• Osmanli Naksibendi Hakkani

Fitne Uykudadır, Uyandırmayın


BismillahirRahmanirRahim

İnancınızı geliştirin. İmanınızı geliştirecek olan şey her tarafa koşturup bir dolu şey öğrenmek değildir. Küçük de olsa, bildiğimiz ne varsa, onu tutun. Şüphenin ve pisliğin içeri girmesine izin vermeyin. Fitnenin girmesine izin vermeyin. Çok ağır günlere giriyoruz. Bugünler, dünyanın daha önce hiç görmediği ağırlıktaki gün ve yıllar. Önceden de dediğimiz gibi, Müslümanlar hala ümitle dolu çünkü herkesin bir fikri var, herkesin bir bakış açısı, bir ağzı var ve herkes kendi aklına göre, kendi işkembesine göre konuşmak istiyor. Artık kimse EvliyaAllah’tan konuşmak istemiyor. Kimse Hz. Peygamber (sav)’den konuşmak istemiyor. Çünkü Peygamberi ve EvliyaAllah’ı sadece kitaplara indirgediler. Onları kitaplardan ibaret yaptılar. Allah’ı sadece bir kitaptan ibaret hale getirdiler. Peygamberi ve EvliyaAllah’ı yalnızca bir kitap haline ya da bir şekle soktular. Rehberlik kısmı sökülüp atıldı.

Dünyanın daha önce görmediği ağırlıktaki günlerden geçiyoruz. Ve Peygamber Efendimiz (sav) bu günler hakkında çok da ümit vermiyor bizlere. 1400 yıl önce, bizlerin şu an girmekte olduğu bu Cebabire Devri’ne, zorbalığın hüküm süreceği döneme geldiğimizde, her geçen yılın iyiye gideceğini söylememiştir. Böyle söylemiyor. Her gün, her yıl daha da kötüye gideceğini söylüyor. Ve bunun iyiye doğru yönelmesinin tek yolu ise Mehdi Aleyhisselam’ın zuhur etmesidir. Fakat birçok kişinin ümitle dolu olduğunu görüyorum. Peki bu ümit nereden geliyor? Ne için umut? Nasıl bir umut? Kimden?

Şimdi herkesin bir fikri var. Tabii ki kötüye gitmesini istemiyoruz, hayırlısının olmasını diliyoruz. Bu iyinin ve kötünün, umudun ve ümitsizliğin ötesinde, Allah ve Peygamber (sav)’in dilediğinin olmasıdır. Ve Sübhane ve Teala Allah Celle Celalühü, bu ilmi Habibi’nin iki dudağı arasına, Habibullah (sav)’in kalbine koymuştur ki bizi ne beklediğini bilip, ne zaman ne yapılması gerektiğini bilelim. İnananların her zamankinden daha da uyanık olması gereken günlere geldik. Bir mümin daha fazla uykuya dalamaz! İslam gelecekle ilgili kıyamet senaryoları yazan bir din değildir. “Dünyanın sonu gelecek” Ne zaman? “Önümüzdeki yıl” O yıl gelmedi, “Oh gelecek sene, gelecek sene, bir sonraki sene.” Hayır, böyle bir din değildir. Bir mümin, her an dünyanın sonunun gelebileceğine inanır, ancak bu dünya sonsuza kadar devam edecekmiş gibi çalışır. Hadis-i Şerif bu, Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor, “Bu dünyada yaşayacağınız kadar bu dünya için, ahirette yaşayacağınız kadar da ahiret için çalışın.” Fakat şimdilerde görüyorum ki, alimler bile bu Hadis-i Şerif’i alıp eğip büküyor ve tam tersi bir anlam vererek “Bu dünyada yaşayacağınız kadar bu dünya için çalışın. Bu dünyada kısa bir süre yaşayacağınıza göre, o zaman oldukça fazla çalışmalısınız, çünkü yakında terk edeceksiniz. Ahirette olacağınız kadar da ahiret için çalışın. Ahiret nasıl? Sonsuza kadar. O zaman rahatlayın, acele etmenize gerek yok” diyorlar. Bu Hz. Peygamber (sav)’in söylemiş olduğunun tam tersidir. Fakat dengeye, Peygamber Efendimiz (sav)’in şu sözleri söylediği sohbeti vasıtasıyla ulaşılabilir:

