce yaptığı her şey biter; yenilenir. Yani, şehadet sana hayat verir ve o hayat; senin, uyanık seviyede olmanı sağlar. Vücudunun kalanı dinleniyor olsa bile, çünkü vücudun zaman zaman dinlenmeye ihtiyacı var; o zaman kalbin uyumaz, uyanık olur. Ama şimdi 24 saat, beden ve ruh uyuyor.

Ruh uyumaz; ama ruh hapishaneye konmuş gibidir. Senin tembelliğin yüzünden kilidi kilitlenmiş. Tembellik, Şeytandan gelir; Rahman’dan değil. Sen bu şehadetle güçsüz olduğun için, Şeytan yanına geliyor. Eğer şehadeti güçlü tutarsan, şeytan senin yanına gelmeden önce on kere düşünür. Senin içini ve dışını Şeytan çevrelemiş. Bu yüzden her zaman gelebiliyor.

Genç nesil, hiçbir şey için iyi değil. Dünya için iyi değil, ahiret için iyi değil. Ne için yaşıyorsun? Dünya için. Sorun dünya. Evet... Ama dünyayı almıyorsun. Diyorum ki; “Neden uyuyorsun? Dünya için yaşa. Bir süre sonra öleceğini biliyorsun. Ölüm meleği sana gelecek. Neden hayatını harcıyorsun, devamlı uyuyarak?” En azından etrafta koş. Çünkü uyanık bir seviyedeysen, neyi yanlış yapıyorsun bir gün fark edeceksin... Uyanabilirsin ve yönünü değiştirebilirsin. Ama eğer gafletteysen, ölüm meleği gelene kadar uyanmayacaksın. O zaman, (ölüm meleği geldiğinde) şehadetin değerini anlayacaksın, o zaman hayatın değerini anlayacaksın, o zaman nefesinin değerini anlayacaksın... Ama çok geç olacak. Uyan! Müslümanlar... Bazı hayat şekillerinden şüphe duyuyorsunuz ve bu İslam değil. Bu sizi gaflete düşürüyor.

Evet, yani, tazele imanını… "Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resulühü".

Bu başına gelecek : Sonun mezarda. Kaçamazsın ve bende kaçamam. Mezar son değil. Mezar yeni, sonsuz bir hayatın başlangıcı… Şimdi ne kazanıyorsan, orada onu bulacaksın. Oraya ne gönderiyorsan, onu bulacaksın. İnançlı kişinin anlayışı bu ise, sence uyku peşinde çok koşabilir mi? Nasıl olabilir? Bu dünyada sahip olduğun şeylerin hiçbiriyle tatmin olmuyorsun. Hatta kendini dağa, mağaraya koyuyorsun ve hiçbir şey yapmıyorsun. Sadece Allah’ı zikrediyorsun; hala tamam. Kişi hiçbir şey istemiyorsa tamamdır. O yabani hayatı yaşıyor, ama kendini tüm gün efendisiyle tutuyor. MaşaAllah.

Biz dünyadayız, bazen orada burada meşgul oluyoruz. Ama sen, onu da yapmıyorsun. Dünya için de koşmuyorsun. 24 saat ne yapıyorsun? Seni uyanık tutan ne? Ne Dünya’dan, ne Ahiret’ten… Seni uyanık tutan Şeytan; başka bir şey değil. Şeytan sana dinlenmek için izin vermeyecek. Onun Allah’a verdiği söz bu. O dedi ki, “Onları benimle beraber cehenneme alacağım.” Ve Allah (svt), ona dedi ki; “Eğer sana inanırlar ve sana uyarlarsa, seninle birlikte Cehenneme giderler.” O zaman gerçekten cezalandırılacaksın.

