• Osmanli Naksibendi Hakkani

"Şeyhimize Hizmet Etme Niyetimizin Bir Kanıtı Olmalı"


BismillahirRahmanirRahim

​Şeyhimizi memnun etmek istediğimizi söylüyoruz. Bunun manası şu; Şeyhimizi memnun edince Peygamber Efendimiz’i (sav) memnun etmiş, Peygamber Efendimizi memnun edince ise Allah’ı (cc) memnun etmiş oluruz. Yani aslında Allah’ı (cc) memnun etmeye çalışıyoruz. Bizim iddiamız, niyetimiz budur. Bu yüzden hem niyetlerimizi hem de amellerimizi kontrol etmemiz gerekir. Amelin ettiğin niyetle örtüşüyor mu?

Diyelim ki acıktın. Yemek yemeğe niyet edersin değin mi? Ama bu önüne ne çıkarsa hepsini yiyeceğn anlamına mı gelir? Açsın ve önünde peçete var. Peçeteyi mi yiyeceksin? Hayır. Diyelim ki önünde Mc Donald’s var, onu mu yiyeceksin? Önünde haram yiyecekler, haram içecekler var diyelim. Yiyecek misin onları? Niyetin ne? Niyetin bir şeyler yemek, çünkü acıktın. Bu iyi bir niyet mi? Evet. Kim yemek yemenin bozuk bir niyet olduğunu söyleyebilir ki? Fakat şimdi yaptığın işe, yemek yeme eylemine bakman gerekir. Yaptığın iş, niyetine uyuyor mu, uymuyor mu? Önce "yemek yemeye niyet ediyorum" diyecek ve yavaş yavaş derine ineceksin. “Ne yemek yemeye niyet ettim?” Daha da derine gideceksin. “Neden yemek istiyorum? Ne zaman yemek istiyorum, ne kadar yemek istiyorum?” Niyetini tekrar kontrol ettiğin anda kendine bir çok soru yöneltmeye başlarsın. Ve bu sorduğun sorular, tıpkı sana kıyamet günü sorulacak olan sorular gibidir. İnan bana, aynı sorular sorulacak. Varlıklı bir adamsın diyelim. “Bu serveti nasıl elde ettin? Neden kazandın? Kimlerle ticaret yaptın?” Her şeyden sorguya çekileceksiniz. Özellikle de erkekler. Kadınlar hariç. Erkeğin taşıdığı sorumlulukla ilgili için bu konuya daha sonra gireceğiz. Evet, kendini sorgulamalısın.

“Şeyh Efendi'ye hizmet etmek istiyorum.” diyorsun. O zaman ne istersen onu yapıp, bunun adına da hizmet diyebilir misin? Hayır diyemezsin. "Niyetim Şeyh Efendi’ye hizmet etmektir" diyorsun ama nefsine uyduğu zaman bir şeyler yapıyorsun. Nefsine uymazsa hiçbir şey yapmıyorsun. Bazılarının “Şeyh Efendi'ye hizmet etmek, mescidi temizlemek istiyoruz.” demeleri gibi.. Bu "Allah’a (cc) hizmet etmek itiyoruz" demektir. Ancak nefislerine uyduğu zaman temizliyor, nefislerine uymadığındaysa temizlemiyorlar. Şimdi bana gelip, “Ama benim niyetim temiz, yapmak istiyorum.” diyemezsin. Niyetini yeniden kontrol ettin mi? O halde bunun kanıtı ne? Hani delili, nerede? Bir iddiada bulunuyorsun; niyetin, senin iddiandır değil mi? O zaman bunun kanıtı nedir? Her şeyin bir kanıtı, bir delili vardır. Peygamber olduğunu söylüyorsan, bunun bir kanıtı vardır; Evliya olduğunu söylüyorsan, kanıtı vardır; eğer Salih olduğunu söylüyorsan, bunun da bir kanıtı vardır. Her şeyin bir kanıtı olmak zorundadır. Bir şeye niyet ettin, yapacaksın. Bir şeyler yapmak istediğini söylüyorsun. Delilin nerede? Hizmet ettiğini söylüyorsun, bunun kanıtı nerede?

