• Osmanli Naksibendi Hakkani

Neden Mevlid'i kutluyoruz?


BismillahirRahmanirRahim

Medet ya Sahibul Saif, medet. Şeyhimiz Sahibul Saif Şeyh Abdülkerim el-Kıbrısi el-Rabbani’den destek istiyoruz. Bizim için gerekli olanı göndermesini istiyoruz. Biz öğrenmek için buradayız; birbirimize ne kadar bildiğimizi kanıtlamak için değil. Ne kadar bilmediğimizi anlamak ve daha iyi müminler olmak için buradayız. Safer ayının bu son günlerinde, mümin bir kimse olarak oturup, anlamak için buradayız. Bu dünyanın nasıl bir karmaşa içinde olduğunu, ümmetin nasıl bir karmaşa içinde olduğunu, Müslümanların nasıl daha önce hiç görülmemiş bir karışıklık ve fitne içinde olduğunu anlamak için buradayız. İçinde bulunduğumuz bu fitne zamanı için Allah (cc), Peygamber Efendimiz (sav) aracılığıyla bizi uyarıyor. Peki nasıl uyarıyor? Neler söylüyor? Ne yapmalıyız? Kendimizi bu zamana nasıl hazırlamalıyız?

Her yerde bir karışıklık var. Gencinden yaşlısına insanlar, kim olduklarını bilmiyor. İnananlardan inanmayanlara, kimse samimi değil ve kimse kim olduğunu bilmiyor. Neden yaratıldıklarını ve yaratılış sebeplerini bilmiyorlar. Bireylerden rejimlere kadar kimse, ne için yaşadığımızı anlamıyor. Burada ne çeşit bir dünya inşa etmeye çalışıyoruz, kimin yasalarını yüceltiyoruz? Erkeği kadını, genci yaşlısı, hepimiz kimliğimizi kaybettik ve kimliğimizi kaybetmek, bizi içinden çıkılmaz bir karışıklığın içine sürüklüyor. Bu karışıklığı düzeltemezsiniz. Kendimizi bu karmaşanın içine biz soktuk.

Allah’ı suçlama. Allah (cc) yeterince yardım gönderdi. Allah (cc) yeterince Peygamber, yeterince kutsal kitap ve yeterince mübarek zat gönderdi. Her şeyi dengede tutabilmemiz için Allah (cc) her birimize akıl verdi, iman verdi, hayâ ve edep verdi. Fakat bu Ahir Zaman'da Cebrail (as) yeryüzüne gelip, bunların hepsini aldı. Artık ne akıl var ne de iman. Haya mı? O da ne? Bu zamanda sende edep varsa, hayâ varsa, sana en geri kafalı insanmışsın gibi davranıyorlar. Bu ‘modern dünya’da nasıl yaşayacağın konusunda hiçbir fikrin yokmuş gibi davranıyorlar.

Modern dünya mı? Bu dünya, barbarlıkla dolu bir dünya. Bu dünya, zulüm ve eziyetle dolu bir dünya. Bu dünya, insanlığın yaptıklarına bakıp da umutla dolacağımız bir dünya değil. Ta ki Allah (cc) bize birini göndere kadar; bizi bu karmaşadan kurtaracak, ilahi yetkilerle gelecek o kişiyi gönderene kadar. Kimileri, “Ne yapıyorsun? Hiç ümitlenme bile. Bu dünya daha da kötüye gidecek” diyor. Kimileri ise, “İşte bu yüzden ayağa kalkmalı ve bunu değiştirmek için bir şeyler yapmalıyız. Sadece oturup, Allah'tan yardım dileme. Sen bir şeyler yapmalısın.” diyor. İman sahibi olmayan kişilerin bunu söylemesini anlayabiliyoruz. Ama kendini Müslüman olarak adlandıran bir insan bunu söylüyorsa, o kişi, yaşadığımız bu dünyadan hiçbir şey anlamamış demektir. Ne içinde yaşadığımız bu dünyayı, ne de Allah (cc) ve Peygamberi'nin bu dünyayı nasıl şekillendirdiğini anlamıyor demekti. Sence içinde yaşadığımız bu dünya sadece bize mi kaldı? Yani ahiret ile hiç mi bağlantı yok? Ne yapılması gerektiğine karar verecek olanlar biz miyiz yani?