“Kıyametin yarın kopacağını bilseniz ve vazifeniz hurma fidanı dikmekse,” ki hurma ağacının meyve vermesi kırk yıl sürer, “o fidanı dikin.”

Bir mümin iki nefes arasında hapsolduğunu ve yaşamının her an sona erebileceğinin farkındadır. Fakat bu dünya için, Allah rızası için çalışır. Allah rızası için bu dünyanın peşinde koşar. Fakat Ahir Zamanın tüm alametleri artık gözükmüş durumda. Bu bize daha fazla iman vermelidir. Neden daha fazla iman verir? Çünkü biliyoruz ki Hak galip gelecektir. Hak kazanacak, batıl değil. Ahir zaman alametleri gelecek olan kötülüğü göstermektedir, fakat demiyor ki bu kötülük sonsuza kadar sürecek. Kötülüğün sonu gelecek. Eğer ahir zaman alametlerine bakmıyor, Mehdi Aleyhisselam için dua etmiyorsanız, o zaman bu kötücül, şeytani sistemi destekliyor ve bunun sonsuza kadar devam etmesini istiyorsunuz demektir. Ve birçoğu da, din ya da ruhsallık kisvesi altında bunu desteklemektedir. Hiçbir şeyin değişmesinden yana değiller, aynen devam etsin istiyorlar. Fakat bu dünyadaki sistem tamamen şeytanidir.

1400 sene önce, Darül İslam’da, Halife varken, Şeriat varken, adalet varken, Müslümanlar ibadetlerini yapıyor, zikr çekiyor, her şeyi düzgün bir şekilde yerine getiriyorken EvliyaAllah ve Peygamber Efendimiz (sav) bizi bu dünyanın şeytaniliği hakkında uyarmış, onun bir düşman olduğunu, ondan kaçınmamız gerektiğini söylemişlerse, dünyanın şimdiki hali için neler derler bir düşünün. Eğer insanları uyarmıyorsanız, o zaman ne yapıyorsunuz?

Peygamber (sav) varisi olmak, onun soyundan gelmek ne anlama geliyor, şimdi anlamaya başlıyoruz. Sadece şu şu kişi Peygamber soyundan geliyor, bilmem kim onun torunu, şusu busu diye iddia etmek değildir. Unvanların hiçbir anlamı yok. Yapılan iştir kendini gösteren. Ve Şeyh Efendi, Şeyh Abdül Kerim el Kıbrısi el Rabbani, Sahibul Saif Hz. de her zaman buna odaklanmıştır, yapılan işe. Unvanları önemsememiştir. İnsanlar gelir ve gider. Gün gelir birçok kişi “seni seviyoruz, senin için her şeyimizi feda ederiz” derler, ertesi gün çekip giderler. İhanet ederler. Nefsin doğası böyledir. Bazıları vardı ki “Biz her zaman burada olacağız, asla gitmeyeceğiz” demişlerdi, ancak Şeyh Efendi vefat edince gittiler. Olsun. Bu da nefsin doğasından kaynaklanır.