İşte tarikatın öğrettiği şey budur. Tarikat inceltir, latifleştirir. Niyetlerinizi ve hareketlerinizi latifleştirir. Birisi "Niyetim mescidi temizlemek ama çok işim var, çok meşgulüm. Ama niyetim temizlemek" dediğinde, biz de “Çok iyi, Allah seni mükâfatlandırsın.” diyoruz. Ama aslında ne kadar samimi olduğunu sen kendin biliyorsun. Açlıktan ölecek noktasına gelmiş, hastalanmış ancak çok meşgul olduğu için bir şey yiyemeyen kimse görmedim ben. "Neden yemiyorsun?" diye soruyorum. "Yemeğe niyetlendim ama çok işim var. Meşgulüm yiyemiyorum ama yemeye niyetlendim." Ya da, estağfurullah, tuvalete gitmek isteyip de vakti olmadığı için gitmeyen kimseyi de görmedim. Yemeğe vakit buluyorsun. Demek ki nefsine uygun işler için her zaman vaktin var. Her zaman. Gecenin bir yarısında kalkman gerekse bile yapmak istediğin şeyi yaparsın, değil mi? Aslında yapmak istediğin her şeyi yapabilirsin. Peki, niyet ettiğimiz şeylerden, iddialarımızdan neden geri adım atıyoruz? Neden bir sürü bahane bulup vazgeçiyoruz? İşte bu nefstir. Bunlar nefsin binlerce bahaneyle çıkıp gelen hile ve tuzaklarıdır. Ve nefsin bu samimiyetsizliği, samimi olmanın tam tersidir.

Bir hizmet yapıyorsun ve bundan memnunsun ya da mutlusun diyelim. Belki tatmin olmadın ama mutlusun. Peki bunu nasıl ölçersin? Kendin ne kadar mutluysan, ona göre mi karar verirsin? Diyelim ki Şeyh Efendi için bir şeyler yapıyorsun. Bu yaptığının iyi mi yoksa kötü mü olduğunu neye göre ölçersin? Evet, Şeyh Efendi'nin o işten ne kadar memnun, ne kadar mutlu olduğunu bilerek... Şimdi çok ince bir noktaya geliyoruz. Eğer Şeyh Efendi, Peygamber Efendimiz (sav) ve Allah(cc) bizden memnunsa, biz bu memnuniyeti görmek isteyen insanlardan mıyız? Çünkü İnsanların çoğu böyledir. Gerçekten de birçok Hristiyan, “Tanrı senden memnunsa, seni zengin eder” demektedir. Tanrının seni sevdiği ve senden memnun olduğunun kanıtını zengin olmak olarak görüyorlar. İsa (as)‘a tamamen zıt gidiyorlar. İsa (as)’ın kendine ait parası dahi olmamıştı. Paraya dokunmadı bile. Müslümanların da bazıları buna inanıyor. “Allah’ın seni sevdiğinin ve sana rahmet ettiğinin göstergesi, çok paraya sahip olmaktır.” diyorlar. Peygamberlerine tamamen zıtlar. Peygamber Efendimiz (sav) bütün dünyaya sahipti, ama hepsini geri verdi. Fark bu. Hiçbir şeyi saklamadı, biriktirmedi. Neye sahipse verdi, ne gelirse verdi. Hiçbir şeyi kalmayana kadar verdi. Allah ona vermediği için değil; Allah (cc) ona her şeyi verdi. Allah, “Dilersen bu Uhud Dağı’nı altına çevirim” dedi. Ama o, evinde bile olan ne varsa, hepsini verdi.

Konumuza geri dönersek... Şeyhini memnun etmek için bir şey yapıyorsun. Peki Şeyhinden ne bekliyorsun? Ne istiyorsun? Eğer Şeyhimizi memnun etmek istiyorsak; bu Şeyhimizin memnun edilmesiyle ilgilidir, bizimle alakası yoktur öyle değil mi? Bazen şeyh müritlerini över, “MaşaAllah, Aferin.” der. Bazen hiçbir şey söylemez. Bazen sadece kafasını çevirip başka bir tarafa bakar, bazen de her şeyi doğru yapmış olsan bile gördüğü yerde seni azarlar. Bu durum, eğitimde olan kişinin seviyesine ve Şeyhin onu nasıl eğittiğine, onu hangi seviyeye getireceğine bağlıdır. İnsanların çoğu övülmek dışında hiçbir şeye katlanamıyor, sadece övülmek istiyorlar. Yaptıkları her şey için, “MaşaAllah, çok güzel.” denmesini istiyorlar, sonra bundan mutlu oluyorlar. Buna sözümüz yok, bu normal bir şey, evet herkes bunu ister ama bu bir çocuğun seviyesidir. İyi bir şey yaptın mı, sana şeker veririz. Ancak bu yetişkin bir insanın seviyesi, Allah dostunun seviyesi değildir. Çünkü artık Allah'ın senden memnun olduğunun delili Şeyhinin sana gülümsemesi, onun mutlu olması ve seni övmesi değildir. Hayır. Şeyhin ile kalp kalbe bağlantıda olman lazım. Çünkü Şeyhin sana ne yapıyorsa, senin makamını yükseltmek için yapıyor.

