• Osmanli Naksibendi Hakkani

Ancak Rabbini Anarak Şükredebilirsin


BismillahirRahmanirRahim

Hasbinallah ve nimel vekil. La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim. Medet ya Sahibul Saif Şeyh AbdulKerim el Kıbrısi el Rabbani Hz.

Şeyhimiz Şeyh AbdulKerim al Kıbrısi el Rabbani'nin izin ve desteğini istiyoruz, ki fitne ve karmaşayla dolu bu günlerde hayatımıza koyabilelim. Her işe Şahadet ile başlamalıyız. Çünkü Şahadet her şeyi baştan aşağı temizler. Şahadet, bir ölüye, kalbi ölmüş birine can verebilir. Çünkü artık bu dünyadaki her şey, yaptığımız, yediğimiz, gördüğümüz ne varsa bizi anında küfre götürüyor. Şahadetimizi yenileyelim "Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu." Sallallahu Teala Aleyhi ve ala Alihi ve Sahbihi ve Sellim.

Bu Şahadet ile inşaAllah Rahman çok sağlam bir temel üzerinde başlarız. Hutbede dile getirmiş olduğumuz ayette Allah (svt) ne diyordu? Hatırlayan var mı? "BismillahirRahmanirRahim. Beni anın ki, ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin, küfre düşmeyin." Beni zikredin ki ben de sizi anayım ve bana şükredin, kafirlerden olmayın, nankörlük etmeyin. Çünkü küfrün, kafirin anlamlarından biri de Allah'ın rahmetini geri çeviren, unutan ve nankör olandır. Ayet budur.

Etrafınıza bakın. Bugünlerde ehl-i sünnet olduğunu iddia edenler bu ayeti reddediyorlar. Kaç tane mescidin "Beni zikredin, ben de sizi anayım. Fezkuruni ezkurkum..." (2/Bakara:152) ayetine tutunduğunu görüyorsunuz? Ayet hangi kelimeden geliyor? Zikr. Kaç tane mescide gidip de zikr yapabilirsiniz? Son iki senedir Şeyhimizin himmetiyle tüm bu kıtayı baştan sona dolaştık. İster burada doğmuş olsunlar ister başka ülkeden gelmiş ya da İslamiyet'i sonradan bulmuş olsunlar, bu kıtadaki Müslümanların nabzını tutmaya, gittiğimiz mescidlerin bu ayetle örtüşüp örtüşmediğini görmeye çalıştık. "Fezkuruni ezkurkum. Beni zikredin ki, ben de sizi anayım." Çoğu mescid zikri, yani Allah'ı anmayı yasaklamışken biz Allah'ın bizi anmamasından mı şikayetçi oluyoruz? Birçoğu daha biz gitmeden önce hakkımızda fitne çıkarmış, yani şanımız bizden önce ulaşmıştı. Sorun değil. Bazılarıysa sadece bizi incelemek için geliyordu. Hiçbir inancı olmayanları gördük... Biz "Allah" dediğimizde Hristiyanlar, Yahudiler ve kafirler de bizimle birlikte "Allah" diyordu. Fakat birçok Müslümanın sırf "Allah" dediğimiz için oturup bize dünyanın en garip insanıymışız gibi baktığını gördük. Müslümanlar "Allah" demekten imtina ediyorlar. Kafirler dahi edebini takınıp zikr yaptığımız için bizimle birlikte Allah diyor; Müslümanlar ise çok bilgili, Allah'ı anmak istemiyorlar. Hmm.

"Beni zikredin, ben de sizi anayım ve bana şükredin." Bugünlerde ümmetin içinde Rabbine şükreden kaç kişi görüyoruz? Hatta birçoğu "Allah'a şükretmek mi? Ne için?" diyor. Böyle söylediğiniz anda çoktan küfre batmışsınız demektir. "Bu kadar şey olurken Allah'a şükretmek mi? Ne için?" Öyleyse biz Allah'ı anmıyoruz, Allah bizi anmıyor. Sürekli bir şikayet içindeyiz, Allah'a şükretmiyoruz. Sürekli şikayet ediyoruz. Bu yüzden imanımıza koca bir soru işareti koymamız gerekir. İman kalmıyor, küfre giriyoruz. O zaman ne kadar ibadet etseniz de, ne kadar Kur'an okusanız, Umre ye ya da Hacca giderken ne kadar para dökseniz de iman eksiktir. İman eksik. Çünü sürekli şikayet ediyorsun. Ve Allah (cc)'dan şikayetçi olanlar aslında Allah'ın kararına karşı geliyorlar demektir.