Eğer böyle düşünüyorsan, her gün ne kadar ibadet ediyorsun et fark etmez, çok yanlış bir yoldasın, tüm bunların Allah’ın kontrolünde olmadığını, Allah’ın bu durumu değiştirmekten sorumlu olmadığını düşünüyorsun demektir. Müslümanlar buna inanmıyor. Ahir Zaman’ın işaretlerini anlamıyorlar. Peygamber Efendimiz (sav) sözlerini'ni ve kitapları anlamıyorlar. EvliyaAllah’ı anlamıyorlar. Bize içinde bulunduğumuz bu durumu anlatan ve şu anki durumda nasıl yaşamamız gerektiğini, neyi umut etmemiz gerektiğini, amacımızın ne olacağını gösteren EvliyaAllah’ı anlamıyor, EvliyaAllah'a inanmıyorlar. Sen daha içinde bulunduğun durumu anlamıyorken, nasıl başkalarına tavsiye verebilirsin ki? O zaman sen tavsiye vermiyor, sorunun bir parçası haline geliyorsun. Bireylerden, topluluklara, yönetimlere kadar kimse, bu soruna bu şekilde çözüm getiremez.

Hangi Müslüman ülke, ellerini açıp, “Ya Rabbi, bizi bu sorundan kurtaracak olan kişiyi gönder” diye dua ediyor? Çünkü hala bu durumu kendilerinin düzeltebileceğine inanıyorlar. “Biz bu sorunu çözeceğiz.” diyorlar. Yapamazsın; bu sorunu çözecek olan sen değilsin. EvliyaAllah söylüyor; “Bütün dünya bir araya gelse, bütün yönetimler de bir araya gelse, bu sorunu çözemezler. Çünkü Allah (cc) bu dünyayı çoktan Deccal’in eline verdi; zalimlerin eline verdi. " Bunu biz düzeltemeyiz. Arkana yaslanıp, bu sistemin içinde de olamazsın. Hayır. Kendini geri çekip, “Ben bu sistemin içinde olmayacağım. Kendimi hazırlayacağım ve bekleyeceğim.” demek; izin verilen şey budur. 1400 yıl önce Peygamber Efendimiz’in (sav) tavsiye ettiği şey budur. Ama onlar, Peygamberimiz (sav) ile olan bağlantımızı çoktan yok ettiler.

Peygamber Efendimiz’in (sav) ayına giriyoruz. “Mevlid yapılmalı mı, yapılmamalı mı?” diye kim bilir ne kadar boş konuşma, tartışma ve kavga dönecek. Saçmalık. Bunlara katılanlar da saçmalık. Katılanlar malayaniye katılmış olurlar. Peygamber’'in (sav) doğum gününü kutlamak istiyor musun? O halde kutla. Kutlamak istemiyor musun? O zaman kutlama, bizim için fark etmez. Sen bunu önemsiyorsun ama biz seni önemseyenlerden değiliz. Kutlamak istemiyorsan kutlama, bu sana kalmış.

Ama kutlayanlar için de soruyorum; neden kutluyorsunuz? Ne sebeple kutluyorsunuz? Neden Mevlid’i kutluyoruz? Evet, biz hatırlıyoruz ve hatırlamaktan da mutluyuz. Ama neden kutluyoruz? Ortada kutlanacak bir şey mi var? Ümmetin şu anki haline bakınca, ortada kutlanacak bir hal mi var? Yoksa Peygamber Efendimiz (sav)'e, “Ya ResulAllah, bize yardımını gönder!” diye dua edip, yalvarmalı mıyız? Buyurun o zaman, yapılan o büyük mevlidlerde bir araya gelip, “Ya ResulAllah senden yardım istiyoruz, o zalimleri alaşağı etmeni diliyoruz.” diye dua edilsin. Binlerce insanın bir araya geldiği o büyük mevlid kutlamalarında söylensin; “Ya ResulAllah, bu zalimlerin düzenini bitirmek için Mehdi (as)’ı gönder.” diye dua edilsin. Ama bunu söylemeleri imkânsız. O zaman ne yapıyorsun? Sadece şarkı söylüyor, kendini iyi hissediyorsun. Fakat Peygamber Efendimiz (sav)'in çok önemsediği bir şey hala acı içinde. Peygamber (sav), kendi ailesi için bir çok fazla endişelnmiyordu. O, ümmeti için endişeleniyordu. Kıyamet Günü’nde onun ailesi bile intikam isteyecek; ama o, “Ya Fatma, bugün merhamet ve bağışlama günüdür; şefaat günüdür, intikam günü değildir” diyecek. Çünkü o, Alemlere Rahmet olarak gönderilmiştir, çünkü Allah (cc), ‘Rahman’ ve ‘Rahim’ sıfatını Peygamberimiz (sav) üzerinden gösteriyor. Bu gördüğümüz Rahman sıfatının yalnızca bir bölümü. Dünya ve ahiretteki tüm merhamet ve şefkat, bu ismin sadece bir parçasının bölünmesinden oluşmuştur.