Şeyh herkesi sever ve herkese senin düşündüğünden daha fazla yakındır. Ancak bu kişisel değildir, “Onu severim, bunu sevmem” demez. Şeyh herkesin, her gün daha da yüksek bir seviyeye ulaşmasını ister. Daha üst makama çıkmanın yolu ise imtihana girmekten geçer. Eğer ki sınavı geçerseniz, daha yükseğe çıkarsınız. Birinci sınıftan ikinci sınıfa, ikinciden üçüncüye sınavsız geçen biri var mı? Hayır, kimse yapamaz. Tabii bu zamanda herkes bunu yapıyor. hiçbir sınava girmeden yüksek seviyelere geliyorlar, ama bu demek değil ki tarikatta da durum böyledir. Evet, hala çocuk seviyesindekilere çocuk gibi davranılır. Sadece gül, oyna, sev... Devamlı nefislerini yücelt... 24 saat nefslerini öv. Bunu yapan şeyhler var. Ama iş biraz nefis eğitimine geldiğinde, bize bakıp “Bu grup aşırı derecede militarist” diyorlar. Kim? Biz mi? Her istediğinde uyuyan bu adamlar mı? Bizim ‘aşırı militarist’ olduğumuzu söylüyorlar, bir yerlerde yazıyorlar. Bu yazılanları İngilizce bilenler okuyunca da ‘aşırı militarist İslam’ tanımı terörizmi çağrıştırıyor. Aslında bu mesajı vermek istiyorlar. Herkesin bu durumun farkında olmasını istiyorum. Biz mi aşırı militaristiz? Bizim daha gidecek çok yolumuz var. Eğer bizim ‘aşırı militarist’ olduğumuzu iddia ediyorlarsa, düşünün Sahabe-i Kiram için ne derler. Onlara da kesinlikle “deli” diyecekler. Eğer biz aşırı militaristsek, onlara “Akıl dışı, İslam dışı” diyecekler. “O sufiler, İslam dışındalar.” Aynen böyle söyleyecekler. Allah Allah…

Elhamdülillah, biz Şeyhimizin altındayız ve hiçbir zaman hayaller dünyasında olmadık. Biz hiçbir yere gelmiş değiliz. Şeyhlerimizin ayakları altında, üstüne bastıkları toz olmaktan ibaretiz. Ama bir ideal var ki; bizim idealimiz onlardır. Ve biz, bir şekilde o ideale erişmek istiyoruz.

Her seferinde Şeyhinin seni övmesini istiyorsan, bu pek iyi değildir; senin seviyeni gösterir. Bazen Şeyhin sana kötü konuşacak. Bunu nasıl algılamalısın? Aklı ve imanı olan kişi, “Evet, bu doğru. Şeyhim yaptığımın yanlış olduğu söylüyor ama bunu beni aşagılamak için değil, daha yukarı seviyeye çıkarmak için söylüyor.” diye düşünür. Bir dahaki sefere o işi yaptığında, hatalı kısmı düzelterek yaparsın. O zaman merteben de yükselir. Ama bu zamanda kimin bu şekilde düşünmeye sabrı var ki?