Şikayet. Başına hoşuna gitmeyen bir şey geldiğinde çoğunluk anlamaya dahi çalışmıyor, arkasındaki sebebe veya işin hikmetine bakmıyor. Çoğunluk kendisine "neden" diye sormuyor. Allah'a "neden" diyebilirler, herkese soraralr fakat kendi kendilerine "neden" diye sormazşar. Eğer kendilerine sorsalar, cevap da bulunur. Eğer başkalarına ve Allah'a sorarsanız Allah (cc) şöyle buyuruyor: "Başınıza gelen her kötülük sizden, size gelen her iyilik de Allah'tandır. " (4/Nisa:79) kötü olan ne varsa nefsinizden gelmektedir. Öyleyse bir kişiyi kendisine soru sormaktan durduran şey nedir? Nefs. Ve nefs bizi küfre doğru çekmektedir.

Gözünüz başkalarında olmasın. Dışarıya bakmayın. Şeytana suç atmadan, dünyayı ve arzularınızı suçlamadan önce kendi nefsinize bakın. Şeyhlerin "nefsiniz şeytandan daha güçlüdür" demesi bu yüzdendir. Ego, nefs, şeytandan daha güçlüdür. Peki hangi konuda? İtaatsizlikte. Allah'a itaatsizlikte Allah'ın yaratmış olduğu en güçlü yaratıktır nefs. Ve bu nefs bizim içimizde yaşıyor. Eğer onu anlamaz ve de kontrol etmez, aşağı çekip üzerine basmazsak, dışarıdan çok kibar, nazik biri gibi gözükebiliriz ama aslında içimizde vahşi bir canavarla yaşamaktayızdır. Dışarıdan bakınca Müslüman gibi görünebilirsin. Dışarıdan bakınca bir mümin gibi görünebilirsin. Dışarıdan bakınca çok mübarek, çok düzgün biri gibi görünebilirsin fakat içeride en küçük bir bahaneyle, ufacık bir kışkırtmayla patlayacak bir hayvan, bir canavar yatmaktadır. Böyle günlerin içindeyiz şimdi. Allah'a şükür kalmamış. Eğer Allah'ı hatırlamazsan O'na şükredemezsin ki. Eğer Allah'ı anmıyorsan O'na şükredemezsin. Çünkü ayet aynı zamanda diyor ki, "Beni zikredin, Ben de sizi anayım. Ve Bana şükredin." Şükür, Allah'ı andığınız için geliyor. Şikayet ediyorsunuz çünkü Allah'ı anmıyorsunuz. Şükretmiyorsunuz çünkü Allah'ı anmıyorsunuz.

Şükür, sadece başınıza iyi bir şey geldiğinde değil, kötü bir şey geldiğinde de edilmelidir. Başınıza kötü bir iş geldiği vakit şükredeceğinize günümüzde kim inanır ki? Başımıza iyi değil de, kötü bir iş geldiğinde şükretmemek üzerine eğitilmişiz biz bu zamana kadar. Fakat başka bir ayette Allah (cc) buyuruyor ki, "Belki de arzuladığınız iyi şeyler, hakkınızda iyi değildir. Ve belki de hoşlanmadığınız şeyler sizin için hayırlı olur." (2/Bakara:216) Ayet oldukça açık. Peki tüm bunlar neyden kaynaklanıyor? Cehaletten. Peki cehalet, kibir ve gaflet neyden kaynaklanıyor? Rabbini hatırlamamaktan. Herşey zikr ile başlar. Çünkü bir insan Rabbini anmıyorsa kimi anıyor demektir? Kimi? Kendisini. Kendi nefsini. İşte bu şirktir.

Böylece insan, “Başıma bunlar bunlar geldi çünkü ben de şöyle yaptım. O zaman bu şeyleri yaptığımda şunlar olmalı” diye düşünmeye başlar. Hayatının içinde artık din yok ki... Hayatlarımızda ne din ne de Allah var artık. Müslümanlar için Allah, günde 5 defa Kıble’ye karşı dönmekten ibaret olmuş. Onun dışındaki zamanlarda ise “Bu benim yaşamım. Bu hayatı ben kurdum. Mutlaka bir ayrım olmalı. Yaşamım ayrı, din ayrı. Her şeyin içine dini koymaya çalışmayın.” diyorlar. Fakat İslamiyet’te böyle bir şey yok. İslam, Dindir. Din ise yaşam şekli demektir. Dini öyle bir anlatıyorlar ki, sanki bir hayatınız var ve din de o hayatın bir parçası, yani Allah hayatınızın sadece bir parçasını oluşturuyor.