Hayvanları yavrularını severken gördüğünüzde, insanların birbirine nazik bir şekilde yaklaştığını gördüğünüzde, doğadaki her şeye nüfuz etmiş olan rahmet ve şefkati gördüğünüzde bilin ki; bu Allah'ın el-Rahman isminin sadece küçük bir parçasından gelmektedir. Allah (svt) Rahmetinin geride kalan 99 parçasını ise Kıyamet Günü'nde göstereceğini bildirmiştir. Rahim ismi ise Rahman'ın da ötesindedir. Ve Allah (cc), onu sadece o gün gösterecek. Bu isim, o güne kadar gizli tutacağı bir sırdır.

Peki, Rahman nerede? Birbirimize Rahman gösteriyor muyuz? Birbirimize merhamet ve şefkat gösteriyor muyuz? MaşaAllah! Herkes aşk hakkında konuşuyor! Aşk, aşk, aşk... “Tek ihtiyacın olan aşk” diyorlar. Evet, bu dünya çok aşkla dolu, o yüzden cehenneme dönüyor! Öyleyse aşk hakkında konuşmayın. Bu iş bitmiştir.

Peki biz ne yapıyoruz? Bağımsız bireyler olarak, bizler ne yapıyoruz? Bu gelen ay için ne yapıyoruz? Bitmek üzere olan bu Safer ayında ne yapıyoruz? Allah’ın merhametini mi yoksa gazabını mı çekmek için uğraşıyoruz? Ağırlık geliyor. Biliyorsunuz, Safer oldukça farklı bir ay. Bu yıl da oldukça farklı bir yıl. Bir ağırlık, belki de önceden aşina olmadığınız bir ağırlık yaklaşıyor. Büyümeliyiz. Ayağa kalkmalıyız. Her zorluk bizi Allah (cc)'a yaklaştıracak bir imtihandır, ondan uzaklaştırmak için değildir. Bizler kâfirler gibi “Allah’a sadece bize rahmetini gösterirse yaklaşırız. Sadece lütuf gösterirse, yardım ederse ona yaklaşırız.” diyenlerden değiliz. Rahmet ve lütuf, her zaman nefsimizin hoşlandığı şekilde gelmez. Yüce Kuran’da Allah (cc) söylüyor; “Sizin hayır sandığınız şeylerde şer, şer sandığınız şeylerde de hayır vardır.”

Dünya büyük bir karmaşaya batmış durumda ancak bireyler olarak biz böyle olmamalıyız. Bu karışıklıktan uzak durun. Hayatlarınızı bu karışıklıktan uzak tutun. Yaşamımızı sadeleştirelim. Anlayışımızı sadeleştirelim. Birbirimizle olan ilişkilerimizi sadeleştirelim, birbirimize karşı daha samimi olalım. Fitnenin kol gezdiği bu günlerde dualarımız bunun için. Bu fitne ve karmaşadan uzak kalmak için dağın tepesindeyiz. Dağların temizliğine pislik getirmeyin.

Evliyalar Sultanı ve Sahibul Saif’in hürmetine, Allah beni bağışlasın ve hepinize rahmet etsin. Biz yolumuza devam ediyoruz. Bizim yolumuz, Sahibul Saif’in kervanıdır. Bizler onunla mutluyuz. Bizim biatımız onadır; hep ona olmuştur ve onunla olacaktır. O, bu dünyadan göç ettikten sonra, Şeyh Mevlana devam etmemizi söyledi. Biz hiçbir şey sormadık. Devam etmemizi o söyledi. Tekrar ve tekrar, yola devam etmemizi söyledi. "Devam edin" dedi, biz de devam ediyoruz ve bundan memnunuz. Eğer sen de memnunsan, gel bizimle otur. Eğer memnun değilsen, uzakta dur. Nasıl istersen. Biz kimseyi gelmesi için zorlamıyoruz. İsteyen istediğini konuşabilir, ama bizim kervanımız yoluna devam ediyor. Allah beni bağışlasın ve hepinize rahmet etsin.

Ve min Allahu Tevfik. El-Fatiha.

Amin.

Selamun Aleykum ve Rahmetullah.

Şeyh Lokman Efendi Hz.

Sahibul Sayf Şeyh Abdülkerim el-Kıbrısi el-Rabbani (ks) Halifesi

Osmanlı Dergahı, New York

28 Safer 1437

10 Aralık 2015

#ŞeyhLokmanEfendi #MevlidiNebi #Rebiülevvel #AhirZaman

43 görüntüleme

OSMANLI NAKŞİBENDİ HAKKANİ DERGAHI

© 2020 Osmanlı Nakşibendi Hakkani Dergahı

 

  • Instagram
  • Facebook
  • YouTube