Amacın Şeyhini memnun etmek ise, başkalarının ne düşündüğünü önemsemeden, yalnızca yaptığın işi düzgün bir şekilde yapmaya çalışırsın. Başkaları seni övse de, sövse de bunu önemsemezsin. Sana sövdükleri vakit belki biraz kalbin kırılır; ama bu hisse yoğunlaşıp, duygusallaşmazsın. Belki birisi sana “MaşaAllah, çok iyi yapmışsın” diyecek. O zaman da duygusallaşmaz, kendi sırtını sıvazlamazsın. Sadece “Elhamdülillah, ne güzel.” dersin; ama sen kendi içinde, hangi kısımları yanlış yaptığını ve neleri düzeltmen gerektiğini bilirsin. O zaman onunla meşgul olursun. Peki meşguliyetin bu olduğu zaman ne olur? Bu şekilde yaparsan, yaptığın işlerle niyetin birbirini tamamlamaya başlar. Niyet edersin ve kanıtını ortaya koyarsın. Bu kanıtı Şeyhine gösterdiğinde de, “Bu iş olmamış; bu yüzden, şu yüzden…”derse “Tamam, bunu düzeltmek üzere niyetime yeniden bakacağım.” diyerek, yaptığın işe geri dönüp kontrol eder ve düzeltirsin. Böylece tüm süreç çok dinamik olur, hep canlıdır. Her zaman kendine ve yaptığın hizmete bir şeyler eklemeye çalışırsın. İşte o zaman, bugünün dünden daha iyi bir hale gelir. Yarının da bugünden daha iyi olacaktır. Çünkü her gün daha iyisini yapmak için çabalıyorsundur. Bu bir reçete değil. Kimileri, “40 gün zikir yaparsam, böyle olur, şöyle olur, bundan kurtulurum, bu olur…” diyor. Evet, doğru; 40 gün boyunca yaparsan kurtulursun. Ama 40 gün gaflet içinde yaparsan, olur mu? Bugünlerde bir çok insan diyet yapıyor. “40 gündür diyetteyim, ama hiç kilo vermedim” diyor. Diyeti düzgün bir şekilde uygulamıyorsan bu diyetin suçu mu, senin suçun mu? “40 gün boyunca öfkelenmeyeceğim...” diyorsun, ama bunu samimi bir şekilde yapıyor musun?

Kendini ‘sıfır’a indirirsen, Allah Ehad’dır, ‘bir’dir; o zaman sen ‘on’ olursun. Bunun anlamı ne, bunu nasıl uygulayabiliriz? Anlayabileceğin bir seviyeye in ve orada gözlemle. Çalışmak ve hizmetten bahsediyoruz. Hizmet ediyorsun, ama bu yaptığın hizmet her neyse, aslında senin yapabileceğin birçok şeyden yalnızca bir tanesidir. Ve sende olan başka birçok özellik var, bunların da hepsini geliştirmen gerekli. Sadece yaptığın hizmetten ibaret değilsin sen. Aynı zamanda bir babasın, bir ağabeysin, bir eşsin, bir patronsun, bir işçisin, bir müritsin, bir arkadaşsın, değil mi? Birçok farklı yerde birçok farklı kimliğin var. Yaptığın bir işi ele alalım. “Bu işi çok iyi yapmam lazım. Sadece bu iş ile ilgileneğim. Bu işi iyi yaptığımda mutlu oluyorum. Çünkü Şeyhime sunduğumda mutlu oluyorum.” diyorsun. Samimi olarak yaptığın bir işten mutlu olduğunda, başkalarının ne dediğinin bir önemi yoktur. Şimdi bir şey daha söyleyeceğim. Öyle ki bazı durumlarda Şeyhinin bile ne dediğinin önemi olmayacak. Çünkü amacın, onun sana bakıp gülümseyip, seni övmesi değil. Sen iyi bir şey yaptığını, onun emirlerini izlediğini biliyorsun; o zaman sadece itaat ettiğin için mutlusundur. Sana “Böyle, böyle yap.” dediğinde, her şeyi onun sözüne uyarak, onun söylediği gibi yaptığın için mutlu olursun. Öyleyse yaptığın işte onun onayını da aramazsın. Peki ne beklersin? “Bu kısım çok iyi, ama bu kısmı geliştirmen lazım.” dediğinde sen de “Bu daha iyi hale getirebilmem için bana verilmiş bir fırsat" dersin. O zaman o sana bağırsa bile sen kelimelerin arkasındaki mesajı alırsın. “Bu kısmı ben nasıl düşünmedim? Nefsim beni nasıl da kandırdı? Bunu anlayamadım, bu kısmı gözden kaçırdım.” dersin ve düşünmeye başlarsın; “Neden bunu görmedim, çünkü şununla meşguldum” deyip yeniden çalışmaya koyulursun. Tüm yaptığın işin üzerinde tekrar düşünmeye başlarsın. Bunu yaptığında, Şeyhin sana güzel konuşsa da bağırsa da fark etmez. Çünkü seni daha yüksek bir seviyeye çıkarmak için yapıyor.

