• Osmanli Naksibendi Hakkani

"Sana neden yaşadığını gösterecek birine ihtiyacın var"


Bismillahirrahmanirrahim

Allah’ı öncelik olarak tutmak; sadece dilde değil.. İnsanların yaptığı bu. Gece gündüz konuşuyorlar, ama sonra bir şey egolarına dokunduğunda, dünyayı yakmaya hazırlar. Neden? Allah senin önceliğin olmalı. Başına gelen her şey, sana O’ndan geliyor. Bu kadarını bilmiyor musun? En azından, senin başına o olayın gelmesine, Allah izin veriyor. O’nun izni olmadan, bir kuru yaprak bile ağaçtan yere düşmez, bilmiyor musun? Peki, Rabbine karşı ne kadar sevgiye sahipsin ve O’na ne kadar bağlısın?

Yani bunun anlamı, nefs... Gece gündüz nefse yoğunlaşıyoruz. Çünkü seni Cennet’e götürecek olanda nefs, Cehenneme götürecek olan da... Başka bir şey mi var? Nefs seni götürecek. Ya arzularını, yanlış davranışlarını, nefsinin yanlış isteklerini bırakırsın ya da onları izlersin ve onlar seni Cehennem’e götürür. Ama günümüzde insanların çoğu, “Allah’ın kuluyum” diyerek, arzularını ve nefsinin emirlerini izliyor. Şeytan insanları kandırıyor. Öyleyse bir rehbere sahip olmalısın, bir Şeyhe sahip olmalısın. Eğer, seni zaman zaman uyaran bir Şeyhin yoksa... Peki, bu neden iyi bir şey? Şeyhten ne bekliyorsun? Bir sürü iyi şey yaptın diye, şeyhin seni övmesini mi istiyorsun? Belki gelip seni tokatlar, ne olmuş? Bundan hoşlanmıyorsun... Çünkü Allah rızası için yapmıyorsun. Nefsini yüceltmek için yapıyorsun. Başka birinin, senin nefsini övmesi için. Şeytanın bir sürü yolu var. Şeytan yüzlerce, binlerce hileye sahiptir. Sana senin düşmeyeceğin bir tuzakla gelmeyecek; sana, senin düşeceğin bir tuzakla gelecek. Bu senin zayıf tarafın... Şeyh bu zayıf tarafı görür ve bu tarafa yoğunlaşır, senin iyi olduğun tarafa değil.

Bazı insanlar doğuştan Allah’ın mükâfatına sahip; onlar cömert olabilirler. İnsanlar minnet duyar ya da duymaz, fark etmez; onlar yine de verirler. Sadece cömertlik yeterli değil. Şeytan şimdi başka bir yol bulacak, insanı cezalandırmak için onun peşinden ayrılmıyor. Eğer cömert biriysen, sonunda güvenlik bulacaksın, evet… Allah, cömert insanları sever. Ama o özelliği sana kim verdi? Kendi kendine mi verdin? O zaman hala kendini mi övüyorsun, övgüyü kendine mi veriyorsun? Neden Allah’a vermiyorsun? Şimdi anladın mı nefs nerede duruyor? O zaman anlarsın, hangi durumlarda cömertsin, hangi durumlarda cömert değilsin…

Cömert biri olarak, yavaşça o seviyeye geliyor musun? Allah (svt), itaat edenlere verdiği, itaat etmeyenlere de verdiği gibi? O, onu yücelten kişilere veriyor; ona lanet edenlere de veriyor. Senin de cömertliğin her gün yükselmeli, farklı seviyelere gelmeli. “Ben cömert biriyim. Bu kadarına sahibim; üç tanesini yiyebilirim, gerisini yiyemem. Ne olacak, kötüleşecek, o zaman başkasına vereyim…” diyemezsin. Bu mu cömertlik? O senin ve başkasına veriyorsun. Bu tamamlanmış değil. Hala bir şeyler var.

Bu, Ramazan zamanında öğrenmen gereken şey... Ama insanlar hala nefislerinin hoşuna giden şeyler için uğraşıyorlar. Ramazan zamanı gidip, seni inciten, seni rahatsız eden, sana söven, sana kötü şeyler yapan kimseye, elini uzattın mı? Bunu yapabilir misin? Hayır... “Hayır, sence ben deli miyim? Sence ben aptal mıyım?” diyeceksin. Tabi ki değilsin, ondan daha da kötüsün. Eğer nefsinle bakıyorsan, nefsinin tuzağına düşüyorsan, ondan daha da beter olursun. Çünkü orada, egonun düştüğü başka bir tuzak var. Bu seni rahatsız mı ediyor? Kalbinde bağışlama bulamazsın. “Hayır, hayır, affettim.” dersin, ama affetmek sadece “Affettim” demek değildir; affetmek aynı zamanda bunu göstermektir. Bu da tam olarak şeytanın yaptığı şey… Allah’a, ‘Hayır, ben sadece sana secde ederim.’ dedi. Ve Allah(svt), “Kabul ediyorum, ama sen benim emirlerime de secde edeceksin. Ne emredersem, onu yapacaksın. Eğer sana Adem’e secde etmeni söylersem, Adem’e secde edeceksin. Taşa secde etmeni söylersem, taşa secde edeceksin. Sana ne söylersem; eğer benim kulumsan, emrime itaat etme zorunluluğun var. Tamamen, yüzde yüz.” “Ne yani, bunu nasıl yapabilirim? O sana şimdi geldi, ben yıllardır seninleyim, yüzyıllardır sana ibadet ediyorum.” diyor şeytan.