Çünkü Allah (svt), seni ve beni, bu Dünya için yaratmadı. O seni ve beni, Kendisi için yarattı. O, Dünya’yı senin için yarattı. O, Cenneti senin için yarattı. O her şeyi senin için yarattı. Sen hiçbir şey yapmak zorunda değilsin. Tek yapman gereken, Rabbinle olmak, O’nu hatırlamak, O’nu anlamak…

İnsan gafletteyse, Rabbini hatırlayamaz. O zaman Rabb’inden kopuk olur. Yani ne olur? Dünyayı da, ahireti de kazanamaz. Hayvanlar bile, en azından dünya için yaşıyor. İnanmayanlar etrafta koşuşturuyor; Dünya için. Umut; onlar umuyorlar. 90 yaşında hala çalışmak için koşturuyor, erkekler kadınlar koşturuyor… Yüzlerine toz sürüyor, hepsi yapıyor. Hepsi yaşlanıyor, ama koşturmaya devam ediyor. Kendilerini çekici kılmaya çalışıyorlar. Hala hayattayım diye, göstermeye çalışıyorlar. Peki, Müslümanlar nasıl? Kim sizi kandırıyor? Biri sizi kandırıyor mu? Evet, Şeytan... İşte o zaman, senin iman seviyen gitgide düşüyor. Ve bu çok tehlikeli, çünkü iman seviyesi yüksek olmalı. Neden, kim söylüyor bunu? Peygamber (sav) bunu söylüyor. “Müminin ferasetinden sakın. O Allah’ın nuruyla bakar. Onu kandıramazsın.” Kandırılacak mısın? Kandıramazsın. Ama sen, gündüz ve gece uyuyorsun; bu en büyük aptallık. Özü kaybettin; dünyanın hakikatini de kaybettin.

Dünya, gündüz başlar ve geceye döner. Gün, güneş yükselince başlar; kuşlar, her şey uyanır. Onları hiç, gündüz uyurken görüyor musun? Hayır. Sen etraftasın, onları devamlı görüyorsun. Onları dinlenirken görüyor musun? Onlar güneş battığında, kendi yerlerine çekiliyorlar; o zaman dinleniyorlar. Dinleniyorlar; ama gaflette dinlenmiyorlar. Tavuklar bir çubuğun üzerine oturuyor, uyuyorlar. Tek bir hareket olsa, hemen kalkar, uyanırlar. Her hayvan böyledir.

Yani, 21.yy insanı, kaybetti. Uyan, kaybeden olma. Çünkü 21.yy insanı, Allah’ı (svt) terk etti. Onlar dünyayı yaşamak istiyor, hayatı nefslerine göre yaşamak istiyorlar. Ademoğlu olmayı terk edip, nefslerine göre yaşamak istiyorlar. Ama bundan hiçbir yarar sağlayamayacaksın. Dünyada ve Ahiret’te, bundan hiçbir yarar alamayacaksın. Çünkü o nefslerine göre yaşayan kimseler; onlar Allah’ın yarattığı tabiata aykırı yaşıyor ve bunu çok sürdüremeyecekler. Kendilerini sürdürmeye zorlasalar bile; dediğim gibi mezarda uyanacaklar, o zaman ne kaybettiklerini anlayacaklar. Yani inanmayanlar, mezarda acı çekiyor. Neden? Onlar o zaman diyorlar ki; “Bu hayata sahiptim. Bu çok yıllık, bu kadar zamanlık hayata sahiptim ve bir kere bile şehadeti söylemedim.”

Mezara girdiğinde sağda bir pencere açılır ve solda da bir pencere açılır. Orada biri sana der ki; “Sağa bak, bu cennet. Bu cennette bu yer senindi. Ama sen inanmadın. Sen seni yaratan Rabbine inanmadın. Sen nefsine ve Şeytana inandın. Şimdi sola bak. Bu ateşi gördün mü? Bu ateş sana ait. Bu senin kazandığın şey.” Ve cennet tarafında kapı kapanır. Ateş o mezara gelmeye başlar. Bu sadece bir parçası… Birçok diğer sorgu ve başka şeyler de aynı zamanda oluyor. Yani inanmayanlar; sence onlar en iyi hayatı mı yaşıyor ve çoğu da onlara hayran oluyor. “Onlar buna sahip, şuna sahip” diyorlar... İşte ölüm meleği geldiğinde durum bu... Kim oldukları fark etmez. Eğer imansızlarsa, işte son bu olacak.