Biz burada ne yapıyoruz? Bizler hala buradayız, peki ne yapıyoruz? Nasıl hazırlanıyoruz? Mehdi Aleyhisselam’ın zuhuru için kendimizi nasıl temizliyoruz? Hala daha kalbimiz kıskançlıkla dolu. Birçoğunuz hala kibir ve öfkeyle dolu. Hala daha inat içindesiniz ve hala daha bizi alakadar etmeyen şeylerle meşgul oluyorsunuz. Durmadan fitneyle meşgulsünüz. Lafı oradan alıp oraya taşımakla, yaymakla meşgulsünüz. Kalbiniz taşlaşana kadar gülmekle meşgulsünüz. Öyle ki, Peygamber Efendimiz (sav) “Fazla gülmeyin” buyurmuştur. Çünkü aşırı derecede gülmek, kalbinizin taş gibi katılaşmasına sebep olur. Bu başkalarını önemsememek demektir. Bir başkasını önemsemezsiniz. Peki neyi önemsersiniz? Komik olanı. Yalnızca komik olan şeylerle ilgilenir, o vakit hayat bulursunuz. Eğer eğlenceli değilse ilgilenmezsiniz. Sen yalnızca eğlenceli şeyi önemsiyorsun, başkalarını incittiyse ne olmuş? Komik işte. Bu, günümüzde herkesin içinde kıvrandığı hastalıklardan biridir. İnsanlar sadece kendilerini eğlendirecek, onlara keyif verecek şeyler arıyorlar. Zikre geliyorlar, “beni eğlendirmeli.” Sohbete geliyorlar, “bu beni eğlendirmeli.” İlginç olmalı. Eğer ilginç değilse, bir eğlence sağlamıyorsa o zaman neden gideyim ki?

Her şey bir şova dönüştü artık. Birçok hadra görüyoruz, sırf şov. Birçok zikr şovdan ibaret. Birçok sohbet şov haline gelmiş. Özellikle Şeyh Efendi göçtükten sonra bu şov daha da beter oldu. Ucuzlaştı. Çingeneler bundan daha iyi gösteri çıkarırlar. İnşaAllahu Rahman, biz bunun peşinde değiliz.

Kendimizi temizlemekle meşgul olmalıyız. Receb ayına varmak üzereyiz. Sadece oturup “Allah” demek değil. Allah’ın Ayı’na yaklaşıyoruz. Eğer bu yoldaki görevinizle, sorumluluklarınızla meşgul değilseniz, kötü özelliklerinizden kurtulmaya çalışmıyor, Allah ile meşgul olmuyorsanız, neyle meşgul oluyorsunuz? Malayani, dedikodu ve Allah’ın lanetini üzerinize çekmekle. Kalbinizin yumuşamayacağını, kalbinizin kaskatı kesileceğini düşünürseniz ve de tüm bu kötü özelliklerinizden kurtulmaya çalışmazsanız, o zaman Mehdi Aleyhisselam’ın yakınına gelebileceğinizi mi sanıyorsunuz?

Bizim işimiz budur. Ben, biz, herkes, önce kendime, sonra da dinlemek isteyen her kim varsa ona söylüyorum, kendimizi temizlemekle meşgul olmalıyız. Temizleyelim. Kendimizi temizleyelim. İnsanlar hakkında, olaylar hakkında temiz düşünceler kurun. Kendimizin ne kadar kirli olduğunu, ne kadar kirli olduğunuzu düşünün. İnsanların kirli taraflarını görmeye çalışmakla, onları açıp etrafa yaymakla meşgul olmayın. Allah (cc) Settar’dır, örtendir. Açığa çıkaran kişiye azap gelir. Günümüzde artık kadın erkek fark etmiyor. Eskiden kadınlar konuşmayı çok sever derdik. Şimdi ise, hah! Kadını erkeği, hepsi konuşuyor. Fark yok. Erkekler daha beter hale gelmiş. Bizim işimiz değil. Bu ahir zaman günlerinde Allah’ın lanetini üzerinize çekmeyin. Aksi takdirde, her şeyi düzgün yapsak da dilimiz bize ihanet edecek, her şey boşa gidecek.