Bu şekilde yaptığın zaman; kendini sıfıra indirerek, samimiyetle elinden gelenin en iyisine çabalayarak, Şeyhine itaat edip sonunda yaptığın işi şeyhine teslim ettiğinde, ondan gelecek olan her şeyi kabul edersin. Yani kendini ‘sıfır’a indiriyorsun. O zaman, onun söylediği her şeyi kabul edersin. Ve o ‘bir’ olur. Bunu yaptığında sıfırda mı kalacaksın, yoksa daha yüksek bir seviyeye mi çıkacaksın? Daha yüksek bir seviyeye çıkacaksın. Bu herhangi bir iş olabilir; zikir olabilir, ev işi olabilir, ahır işi olabilir, politika olabilir, tuvalet temizlemek de olabilir... Hepsi birbirine bağlıdır.

Başkalarına baktığında senden daha iyi olanlara bak. Neden senden daha iyi olduklarını bul; samimiyetle bakarsan bir çok sebep bulacaksın. Size samimice söyleyebilirim ki; ben herkesin benden iyi olduğuna inanıyorum. Kendi sebeplerim var, ama bunları söylemek zorunda değilim. Bunu mütevazı olmak için ya da başka bir amaç için söylemiyorum. Söylüyorum çünkü bu gerçek ve bunu anladığımızda daha iyisini yapabiliriz. Hem bu şekilde düşünürken, kimi kendimden aşağı görebilirim ki? Ben kimseyi kendimden aşağı görmüyorum. Belki yaptığın şeyden memnun olmayabilirim, ama aşağı görmüyorum. Hatta sizin eylemlerinize baktığım zaman, biliyorum ki ben de bir zamanlar oradaydım. Şeyh Efendi’yi gördüğümüzde, onu Şeyh olarak tanıdık değil mi? Ben ise bir mürit olmaya çalışıyordum. Bu yüzden de birçok fırsatımız, kolaylığımız var. Benim için iletişimi kolaylaştıran şeyler var. Bunu hala anlamıyorsan, önünde duran koca bir nefsin var demektir.

Yaptığın şeyden mutluysan, memnun oluyorsan, başka insanları çok önemsemezsin. Kendini başkalarıyla ya da yaptığın işi başkalarının yaptıklarıyla kıyaslamazsın. “Bu kişi bende olmayan, şu özelliğe sahip; bu kişinin bu sırrı var, bende yok. Bu kişi böyle iyi, ben değilim.” Evet, kendimizle meşgul oluyoruz, peki ne zaman başkalarıyla meşgul olacağız? Başkasının yaptığı bir işi görüp etkilediğin zaman… Kaç kişi bakıp düşünüyor? Bazıları sadece hayal dünyasına daldıkları zaman düşünüyor, kafalarının içini komplo teorileriyle dolduruyorlar. Bilge olan kişi, yaşlı bir adam gördüğünde ağlayacaktır. Özellikle de mescide gelen yaşlı bir adam gördüğünde. O zaman kendine diyecek ki; “Bir kendine bak, bir de şu adama bak; temiz yaşlı bir adam, nasıl da Allah’a samimice ibadet ediyor. Peki Sen? Sen ne yapıyorsun?” Akıllı olan kişi, o yaşlı kimseye bakıp, “Bu aptal yaşlı adam da ne yapıyor?” demeyecektir. Küçük bir çocuk gördüğünde, “Bak şu çocuğa, ne kadar da samimice zikir yapıyor. Ben onun yaşındayken hiç böyle bir şey yapmıyordum.” diyecektir. Hikmet sahibi kişi her fırsatta, başkalarında kendinde olmayan iyi yönleri bulur. Bu farklı bir şeydir. Bu kendine bakıp, “Ben çok kötü biriyim.” diyerek dövünmek değildir. Hayır. Bu gerçek bir şeydir. Bu şekilde gözlemleyip anlamaya başladığında, ne zaman nefsin bir şey olduğunu iddia ederse, onun boynundan yularını çeker, yani nefsini geri çekmeye başlarsın.

Şimdi, seni baştan aşağıya yıkayan bir Şeyhin olmasının, neden gerekli ve güvenli olduğunu anlıyor musun? Her zaman seni uyaran bir şeyhin olduğunda, nasıl bir yere geldiğini, bir şey başardığını düşünebilirsin? Düşünemezsin. Şimdi herkes Şeyh Efendi’nin geri gelmesini bekliyor; ama ben titriyorum, çünkü ona rapor vermek zorundayım. Ona ne kadar şey yaptığımın raporunu değil, ne kadar şey yapmadığımın raporunu vermek zorundayım. Gerçek olan budur.