Şu insanlar, nasıl olduysa inanmış kimseler; ama her zaman şikâyet ediyorlar, Allah’ın verdiğiyle mutlu değiller. Bu da başka bir inançsızlık seviyesi... Onlar da mezara girdikleri zaman pişman olacak. Sağ ve sol tarafa baktıklarında ve sağ taraftan ne kaybettiklerini gördüklerinde, kendilerine lanet ediyor olacaklar; diyecekler ki, “Ben ne kötü bir yaratıkmışım. Kendi kendimi bu hale getirdim ve Allah benden hiçbir şey istemedi. Bana her şeyi verdi. Ama ben durmaksızın istedim ve durmaksızın yakındım. Gündüzleri yakınıyordum, en azından geceleri durmalıydım.” Gece gündüz... Bir kere şikâyet kapısını açtığında, Şeytan terk etmez; her taraftan gelir. Seni bununla meşgul eder. O zaman o kimse söyleyecek; “Eğer daha az şikayet etseydim, mezarımda daha az yılan ve akrep olurdu.” Hoşlanmıyorsun, Allah’ın sana dünyada verdiğiyle yakınıyorsun… İşte, senin mezarına yolladığın şey, her seferinde yoluyorsun. Şimdi söyle bana, nereye saklanacaksın? Etrafında dolaşan akrepler ve yılanlar varsa, hala uyuyacak mısın? Üstünde fareler koşturuyor olsa, hala uyuyacak mısın? Bu, orada ne alacağın… O hayvanların, toprağın altında sebepsiz yere için yaşadığını düşünme. Onlar bu yüzden ordalar. Onlar yollar bulurlar. Özellikle de koku; imansız vücut oradaysa, onlar gitmek için yolunu bulurlar.

İnananlar ise, Dünya’da Allah’ın rızası için yaşadığını sanan kimseler… Bugünün insanlarından bahsediyorum. Onlar da acı çekiyor. Onlar zikir yapıyorlardı, ama gaflette. “Ama Allah’ı unuttum, şu şu şu süre zarfında. O’nu hatırlamadım. Ne beni meşgul etti? Allah rızası için, Dünyayı terk ettim, Allah için. Neden Allah’ı hatırlamadım?” O kişi o pencereden baktığı zaman, Cennetteki en yüksek seviyeleri görür. Ona, “Bu senin yerin olacaktı. Ama buraya ulaşamadın. Bu düşük cennette kalacaksın” derler. O zaman, o Cennet; o kişi için, Cehennem haline gelir. Çünkü o sonsuza dek sürecek. Söylediğim gibi; dünyada mutlu değilsin, sahip olduğunla, Allah’ın sana verdiğiyle mutlu değilsin. O zaman, Cennet’te mutlu olacak mısın? Eğer yüksek seviyelere ulaşamadıysan; olmayacaksın. Acı çekiyor olacaksın. Eğer durum buysa, kendine yardım etmiyorsan, başkalarına nasıl yardım edeceksin? Sen yüksek seviyeye ulaşmak zorundasın, belki sana şefaat hakkı verir. Bugün insanları görüyorum, özellikle “Annemi seviyorum, babamı seviyorum, abimi seviyorum, ablamı seviyorum” diye koşturanları; “Onlar inançsızlar, ama önemli değil. Onlar iyi insanlar.” Kim söyledi sana, onların bu şekilde iyi olduklarını? Onları seviyorsun, bu doğru. Onları istiyorsun, bu doğru. Ama Allah sana bunu mu söylüyor? Hayır. Bunun için ne yapıyorsun? Bunun için bir şey yapıyor musun, onları sevdiğin için? Sadece söylüyorsun, “Onları seviyorum.” diye. Sence Allah, onları senden daha mı az seviyor? O, onları yarattı! Ama onlar, kibirli ve inatçı oluyor. Allah’ı kabul etmiyorlar. Onlar, kendi cezalarını kendilerine veriyorlar. Eğer Allah, sana kapı açıyorsa ve sen inançlı oluyorsan, sence sadece “Onları seviyorum.” deyince, onlar güvende mi olacak? Çünkü sen onları seviyorsun. Sen O’nun sevdiği olmalısın. Ve O’ndan isteyebilecek olmalısın, “Onlar için şefaat istiyorum” diye söyleyebiliyor olmalısın. İşte aslında böyledir.