Müslümanlar için, müminler için Allah’a imanın yoksa, senin bir hayatın da yok demektir. Allah (cc)’a ve Peygamber (sav)’e inanana kadar da bir ahiretiniz yok demektir. Çünkü sadece nefsinizden egonuzdan doğan inançla dolu bir yaşam hayat değil, işkencedir. Öyleyse Allah’ın zikri yoksa, Rabbini de hatırlamıyorsun demektir ve orada şükür de yoktur. Eğer şükretmiyorsan, tabii ki de inanmaktan vazgeçeceksin. İstediğin kadar yukarı aşağı eğilebilirsin ama imanından, inancından olacaksın. Yirmi dört saat boyunca Kur’an okuyabilirsin ama iman kalbine girmeyecek. Dini olan fakat imanı olmayan, dini vecibelerini yerine getiren ancak imanı olmayan kişiler hakkında birçok Hadis-i Şerif var.

Bu sözler önce kendime sonra da dinleyenler için. Şu anda durum bu şekilde. Çünkü görüyoruz ki artık Allah’ı anan yok. Çünkü Allah’ı andığın vakit düşünmek zorundasın. Allah’ı anmak sadece “Allah, Allah, Allah, Allah...” diye tespih çekmek değildir. Allah’ı anmak bu değildir. Peygamber (sav)’i anmak, Salavat-ı Şerif, yalnızca “Allahümme salli...” demek değildir. Bu değil. Öyle olsa 24 saat boyunca “Allah” diyen bir robot yapabilirdin. O da zikr yapıyor. O zaman tüm gün boyunca salavat okuyan bir MP3 çalar çok mübarek bir şey olurdu.

Şimdi bir yerlere geldik. Çünkü Allah’ı zikretmek, düşünmenize ve Rabbinizi anlamanıza yol açmalı. Kendinizi ve Rabbinizi anlamanıza yol açmalı. Hz. Ali (ra), “Her hastalık sizden kaynaklanır. Ve her türlü deva da sizin içinizdedir” diyor ve devam ediyor “Sizin içinizde açık, apaçık bir Kitap vardır.” Kur’an-ı Kerim’i kast ediyor, “Sizinle birliktedir. Oturup da düşünürseniz, aslında o sizsiniz.” Eğilip kalkmak kolaydır. Ancak oturup düşünmek zordur. Çünkü düşünmeye başladığın zaman Allah (cc) “Hayır hayır. Kendi nefsine ve kendi dünyana göre düşünmeyeceksin. Düşünmenin de bir adabı var. Biz senden nasıl istiyorsak, o şekilde düşüneceksin” der. Nefs ise “Olmaz! Kendi istediğim gibi düşünmek istiyorum ben. Düşüncem de şu: Sen Sen’sin, ben de benim” der. Allah (cc) ise, “Ben senin Rabbinim, sen de benim yarattığım kulumsun” diyor ve buyuruyor ki, “Allah’a, Peygamberi’ne ve salih kullarına itaat edin.” Düşünmemiz gereken bir protokol var. Bu yüzden İslamiyet’te felsefe yoktur. Gerçek vardır, Hak vardır. Ve eğer ki sen henüz bunu deneyimlemediysen, Hak yoldaki kişileri takip edersin. Çünkü taklidin ardından gerçekten yaptığın şeye dönüşürsün. Sadece taklit ederek dönüşürsün. Eğer iyi olanları taklit edersen, öyle olursun. Eğer kötü olanları taklit edersen de, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyuruyor; “Kim bir kavmi taklit ederse, o da onlardandır” (Ebu Davud-Ahmed) Şimdilerde kim böyle hadislerden bahsediyor? Ya da dünya aşk, sevgi, barış, anlayış, uyum ve hoşgörüyle mi dolup taşıyor da, sözde alim, ulema ve şeyhler bu hadisleri ortaya çıkarmıyor? Onlara bir kulak versek tüm dünya sevgiyle dolu! Bu dünyanın nefret ve kötülükle dolu olduğunu anlamak için illa evliya ya da alim mi olmamız gerekiyor?

Rebiülevvel Ayı’nı henüz geride bıraktık. Binlerce, milyonlarca kişi Peygamber Efendimiz (sav)’in mevlidini kutladı. Fakat mevlidin ne olduğunu yalnızca bir avuç insan idrak edebildi. Neden yalnızca bir avuç insan? Allah’a onun (sav) için şükrediyorsunuz, fakat methettiğiniz (sav) kim? Onu methediyorsunuz, methediyorsunuz, bu güzel bir şey. Ancak Sahabe-i Kiram bütün hayatlarını sadece oturup onu övmekle geçirmediler. Ehl-i sünnet akidesinde Hz. Peygamber (sav) kimdir? Kimdir? Hz. Peygamber (sav) hazır ve nazırdır. Hazırdır, canlıdır ve bizi uyarmaktadır. Bu bir ehl-i sünnet akidesi inancı mıdır? Evet. Eğer buna inanmazsan dışında kalırsın. Dışında kaldığında da ne istersen o olabilirsin, ehl-i sünnet değilsindir. Hz. Peygamber (sav), “İslam 73 fırkaya ayrılacak, bunların içinden sadece bir tanesi kurtuluşa erecek” diye buyurduğunda ona hangisinin kurtuluşa ereceğini sordular. O (sav) da, “Benim ve Sahabilerimin sünnetini tutanlar, Yani ehl-i sünnet olanlar” diye buyurdu. Peygamber Efendimiz (sav) hazır ve de nazırdır. Şu anda mevcuttur ve bizi uyarmaktadır. Peygamberi fiziksel olarak kim temsil ediyor? Başımızda onu temsil eden biri vardı ve Hz. Peygamber (sav)’in gücü, Hz. Peygamber (sav)’in hükümdarlığı 1400 yıl boyunca sürmüştü. Şimdiyse aramızda onun bir temsili yok. Bu kişi kimdi? Halife. Peygamber Efendimiz (sav)’i temsil eden kişi.