Kıyamet gününde de çoğunlukla böyle olacak. Allah (cc) bizi burada ve Ahirette eman dairesinde eylesin. Ama bu yalnızca samimiyetle gelir. Samimiyetin ne olduğunu anlayabiliyor musun? Samimiyet demek, “Ya Rabbi! Elimden gelen bu, bu kadarını yapabildim. Sen en doğrusunu bilirsin. En doğrusunu gerçekten sen bilirsin. Amellerimi yokladım, niyetlerime baktım ve bakmaya da devam ediyorum. Başkalarının beni övmesiyle veya yermesiyle, kendimi onlardan üstün görmekle meşgul değilim. Yaptığım iş ile meşgulüm. Elimden gelen bu kadar, bu kadarını yapabildim.” dersin.

Bir EvliyaAllah’ın söylediği gibi, “Hiç kimse kendini ikiyüzlü ve münafık olarak görmez; samimi olan kimseler dışında.” Yalnızca samimi kimse kendi ikiyüzlü olarak görür. Çünkü samimi olan her yaptığına, her işine bakar; içinden samimiyetsiz olan her şeyi çıkarır. Arayıp bulur ve ondan kurtulmaya çalışır. Biri onun hoşuna gitmeyen bir şey söylediğinde, “Evet, bu doğru. Bunun üzerinde çalışmam lazım. Bunu düzetmem lazım. Bir şeyler yapmam lazım.” der.

İnşaAllah bu kadarı yeterlidir, birazcık anlamışsınızdır. Biri, “Şu makama nasıl ulaşırım?” diye sorduğunda, ona “Neden o makama ulaşmak istiyorsun?” diye sorarım. “Yüksek bir makama ulaşmak istiyorum.” diyor. Yüksek makam senin için ne demek, ne ifade ediyor? Yüksek bir yerde oturmak mı? Orası mı yüksek bir makam? Neden o yüksek makama ulaşmak istiyorsun? Oranın senin için olduğunu kim söylüyor? Bunlar, üzerinde düşünülmesi gereken şeyler...

Elhamdülillah. Şeyhimizin bize öğrettiği gibi; bizim amacımız sadece Allah’a kul olmak, başka bir şey değil. Bizim makamımız budur. Kul olmak. Allah’a (cc) ve Allah’ın sevdiklerine hizmet etmektir. Allah kimi sever? Allah (cc) herkesi sever. Herkese Hızır (as) gibi, her geceye Kadir Gecesi gibi davranırsak, hiçbir şey kaybetmeyiz. “Ben bunu tanıyorum, şöyle biridir, ben onu tanıyorum, böyle biridir. Ben onunla birlikte büyüdüm, şöyledir, böyledir...” diyorsun, ama geçmişte ne olduğunu bilmiyorsun ve ne olacağını da hiçbir zaman bilemezsin. Aramızda bazıları vardı ki; çok sıkı ibadet ediyor, zikir yapıyor, dua ediyordu; ama artık bizimle değiller. Oldukça samimi görünenler, büyük hayalleri olanlar vardı; ama günün sonunda Sahibul Saif’in yoluna ihanet ettiler. Hepiniz özgürsünüz, istediğinizi yapabilirsiniz. Günün sonunda nefislerine göre yaşayan insanlar, terk edip gidecekler, çünkü hoşlanmıyorlar. “Çünkü Hoca bana böyle dedi.” diyorlar. Ne yapabilirim?

Gelene hoş geldin, gidene güle güle... Herkes için durum bu. Siz kendi işinizi yapıyorsunuz, ben de kendi işimi yapmak zorundayım. Allah beni affetsin, sizlere de rahmet etsin inşaAllah.

El Fatiha.

Şeyh Lokman Efendi Hz, Sahibul Sayf Şeyh Abdülkerim el-Kıbrısi el-Rabbani (ks) Halifesi

Osmanlı Dergahı, New York

16 Safer 1437

27 Kasım 2015

#ŞeyhLokmanEfendi

198 görüntüleme

OSMANLI NAKŞİBENDİ HAKKANİ DERGAHI

© 2020 Osmanlı Nakşibendi Hakkani Dergahı

 

  • Instagram
  • Facebook
  • YouTube