Aslında onları sevmiyorsun, kendini de sevmiyorsun, hiçbir şeyi sevmiyorsun. Şeytanı seviyorsun; şeytana kapıyı açıyorsun, seni kandırması, seni istediği yöne götürmesi için. Evet, uyan, kendini uyandır… Bu hayatın sonsuza dek süreceğini düşünme. Hayır. Belki yarın sabaha ulaşamayacaksın. Yarın sabah için çok fazla planın var. Ama yarın sabaha ulaşamayabilirsin. Bugün ne kazandığına bak. Bugün sahip olduğun, senin için yeterli olacak mı? Sana şimdi söylediğimi, mezara girdiğinde söyleyebilecek misin? “Elhamdülillah, sınavımı geçtim.” Şu an, o halde misin? Bunu şimdi kendine söyleyebiliyor musun? Ya da kendini kandırıyorsun. Allah sana bir hayat verdi, kendine sor; ergenliğe girdiğim günden beri, erkekler yaklaşık 16 yaşından, bayanlar 13 yaşından beri… Kendine sor; “13 yaşımdan şimdiye kadar, Allah için iyi bir kul oldum mu? Yapmam gerekeni yaptım mı?” Cevabı kendi kendine biliyorsun. Hiç kimsenin sana bir şey söylemesine gerek yok. Eğer erkeksen, sor kendine. Etrafta dolaşıp, İslam’a bir yıl ya da iki yıl önce gelmişsin; bir iki yıldır sadece etrafta Müslüman’ım diye dolaşarak… Ya da her yanlış şeyi yaptın, dün İslam’a geldin; sence İslam’ın yönünü mü değiştireceksin? Her şeyi kendine göre anlayacaksın, her şeriat sana göre olacak... Hayır! Sor kendine, söyle kendine; “Neredeydim, 16 yaşından bugüne kadar? Nerelerde dolaşıyordum? Allah (svt), her gün Meleklerine soruyor. Her sabah meleklerine soruyor; “Bugün kulum ne yapıyordu? Kulum sabah erkenden kalkıyor mu? Bana sözünü tutuyor mu? Ya da yapmıyor mu?” Kendine sor. Ergenliğe ulaştığın günden bugüne kadar, kaç gün bunu kaçırdın? Kaç gün kaçırdın, o hesap değil. Kendine sor. Eğer gerçekten inançlıysan ve şimdi kalbinde iman varsa, seni sallamalı. Korkudan, utançtan titretmeli. Evet, seni harekete geçirmeli. Seni endişelendirmeli ve “Evet, nasıl bir mümindim ben? Rabbim beni izliyordu, beni asla bırakmadı. Her sabah hesap için hazırlanıyordu, ama ben bütün bunlar için etrafta koşuşturuyordum.’ Sen ne yaptığını çok iyi biliyorsun. Dünyayı kandırabilirsin, ama kendini kandırma. Yapma… Bunu asla unutma! Bunu açma! Etrafa gitme bunu insanlara söylemeye! Ama emin ol, asla o günleri unutmayacaksın. Neyi geçerek geldin? Evet… Bazıları şöyle söyleyebilir, “Ne hakkında konuşuyorsun?” Eğer sen, söylediğim günden beri iyiysen, sen hariçsin. Sözüm sana değil.