Öyleyse bu dünyada Rahmeten lil Alemin’i temsil eden, Alemlerin Rahmeti’ni temsil eden kimse yok. Rahmeti temsilen kimse bulunmuyor. Rahmet bu dünyadan kaldırıldı, artık dünyada rahmet göremezsiniz.

Günümüz Müslümanlarına, zikr yapan ve salavat getiren Müslümanlara Peygamber Efendimiz (sav)’in yaşadığını, hazır ve nazır olduğunu, her yerde olduğunu söylediğimizde, “Hayır, olamaz. O sadece bir insan” diyorlar. Şeytanın her an her yerde olabileceğine inanıyorsun ama Hz. Peygamber (sav)’in her yerde olacağına inanamıyorsun. “Sadece Allah her yerde” diyorlar. Allah Allah! Bu günlerde sırf telefonunla bile her yerde olabilirsin. Bunu büyütülecek bir şey mi sanıyorsun?

Öyleyse bir mevcudiyet yok. Hazır olan yok. Peygamber (sav)’i temsil eden yok. Peki Nazır var mı? Uyaran var mı? Hani, ümmeti uyaracak olanlar nerede? Ümmeti uyaracak alim ve ulemalar nerede?

Türkiye’de, televizyonda daha yeni bir açık oturum oldu. Tartıştıkları şey: Mehdi (as) var mı, yok mu? Bu İslam’a sonradan girmiş bir şey mi, yoksa İslam’da var mı? Gerçekten önemli mi, yoksa önemsiz bir konu mu? Sonuç: “Ah, Müslümansanız Mehdi (as)’a inanmanıza gerek yok.” Çünkü Mehdi (as)’a inanmazsan, deccal’e de inanmıyorsun demektir. Mehdi (as) deccal’in sistemini yıkmaya geliyor. Bu da demek oluyor ki, şu anki dünyanın zaten deccalik bir dünya olduğunu sen henüz anlamamışsın. Sen bu dünyanın sevgi, barış, uyum ve birlik dünyası olduğunu düşünmek istiyorsun. MaşaAllah. Oynadıkları oyun büyük.

Öyleyse bir uyarı yok. Bu zamanın ahir zaman olduğuna inanmıyorsan nasıl uyarabilirsin ki zaten? Sadece “bu sene de diğerleri gibi normal bir yıl” diyeceksin. Milyonlarca, belki milyarlarca insan acı çekiyor, bu normal mi? Hem kendimize hem doğaya hem de tüm bu gezegene zalimlik ediyoruz, bu normal mi? “Bu ahir zaman değil. Ahir zamanda olduğumuza inanmayın.” Çünkü Mehdi (as)’ı inkar ettiğinde ahir zaman alametlerini de inkar etmen gerekir. O zaman Hazır ve Nazır da yok. Onu (sav) temsil edenler de yok ve hiçbir uyarıda da bulunmuyorlar. Ne yapıyorlar peki?

Sıkı tutunun Şeyhimize. Allah (cc)’u anın. Allah’a şükretmelisiniz. İmanımızı çalan şeyleri çıkarıp atmalıyız. Daha fazla inançlı olmalıyız inşallah. İnancı yüksek kişilerin etrafında olun. Google ya da Yahoo’ya bakarak iman sahibi olmaya çalışmayın. O zaman en büyük ahmaklardan olursun. İmanı daha güçlü olanlara bak inşaAllah-u Rahman. Güvende olalım.

Ve min Allahu Tevfik. Bihürmetil.

Fatiha.

Şeyh Lokman Efendi

Sahibul Sayf Şeyh Abdülkerim el-Kıbrısi el-Rabbani (ks) Halifesi

Osmanlı Dergahı, New York

5 Rebiülahir 1437

15 Ocak 2016

#ŞeyhLokmanEfendi

0 görüntüleme

OSMANLI NAKŞİBENDİ HAKKANİ DERGAHI

© 2020 Osmanlı Nakşibendi Hakkani Dergahı

 

  • Instagram
  • Facebook
  • YouTube