Şeyh Efendi çok anlatmıştır, bir kadın için Tasavvufta, ruhsallıkta yüksek makama ulaşmak çok kolaydır. Çünkü sadece yaradılıştaki doğalarıyla, ekstra hiçbir şey yapmasalar, sırf doğalarına uygun yaşasalar dahi çok fazla ilerleme kaydedebilir, çokça nurlanabilirler. Hamile bir kadın yirmi dört saat boyunca meleklerle çevrilidir. Ama bu günlerde melekleri kaçırtıp, şeytanları yanlarına çekiyorlar. Bu ayrı bir konu. Eğer bir kadın doğum yapıyorsa, çoktan Evliyalık makamına yükselmiştir. Şayet bu sırada ölürse de şehit olur. Çocuğuna, kocasına ya da evine hizmet edişini ise yaptığı ibadetlerle kıyaslayamazsınız. Kısacası bir kadın, yalnızca temel sorumluluklarıyla bile ruhsallıkta oldukça yüksek seviyelere erişebilir. Buna yaptığı zikrleri, nefsinin üzerine basmasını, sohbeti hayatına uygulamasını ve diğer amel ve ibadetleri de kattınız mı, çok, çok, çok, çok kolaydır. Ama aynı zamanda geri düşmeleri de çok kolaydır. İşte bunun yüzünden (dilini gösteriyor), dili yüzünden. Söyledikleri yanlış bir kelime yüzünden her şey boşa gider, yeniden aşağı düşerler.

Tesettürden bahsetmiştik. Tesettür, sadece başörtüsü giyip “Ben iffetliyim” demek değildir. İffet, davranışlarınıza da yansımalıdır. Örtünmeyen hanımların yaptığı her şeyi yapacaksanız, o zaman örtünmenin anlamı nedir? Bunun anlamı ne? Tüm dünya delirmiş. “Başörtülü olmayan kadınların yaptığı ne varsa ben de aynısını yapabilmeyi istiyorum” diyen tesettürlü bir kadın çıkıyor, herkes de buna destek oluyor.

Tesettür iffetli olmak, örtünmek demektir. Size baktıklarında ruhsallığınızı çekip alacakları şekilde tüm dünyanın gözleri önüne kendinizi koymak değildir. Sırf bu da değil. Davranışlarınızda iffetli olmak, düşüncelerinizde iffetli olmak, tavırlarınızda iffetli olmaktır. Türban, çarşaf giyip ya da peçe takıp da sizin için olmayan şeylerin peşinden koşup onlara kafa yormanızın anlamı nedir? Özellikle de başkalarının işleri. Tesettür bu değildir. Tesettürlü olmak böyle bir şey değildir. Erkekler şimdi daha beter durumdalar. Kadına tapıyorlar. Dikkatli olmalısınız. Çünkü belki öyle olmadığınızı iddia edebilirsiniz, öyle olmadığımızı söyleyebiliriz ancak oturup gözlemliyor musun? Anlamaya çalışıyor musun? Dikkatli olacağız. Bu tarz hatalara düşemeyiz.

Fitne çağındayız. Ehl-i fitne olmayın. Bu devir fitne devri, fitne yapmayın. Fitneden uzak durun. Eğer fitnenin geldiğini görürseniz, ondan uzaklaşın. Bir fitne duyarsanız kafanızı çevirin, gözlerinizi kapayın, ondan kaçın. Onun meşgul olmayın. Aksi takdirde fitne yapanlar için Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmaktadır,

“Fitne uykudadır. Onu uyandıranlara Allah lanet etsin.”

Fitneyi uyandırmayın.

Bu sözler size ve kendime.

Fatiha.

Şeyh Lokman Efendi Hz.

Sahibul Sayf Şeyh Abdülkerim el-Kıbrısi el-Rabbani (ks) Halifesi

Osmanlı Dergahı, New York

8 Cemaziyel Ahir 1437

17 Mart 2016

#ŞeyhLokmanEfendi

129 görüntüleme

OSMANLI NAKŞİBENDİ HAKKANİ DERGAHI

© 2020 Osmanlı Nakşibendi Hakkani Dergahı

 

  • Instagram
  • Facebook
  • YouTube