Ama sözüm, sana ve bana. Ve kendine sor; “Senin yaratılış sebebin ne?” Allah’ı bilmek ve ona iyi bir kul olmak. Bu önceliktir. Allah’ın sana ve bana söylediği öncelik, şunu bilmektir; bu sahip olduğun varlığın, Allah’a değiştirdin varlığın; çocuklarınız, aileleriniz, sevdikleriniz… Tevbe Suresi ne diyor? Diyor ki, “O sahip oldukların; çocuğun, ailen, şu sevdiğin şeyler; onlar sana sadece bir fitne. Fitneden başka hiçbir şey…” Özellikle de onları doğru yolda kullanmıyorsan, özellikle eğer bu şeylerin her birini, Allah’ın ve Peygamber’inin yoluna koyarak yaşamıyorsan; bu sana fitnedir.

Yani, bize ne söylüyor? “Sizi kendim için yarattım.” Bu öncelik ve bu, canlı tutman gereken öncelik. Eğer bunu diri tutmuyorsan, kendini istediğin kadar kandırabilirsin; iyi bir adam ol ya da iyi bir kadın ol; dürüst ol… Hayır, yalancısın. Sen bir yalancısın. En büyük yalancı… Efendine, Rabbine yalan söylüyorsun; Peygamberine (sav), yalan söylüyorsun ve kendine yalan söylüyorsun… Dünyayı kandırabilirsin, başka birini kandıramazsın. Sadece kendine yalan söylemiş olursun.

Yani uyan, kendini gel… Çünkü bu sona gelen, sadece kendi yaşantımız değil; ama dünya gibi, başka yaratılıştan gelen her şey, sona geliyor. Evet, ne büyük ve uzun planların var. Ama o planlara ulaşamayacaksın. Çünkü bu dünya da Allah’ın verdiği zamanda bitecek. Bu dünya değişime hazırlanıyor ve onun içindeki her şey de öyle. Sadece birkaç şey yolda kalıyor. Her şey değişecek. Bugün senin çok değer verdiğin şeyler, yarın değerli olmayacak. Her şey değişecek, hiç bir değeri kalmayacak. Çünkü onlar Allah’ın verdiği değerde değil. Bu değişecek. Allah’ın verdiği değerler, her zaman kalır. Her zaman oradadır, onlar asla değişmez.

Peki, Allah’ın bize koyduğu değer ne? “Beni öncelikte tut, ben senin Rabbinim. Ve Peygamberimi tut, başka her şeyden çok Peygamberini sev. Kendin de çok, çocuklarından da çok, sahip olduklarından da çok, onu sev.” Eğer bunu yaparsan, hiçbir sorunun olmayacak. Böylece hiçbir sorunun olmayacak. Şunlarla sorunun olacak; Allah’ı ve Peygamberi’ni sevmeyenlerle. Ama en azından kendini kandırma; neden yaşadığını anlayacaksın. Kimin seni yarattığını anlayacaksın. Ve bu yolda durmaya çalış. Eğer çocuklarını seviyorsan, sevdiklerini, tüm sahip olduklarını seviyorsan; bu yine de yapman gereken şey. Sen Allah’a iyi bir kul olmak zorundasın. Allah’ın sana verdiği varlık ile şükreden bir kul olmak zorundasın. Ve Allah diyor ki, “Bana şükreden bir kul olduğun zaman, sana lütuflarımı arttıracağım.” Sana daha çok şey açılacak. “Benim sevdiğim olduğun zaman, seni öyle biri yapacağım ki; senin etrafındaki sevdiğin kimseler, sana itaat edecekler; sen bana itaat ettiğin zaman.” Yani, sen onları Allah’ın yolunda tut. Eğer bir adam, ailesini, çocuklarını sevdiğini iddia ediyorsa; karşılıklı, karılar kocalarını sevdiğini iddia ediyor ve kocalar karılarını sevdiğini iddia ediyor. Anneler ve babalar, çocuklarını sevdiğini iddia ediyor. Yapmak zorunda olduğun şey şu; Allah’ı başka her şeyden çok sevmelisin. Allah’a başka her şeyden çok itaat etmelisin. O’nun Peygamberi’ni, başka her şeyden çok sevmelisin. Sana, Allah’a ve Peygamber’e doğru rehberlik edenleri sevmelisin. Diğer sevgiler, sonra kendiliğinden gelir. O zaman, çocuklarını sevmek zorundasın. Etrafındaki her şeyi sevmek zorundasın. O zaman, düşmanını da sevmek zorundasın. Onlara bakmalısın ve “Bütün bunları düşmanım bana yaptı, ama onların sonsuza dek ateşe girmesini istemiyorum. Bir şeyler yapmama izin ver.” demelisin. Evet, o zaman gaflette olamazsın. Olabilir misin? Olamazsın.