Kulağınıza tanıdık gelmiyor mu? “Sana yardım ediyordum, senin için bir sürü şey yapıyordum, senin dinini inşa ediyordum, yukarı ve aşağı gidiyordum, aşağı yeryüzüne gittim ve kendi milletimi cezalandırdım, çünkü sana itaat etmiyorlardı.” Bu Allah’a söylediği şey. “Onlar senin yolunu terk etti ve ben senden izin istedim, sen bana güç verdin, oraya aşağıya gittim, onlara merhamet etmedim, onları senin için yok ettim. Bunu şimdi yarattın, sana hiçbir şey yapmadı. Sana bir secde bile etmedi ve sen bana emrediyorsun. Senin için ne kadar iyilik yaptım, meleklere cennette ders veriyorum ve sen bana emrediyorsun; buna secde etmem için emrediyorsun. Ve onu, benden daha çok seviyorsun.” Bunlar şeytanın söylediği şeyler.

Demek ki yaptığı her şey tamamen nefsi için, kendisi içindi. O her zaman, sadece kendisi için yapıyordu. Elhamdülillah. O yüzden, uyandır kendini. Anla, bunu al ve uyduğu şekilde hayatına uygula. Eğer bu dünyada ayrıcalıklı olduğunu düşünüyorsan, iyi öyle zannet. Ama, değilsin.. Eğer, “Ben insanım, aklım var” diyorsan, “Ruhum var ve nefsim var”. Sen ayrıcalıklı değilsin. Umurumda olmaz, yüksek makamlara ulaşsan, evliya olsan da hala ayrıcalıklı değilsin. Peygamberler bile bu dünyada ayrıcalıklı değiller. Sen mi ayrıcalıklı olacaksın? Olamayız. İnsan için unutmaması gereken şey şu; “Kul olduğunu bilmek.” Ve kulluk, ‘duymak ve itaat etmek’tir.

Eğer Allah’ın sana, şu anda ne dediğini duymuyorsan... O, seninle şu anda konuşuyor. Eğer sana ne dediğini duymuyorsan, onu sana ileten başka bir kanalı duyman gerek. Radyoyu açmalısın. Eğer şu anda havadakileri yakalamaya yeteneğin varsa, çevrede dolaşan dalgaları, buraya gelen dijital ve ya analog dalgaları; burada ses var, evet… Onları duyabiliyorsan, radyoya ihtiyacın yok. Radyoyu açmazsın. Eğer duymuyorsan, radyoya ihtiyacın var. Radyoyu açmalısın ve kanalını bilmelisin. Hangi kanaldan sesi alacaksın? Radyoyu açabilirsin, kanalını bilmiyorsan, hala bir şey duyamayacaksın. Sadece bir sürü cızırtı alırsın. Çünkü burada sadece tek bir dalga yok, tek bir sözcük yok.

Şu an burada milyonlarca kelime dolaşıyor. Tıpkı okyanus gibi... Boşluk olduğunu mu düşünüyorsun? Hayır, değil. Bir sürü sözcük dolaşıyor. En üst semaya kadar, bir sürü sözcük dolaşıyor. Malayani, dedikodu, fitne, fesat… “Bunu seviyorum, ama şunu sevmiyorum. Bu bunu yaptı, bu şunu yaptı.” Gıybet... Bu sözler dolaşıyor. Orada. Sen söyledin. Onun hakkında konuştun. Ne? Sadece söylediğini mi sanıyorsun? Söz ağzından çıktı, tınısı devam ediyor. Ve söyleyenler... Kabil, babasına karşı başkaldıran, ona dedi ki; “Hayır, sen yanlış yaptın! Senin emrini sevmedim.” Bu ses hala çevrede dolaşıyor. Ve o Evliyalar bu sesi duyuyor. Bunlar Kabil’in sözleri... Babasına karşı nasıl ayaklandığı... Evet, eğer tüm bunları duymuyorsan, hala başka kanala ihtiyacın var demektir. Peygamberin söylediklerini duymak için.

Bizim Şeyh Mevlana’mız var. Evliyalar sultanı. Biz onu dinliyoruz. Şu anda ne söylüyor, duyuyor musun? Hayır... “Haydi radyoyu açalım, televizyon, internet ya da Facebook, şimdi sohbet veriyor. Sohbet veriyor, dinleyeceğiz.” diyor. Kalbine ne oldu peki? Kalbin çalışmıyor, ölü. O zaman nefsin çalışıyor. Bu sözleri şimdi tam olarak nefsine uyduğu şekilde alacaksın. Sonra da onun vekilleri için, bir sürü yanlış şey bulacaksın. Çünkü söylediklerinin hiçbirini anlamıyorsun. Bu bugünün insanına olan şey… Bu doğuda ve batıda her yerde oluyor, kadınlara ve erkeklere oluyor.

Sahibul Sayf Şeyh Abdülkerim el-Kıbrısi el-Rabbani (ks)

#ŞeyhAbdülKerimHz

OSMANLI NAKŞİBENDİ HAKKANİ DERGAHI

© 2020 Osmanlı Nakşibendi Hakkani Dergahı

 

  • Instagram
  • Facebook
  • YouTube