• Osmanli Naksibendi Hakkani

İlahi Sıfatlara Açılan Yol: Tefekkür Etmek


BismillahirRahmanirRahim

O makamda oturmanın kolay olduğunu mu sanıyorsunuz? Daha bugün düşünüyordum, birçok kavramı, birçok anlayışı yok ediyorlar; özellikle de hükümdarlar hakkında. Herkese izlettirilen şu çizgi film neydi? Müzikal olan? Aslan Kral. Oradaki şarkıda ne diyordu? Küçük bir çocuk vardı hani. "Kral olmak ne güzeldir." Değil mi? Kral olmak ne güzeldir. Krallığın amacı bu değildir ki. Bunu kimse doğru şekilde kavrayamıyor çünkü bu içinde bulunduğumuz dünya o tarz düşünce ve anlayışa uygun değil. Kral olmanın, insanlara eziyet eden, zorba, zalim biri olmak olduğunu söylüyorlar. Şimdi karşınızda böyle bir anlayış olunca normal bir diyalog, dengeli, sağlıklı bir konuşma yürütemezsiniz.

Süleyman (as)'ın sınavı… Okuyun, özellikle de kadınlar hakkında olan kısımlarını. Onun için ne kadar zor olduğunu göreceksiniz. Geçirmiş olduğu sınav hiç kolay değildi, oldukça zordu. Bazı Peygamberler Rablarına o kadar yakındırlar ki, girdikleri sınavlar bize ufak gibi görünse de onlar için çok büyüktür. Tıpkı Yunus Aleyhisselam gibi. Aynen bu şekilde ümmetini uyarması için gönderilmişti. Bu dünyadan yüzünüzü çevirin, kötü özelliklerden yüzünüzü çevirin, iyiliğe, iyiliğin Yaratıcısına koşun, tüm bu yozlaşmışlıkları, çirkinleri geride bırakın demesi için gönderilmişti. Onu sevmediler. İşkenceler yaptılar, yıllarca eziyet ettiler. Sonunda bunlardan o kadar yoruldu ki, kaçıp gitmeye karar verdi ve gitti. Kaçmak bizim için kabul edilebilir bir şey olabilir ancak bu sorumluluktan kaçan kişi bir Peygamber olduğunda, kendini bir gemide buldu, kura çekildi ve insanlar onun mübarek bir kişi olduğunu bilmesine rağmen en sonunda bir balina tarafından yutuldu ve kırk gün boyunca balinanın karnında halvete çekilmiş oldu. Peki zikri neydi? “La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalimin - Ya Rabbi! Senden başka mabud yoktur. Seni noksanlıklardan tenzih ederim, ben şüphesiz zalimlerden oldum.”

Yani hakikatte bizi cezalandıran O değil, biz kendi kendimizi cezalandırıyoruz. Bu dünyayı cennete çevirebiliriz. Herkesi besleyebilir, bu dünya üzerindeki her bireyin ihtiyacına yönelik ilgi ve alaka gösterebiliriz. Tüm bunları yapabiliriz ancak kötüye, bizler kötülüğe meylediyoruz. Diğer türlü yapsak dünyanın tüm kaynakları, değil yedi milyarı, yetmiş milyar insanı besleyebilir. Bunu sağlayabiliriz ancak herkes krallar gibi yaşamak isterse, herkes israf etmeye kalkışırsa, herkes sadece almak ister, vermek istemezse, o zaman yedi milyar insan bu dünya için çok gelir. Böyle bir nefs karşısında yedi kişi bile çoktur. Çünkü o zaman “Sadece ben!” diyeceksin. Anlıyor musun? Çünkü Peygamber der ki, “Bir kişiye yeten iki kişiye de yeter. İki kişilik yemek de üç kişiye yeter.“ Paylaşmaktan bahsediyor. Bir kere paylaşımcı olmanın ruhuna girdiniz mi, çünkü tekrar ediyorum, paylaşmak, cömert olmak, bu İlahi bir niteliktir. İlahi sıfatlar paylaşması için insanlığa verilmiştir. Bir kere paylaşmaya, cömert olmaya başladınız mı, yerini başka hiçbir şeyin dolduramayacağı bir hissiyat alırsınız. Fakat bu öğretilmelidir. Aslında bu herkesin içinde vardır, çocuklar her zaman paylaşırlar. Fakat öğrenmeye başladıkları anda, çünkü biliyorsunuz kuru sünger gibidirler, eğer yanlış şeyler alırlarsa öğrenecekleri şeyler de onlar olur. Çocuklara paylaşımcı olmalarını öğretmiyorsunuz. O zaman “Babasının küçük prensesi” olarak, “Ben! Sen değil... Babam bana söyledi... Hayır, ben!” diyerek büyümeye başlayacaklar. Onlara bir kere paylaşmayı öğrettiğinizde, o vakit kendinize ne derseniz deyin, unvanınız ne olursa olsun, paylaşıyor olur ve çok güzel hissedersiniz. Daha özgür hissedersiniz ve o zaman bu dünyayı cennete çevirebilirsiniz, evet.