Yani bu ülkede bir inanan olarak, çoğu söylediğim gibi. İki günde Evliya olduklarını düşünüyorlar ve ben bir kelime söylüyorum, ortadan kayboluyorlar. İyi! Yarın kıyamet Günü’nde geleceksin. Belki testi geçersin. Ve Allah sana sorar:

-İslam’ı sevdin mi?

-Evet.

-Allah’ı sevdin mi?

-Evet.

-Peygamberini sevdin mi?

-Evet.

-İnanmayanlardan kaç tane insanın, İslam’a gelmesine sebep oldun?

Ne söyleyeceksin? “Ben İslam’a göre 300 milyon inançsız kişinin olduğu bir ülkede yaşıyorum ve onlardan hiç birine ulaşamadım” mı diyeceksin? Bu mu senin şehadetinin gücü? Bu mu sahip olduğun? Allah sana şöyle diyor; “Öyleyse sen, İslam’ı sadece kendin için seviyorsun.” Sen egoist birisin. Evet, bu da seni yeniden uykuya koyuyor. Öyleyse, kendini uyandır. Belki bir yerlerde bir şeyler yakalarsın. Uyan. Gafletten uyan. Eğer bir adam gece vakti uyuyorsa, sabah kalkmak zorunda. Sabah kalkmıyor, öğlen vakti kalkıyor; o vakit yiyecek soruyor ve uykuya geri dönüyor. Bugün birçok insan böyle… Bu kadarı bile tamam, ama bu senin gaflette olmana sebep oluyor; senin Rabbine karşı olan günlük zorunluluklarını yapamamana neden oluyor. Eğer bu şekilde gafletteysen ve eğer yapman gerekeni yapmıyorsan… Dünya’da sayılır olmayacaksın. Mezarda sayılır olmayacaksın. Kıyamet yerinde de sayılır olmayacaksın. Orada rahat bulamazsan, hiçbir yerde bulamayacaksın. Acı çekeceksin. Kendine acı çektirme. Uyan! Uyan! Uyan! Çünkü bunlar, son çağrılar.

Nuh(as), insanlara söylüyordu; 700 yıl boyunca, her gün onlara gidiyor; “Milletim uyan! Yanlış şekilde bir hayat yaşıyorsun. Bu Allah’ın istediği değil. Bu yanlış.” diyordu. Onlar, onu (Hz.Nuh) lanetlediler. Onu dövdüler. Onu kovarak uzaklaştırdılar. Onlara geri dönse bile, yeniden, yeniden, yeniden ve yeniden… Günler, aylar, yıllar, yüz yıllar… 700 yıl boyunca, onlara gitti. O bir Peygamberdi; ama sonunda, o bir insandı. Sabrını kaybetti. O zamana dek o insanlar da hiçbir ceza almadı. Burada ve orada, ne olursa, diyorlardı ki; “Ne hakkında konuşuyorsun sen? Görmüyor musun, biz iyi bir şekilde hayatımızı yaşıyoruz. Delirdin mi? Kaybol buradan yaşlı adam.” Böyle şeyler yapıyorlardı; ta ki Nuh(as) ellerini açıp şöyle söyleyene kadar; “Rabbim, yeryüzünde sana itaatsiz olan hiçbir yaratık bırakma.” Bir söz ile... 700 yıl onlara gitti, onlar dinlemedi. Bir gün Rabbine döndü, bir söz ile… Hemen, o anda ona emir geldi; “Duanı kabul ettim. Gemiyi inşa et.” O (Hz.Nuh) ne sorduğunu biliyordu. O, ne olacağını biliyordu. Gemiyi yapmaya başladı. Aynı zamanda geri dönüp onlara söyledi, “Ey insanlar! Bu benim yaptığım. Ben sizin cezalandırılmanızı istedim ve Allah bunu kabul etti. Ama Allah bağışlayıcıdır, bu gemiyi inşa etmem için bana izin veriyor. Belki uyanırsınız! Gelin!” Hayır, yapmadılar. Gemiyi inşa etmesi bitti ve ona emir verildi. Hayvanlar dinlediler, ama o insanlar dinlemediler. Onun kendi ailesi bile dinlemedi. Dinlemediler. Sonunda ona emir geldi; “Şimdi, terk et onları. Onlar senin ailen, ama ben yaratanım. Onlar senden değiller. Sen Rabbini izliyorsun, onlar izlemiyor. Onlar senden değil, terk et onları.” Ve onlar cezalandırıldılar. Bir sözle. O güne kadar ceza onlara ulaşmadı. Çünkü Allah (svt) yeryüzüne bakıyordu, Hz.Nuh (as) itaatkâr bir kuldu. O kişiye bakıyordu, diğerlerine bakmıyordu. O kişi şikâyet edene kadar. Sonra hepsi cezalandırıldı.

21.yy insanı, hafızalarından silmeye çalışıyor, Hristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanlar... Ama yapamazsın. Sadece kutsal kitaplardan değil, tarih kitaplarında da. Tarih kitaplarında basıyorlar. Onlar biliyorlar, dünyada o zaman ne olduğunu. Bu tam olarak olan şey... Çünkü Âdemoğulları pusulayı şaşırdı. Onlar Allah’ın hoşlanmadığı şekilde yaşamaya başladılar. Ve bu hayat şekline kendilerini inandırdılar. Onlar iyi insanlardı. Onlar alçakgönüllüydü, kendi anlayışlarına göre… Ama Allah’a göre değil. İşte bu onlara olan şey... Sadece onlar; gemiye girenler, güvenliği buldular. Birçoğu son anda bindi, inanmadı bile. Ama son anda girdiler ve güvenliği buldular. Birçoğu gemiye binmeyi planlıyordu, kalabalığa bakıp dediler ki; “Onlar delirmiş, neden yapacağız? Ben gitmiyorum.” Dışarıda kaldılar ve yok oldular.

Neden bunda yoğunlaşıyoruz? Biz de o günlere ulaştık. Tüm dünya, o günlere ulaştı. Çünkü mübarek Peygamber (sav), merhametlidir, Rahmetenlil Alemin’dir. O ellerini açmadı; cezalandırılmaları, yok olmaları için dua etmedi. O her zaman ellerini açtı ve şöyle dua etti, ‘Ya Rabbi, onlar bunu bana yapıyorlar. Ama onlar bilmiyorlar, cahiller, affet onları.’ Onlar Peygambere birçok yoldan saldırıyor, ama Peygamber onların affedilmesini istiyor ve onlar affediliyordu. Bir güne kadar, “Yarabbi milletimi Nuh’un milletini cezalandırma yönteminle cezalandırma.” Ve Allah ona diyor ki;

-Ya Muhammed, senin Rabbin gökten yere ceza yollamak için güce sahip.

-Evet ya Rabbi.

-Rabbin güce sahip, onların ayaklarından yukarıya doğru ceza getirmek için.

-Evet ya Rabbi. Benim milletimi Nuh’un milletini cezalandırdığın şekilde cezalandırma ya Rabbi.