Fakat bu İlahi Sıfatlar bizim içimizde olduğu gibi kötüye meyletmek de bizim içimizdedir. Aynı şekilde, İlahi bir nitelik olan özgür irade de içimizde mevcut. O halde kötü eğilimler yerine İlahi Sıfatı seçmeliyiz. Sufi deyişiyle, nefsimize teslim olmak yerine, Allah’ın iradesine teslim olmayı seçmek, anlıyor musunuz? Bu öğrenmeniz gereken bir bilgidir; ancak bunu kitaplarda bulamazsınız, dışınızda yapacağınız çalışmalarla olmaz. Ancak burayı (Lokman Efendi kalbini işaret ediyor) çalışarak olur. Bu kitabı açmak, kendini anlamak, günlük olarak, aylık ve yıllık olarak amellerine, niyetlerine bakıp anlamak, kendini düşünmek, kendinde tefekkür etmek, “bugün bunu böyle yaptım. Neden öyle yaptım? Sebebi neydi?” diye düşünmek gerekir.

Bu özünü tefekkür etmektir. Kur’an-ı Kerim’in üstüne basa basa defalarca söylediği bir şeydir, “Düşünün, düşünmez misiniz?” Allah tekrar tekrar bize düşünmemizi emrediyor çünkü sırf aklımızı kullanıp tefekkür ederek bile O’nu bulabiliriz. Kutsal Kitapların gelmesine ihtiyacın olmaz, O’nu bulursun. Kutsal insanların gelmesine ihtiyacın olmaz, O’nu bulursun. Çünkü O her birimizin içine o kıvılcımı koymuştur. Ancak O Kerim’dir; der ki, size Kitaplar, Peygamberler, Mübarek Zatlar, işaretler gönderdim. Eğer hala uyanmıyorsanız, ne yapabilirim? Çünkü bir insan gözlerini kapatır da kendi kendini kör ederse, ona dışarıda güneş olduğunu söylediğinizde size inanacağını mı zannediyorsunuz? Asla size inanmayacaktır. “Aç gözlerini” dersiniz, “Hayır” der. “Sensin kör. Ben kör değilim” der. Kısacası bir insan uyanana kadar biz hiçbir şey yapamayız. Fakat uyanacaktır. Gerçekte Allah onu yalnız bırakmış değildir. O (svt) her an konuşuyor, O her an bize sesleniyor, melekler bize sesleniyor ve daha başka birçok işaret var; fakat okuyamazsan, hiçbir şey değişiklik olmaz. “Beni neden uyarmadın?” diyemezsin. Uyarı orada, ancak görmek istemiyorsun.

O halde bizi kalbimizi okuyamaz hale getiren nedir? Nefsimize odaklanmamız, gözlem yapmamamız, düşünmeyişimizdir. Sadece nefsimizi, heva, dünya ve şeytanı izlememizdir. Bu yolda oturup düşünmek önemlidir. Bir kere bunu yaptınız mı, evet bu meditasyondur, tefekkürdür, o zaman yürüyecek ve tefekkür edeceksiniz, yemek yerken de tefekkür ediyor olacaksınız, ibadet ederken tefekkür ediyor, bir şeyler izlerken tefekkür ediyor olacaksınız. Yaptığınız her şey sizin için bir tefekkür, bir düşünme olacak, şeyler arasında bağlantılar kurmanızı ve anlayış geliştirmenizi sağlayacak. Hiçbir şeyi gaflet içinde, düşünmeden gerçekleştirmeyeceksin. Aklını katacaksın. O zaman, işin ne mesela? İşin odun toplamaksa, ormanın içinde İlahi sırlar bulacaksın. İşin ne? Doktor. İnsan vücudunda İlahi Sırlar bulacaksın. Şurası kesin ki, nereye dönersen dön, orada sırları bulacaksın.

Ve min Allahu Tevfik.

El Fatiha.

Şeyh Lokman Efendi Hz.

Sahibul Sayf Şeyh Abdülkerim el-Kıbrısi el-Rabbani (ks) Halifesi

Osmanlı Dergahı, New York

26 RaiulAhir 1437

5 Şubat 2016

#ŞeyhLokmanEfendi

38 görüntüleme

OSMANLI NAKŞİBENDİ HAKKANİ DERGAHI

© 2020 Osmanlı Nakşibendi Hakkani Dergahı

 

  • Instagram
  • Facebook
  • YouTube