Ve Allah ona dedi ki;

-Ya Muhammed, senin milletini, Nuh’un milletini cezalandırdığım şekilde cezalandırmayacağım. Ama senin milletin Ahir Zaman’da, yollarından sapacak, yanlış yollara gidecekler. Hakk’ı dinlemeyecek, onlara verdiğim emirleri dinlemeyecek ve inançsız olacaklar. İnandıklarını söyleyecekler ama inançsız olacaklar. Tüm dünya böyle olacak. Sadece bazı insanlar hariç. Kalanın hepsi, bu akışa kapılacak; yanlış hayat şekillerine devam edecekler, bir şeyleri değiştirmek için hiçbir çaba göstermeyecekler. O yanlış hayat şeklini kabul edecekler. Ve o zaman, kendi kendilerine bir ateş icat edecek ve birbirlerini o ateşle yakacaklar. Kendilerini yeryüzünden bu şekilde yok edecekler.

-Güvenlik nerededir ya Rabbi?

-O zamanda güvenlik, benim Ehlil Beytim’dir.

Peygamber Efendimiz böyle söylüyor. Kim yaşamını değiştirmek için ağlıyorsa, Allah ve Peygamberi’ne koşsun; bu onlar için güvenlidir. Bu Nuh(as)’ın gemisi gibidir. Nerede olursa olsunlar, güvenlik onlara ulaşır. Kalanı, olacak olanlardan kaçamaz.

Senin de bunu terk etmeye çok zamanın kalmadı. Zaman, neredeyse tamamlandı. Uyuyarak devam etmek istiyorsan, uyu. Uyanık devam etmek istiyorsan, uyan. Bu dünya için koşmaya devam etmek istiyorsan, koş. İmanını her gün güçlendirerek devam etmek istiyorsan, yap! Tek akıllıca yol, imanını her gün güçlendirmek. Bunu düşünüyorsan, başına ne geleceğini biliyorsan; evet, ne kadar güçlü olduğun umurumda değil; o zaman geldiğinde kesinlikle korkuyor olacaksın. Birçok kibirli bugün çok konuşuyor. Eğer korkun yoksa dağın tepesine git, aşağıya uçuruma bak, o zaman korkuyu anlarsın. Seni korkutacak birçok şey var. Onların hepsini göreceksin, hemen kapının arkasında. Her şey her an olabilir. Eğer hala gafletteysen, uyan. Uyanmak istemiyor musun? Uyu! Nuh(as), onları son ana kadar çağırdı. Allah ona emir verdi, “Şimdi terk et onları. Geri dön. Bir kez daha geri dönüp sorarsan, çocuklarına gelmeleri için, sende onlarla olacaksın. Onlara kapıyı kapattım.”

Allah (svt) kapıyı henüz bize kapatmadı. Bu kapıda kapanacak. O gün başladığında, o kapı kapanacak. Emin ol dışarıda kalmadığına. Şehadetini canlı tut. Kendini canlı tut. İmanını güçlü tut. Bu tek güvenlik bulacağın yol.

Ve Min Allahu Tevfik ve Hürmetil Habib ve Hürmetil, Fatiha..

Varsayımlarda bulunabilirsin, ne istersen söyleyebilirsin, ama değiştiremeyeceğin bir şey var; gelecek olan şey. Sen değil, ben değil, Dünya değil. Hemen kapının arkasında. Büyük Şeyhimiz söylüyor; ‘Eğer nüfus yediyse, altısı gitmeli.’ Altısı gidiyor. Etrafına bak, yedi kişi bul. Her zaman söyle; “ Altısı gidiyor. Biri kalıyor. O biri, ben miyim?” İmanın o zaman konuşacak. İmanına göre.

Fatiha…

Sahibul Sayf Şeyh Abdülkerim el-Kıbrısi el-Rabbani (ks)

Osmanlı Dergahı, New York

11 Mayıs 2012

#ŞeyhAbdülKerimHz

OSMANLI NAKŞİBENDİ HAKKANİ DERGAHI

© 2020 Osmanlı Nakşibendi Hakkani Dergahı

 

  • Instagram
  • Facebook
  • YouTube